ABD yıprandı, güvenirliği zedelendi. Bu savaş İran’ın, Çin ve Hindistan ile ileride daha çok işbirliğine gitmesine neden olacak. Rakip koridorların önünü kesmenin yolu saldırmak değildi. ABD bu savaştan hiçbir şey kazanmadı. Hatta kaybetti.
Prof Dr Göktürk Tüysüzoğlu Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı.
- ABD ve İsrail saldırılarının amaçlarından birinin de Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi’nin (KYG) önünü kesmek olduğu yönünde yorumlar var. İran’a saldırıya bu gözle bakmak gerekir mi?
Çin’in Ortak Kuşak denilen ticari koridor projesinin, Çin sınırından Orta Asya sınırını takip ederek Kafkasya ve Hürmüz Boğazı’na hatta oradan Türkiye’ye bağlanan bir rotası var. Bu projede, hem Türkiye üzerinden Avrupa’ya hem de İran üzerinden Hürmüz Boğazı’na çıkılıyor. Benzer bir projede Hindistan için söz konusu.
- İkinci bir başka koridor mu?
Evet. Rusya’nın da dahil olduğu bu proje Kuzey Güney Koridoru olarak adlandırılıyor. Hindistan kendi ürünlerini Avrupa’ya buradan göndermeyi amaçlıyor. Yani hem Çin’in Kuşak ve Yol Projesi’ndeki Ortak Kuşak Koridoru için hem de Hindistan ve Rusya’nın Kuzey Güney Koridoru için İran’ın çok önemli bir rolü var. Çünkü İran her iki koridorun da kesiştiği noktada. Bu nedenle İran’daki savaş yalnız İran’ı ilgilendirmiyor. Öte yandan Trump’tan önce adımları atılan Hindistan–Orta Doğu–Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) denilen üçüncü bir proje daha var.
- Burada aktörler kim?
Başı ABD çekiyor. İsrail, Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn ve BAE var. Bunun da İsrail, Filistin ve Lübnan üzerinden Doğu Akdeniz’e çıkması planlanıyor. ABD’nin bu projesi hem Çin’in hem de Hindistan ile Rusya’nın geliştirdiği koridorlara rakip. ABD, kendi enerji koridorunu kurarak Çin ile Rusya ve Hindistan’ın projelerini engellemeye ve etkisizleştirmeye çalışıyor. Bu, Gazze’deki sürecin arkasında dahi var olduğu söylenilen bir inisiyatif. Çünkü Gazze’nin burada bir ticaret üssü olması amaçlanıyor. Özetle savaşın görünen sebepleri rejim değişikliği, nükleer hedef olsa da işin arkasında çok daha büyük bir resim var.
- Yakın zamanda Zengezur Koridoru’nun adı Trump Uluslararası Barış ve Refah Yolu (TRIPP) kısaca “Trump Koridoru” olarak değişti , Trump son olarak da Hürmüz için “Trump Boğazı” ifadesini kullanmıştı...
Zengezur Koridoru, ABD’yi Kafkasya’ya İran’ın hemen kuzeyine yerleştiriyor. ABD her ne kadar “Askeri olarak gelmeyeceğiz” dese de 99 yıllığına varlıkları söz konusu. Bu koridorun ortaya çıkışı İkinci Karabağ Savaşı sonrası. Ermenistan/Azerbaycan arabuluculuğunu Rusya yapmıştı ve bölgeye Rus sınır muhafızları yerleştirilecekti. Fakat son olarak iki ülkenin Trump’ın gözetiminde vardığı uzlaşıda Rusya yok. ABD’nin 99 yıllık varlığı İran’ın bölgesel çıkarlarına zarar verirken, Rusya’nın da elindeki kozlardan birini aldı. Çin’in Orta Koridor için önemli ayaklarından birini engelleyerek Kuşak Yol Projesi’nin ve Kuzey Güney Koridoru’nun ortasına yerleşti. Tüm bu çerçevede değerlendirdiğinizde işin yalnızca İran ve Hürmüz boyutunu ele almak yetersiz kalıyor.
- Kuzey Güney Koridoru’nun önemli aktörü Rusya’nın da İran Savaşı’nda avantaj sağladığından da söz ediliyor, siz ne dersiniz?
Enerji konusunda Rusya’nın avantajı oluşuyor. Rusya iç piyasadan kaynaklanan nedenlerle 1 Nisan’dan itibaren Temmuz sonuna kadar benzin ihracatını yasakladı ama ham petrol yönünden kazanacak. Rusya’nın eline böyle bir koz geçiyor. Çünkü İran savaşı başlamadan önce AB, Rusya’dan doğal gaz alımını da kesmeye karar vermişti. Bu kararı uygulamaları kolay görünmüyor. Trump savaş çıkardı, petrol ve doğal gaz fiyatını artırdı. Kendi üretimi kendine yetiyor. Bu arada Avrupa’ya da satarak kar edebilir. Yani hem Rusya hem de ABD aynı anda kazanacak.
‘ABD’NİN RAKİBİ ÇİN’
- “Rusya ve ABD anlaştı” diyenler de var...
Ukrayna krizi konusunda yaptıkları görüşmeler, Trump’ın Ukrayna’ya toprak konusunda uyguladığı baskıyı göz önüne alırsak ABD’nin Rusya’ya bu süreçte bir şey demediğini gözlemliyoruz. Öte yandan ABD asıl rakip olarak Çin’i görüyor. Rusya’yı Çin’den koparıp ABD’ye çekme stratejisi de var. Bunu yaparken de Rusya’ya bazı alanlar açılıyor.
- Hem çok uzun bir sınırları hem de uzun yıllara dayanan ilişkileri var. Bu koşullarda Rusya Çin’den ne kadar kopabilir?
Tam bir kopma olmaz. Rusya ve Çin’in birbirlerinden sağladıkları ekonomik kazanç ve enerji işbirlikleri çok büyük. Bu ilişkiyi kırmak zor. Rusya Çin’den aldığını ABD’den alamaz. Ama Çin ve Japonya örneği ABD için daha ideal olabilir. Yani işbirliği var ama gerginlik söz konusu. ABD’nin amacı, Çin ile Rusya arasında da buna benzer bir ilişki olması. Rusya’nın da Japonya ile benzer bir frenkansa geçmesi.
- Rusya bunu yapar mı?
Ben, Rusya’nın ABD hegemonyasının yıkılması ve çok kutupluluğa yönelik tavrına bakarak ABD’nin istediği çizgiye geleceğini düşünmüyorum. ABD ile stratejik işbirliği yapar ama Çin ile ilişkilerine zarar vermez.
- The Economist’in Trump ve Şi Cinping’in fotoğraflarının olduğu “Düşmanın hata yaparken asla müdahale etme” kapağı çok konuşuldu. ABD enerji projelerini baltalarken bir yandan da yıpranıyor mu?
ABD yıprandı, güvenirliği zedelendi. Bu savaş İran’ın, Çin ve Hindistan ile ileride daha çok işbirliğine gitmesine neden olacak. Rakip koridorların önünü kesmenin yolu saldırmak değildi. ABD bu savaştan hiçbir şey kazanmadı. Hatta kaybetti. Ne rejim düştü, ne zenginleştirilmiş uranyum alındı, ne balistik füze programı durdu, ne vekil güçler yok edildi. Zaten tartışmalı olan Hürmüz’ün konumu daha da tartışmalı hale geldi. İran geri adım atmazken ABD milyarlarca dolar harcadı. Belki Avrupa’ya “Boğaza gidin ve alın, koruyun” diye seslenerek, “Enerjiyi ben koruyordum, artık başınızın çaresine bakın” demiş oldu ve enerji fiyatları yükseldiği için kazanç sağladı. Ama bunların dışında ortada hiçbir başarı yok.
‘KLASİK İTTİFAKLAR BİTTİ’
- Bir yandan ABD Rusya’yı Çin’den koparmaya çalışıyor, diğer yandan yıllardır müttefiki olan Avrupa’dan kopmak ister bir görüntü veriyor. Günümüzde ittifaklar tam olarak netleşmedi mi?
Bugün tartıştığımız meselelerin arkasında bildiğimiz, klasik manada ittifakların olmaması yatıyor. Dünya bugün ne tek ne de çift kutuplu. Uluslararası sistem çok kutupluluğa dönüşüyor ve bu dönüşüm sancılı oluyor. Sistem içindeki güç sayısı ne kadar artarsa dengesizlik de o kadar artar. Bugün buna tanıklık ediyoruz. Sovyetler’den sonra tek kutupluluğa göre biçim alan yapının yıkıldığını, bölgesel güçlerin yükselişe geçtiğini görüyoruz.
‘TÜRKİYE’NİN TERCİHİ ÖNEMLİ’
- Türkiye çok kutuplu yeni dünya sisteminde nerede yer alacak?
İdeali, Türkiye’nin bu sistem içinde bölgesel güç olarak konumlanması. ABD ve AB arasındaki mesafe artarsa Türkiye’nin tercihi önemli rol oynayacak. Türkiye NATO’da çok önemli bir yere sahip. Adana’da bir kolordu yerleştirilmesi konuşuluyor. Bu NATO’nun Türkiye’ye nasıl bakıldığını gösteriyor.
- Nasıl bakılıyor?
Türkiye bir cephe ülkesi olarak görülüyor. Çünkü tehdidin yine doğudan geleceği öngörülüyor. Türkiye’ye güneydoğu kanadındaki sınır ülkesi mantığı ile bakılıyor.
RUSYA’NIN UYARI MESAJI
- Buna ek olarak İstanbul’da kurulacağı söylenen Deniz Unsur Komutanlığı’dan söz ediliyor ve hemen sonra Rusya’nın Ankara Büyükelçiliği’nden Mortrö’nün önemine dikkat çeken bir açıklama geliyor. Bu nasıl okunmalı?
Rusya, Türkiye’nin yıllardır Montrö’nün ilkelerini uyguladığından söz ederek NATO’nun buraya bir deniz misyonu yerleştirme ihtimali için ön alıyor. Türkiye’ye “Bunu yapma, yaparsan gerginlik artar” diye okuyabiliriz. Türkiye bir NATO ülkesi ki bu misyonun geniş çaplı olmadığı, deniz güvenliğiyle ilgili olduğu söyleniyor.
- Türk Ordusu varken Boğazlar’da NATO’ya neden gerek duyulsun?
Bizim güvenliği sağlayacak kapasitemiz elbette var. Bu girişimlerle Boğazlar, Ortadoğu sınır hattı, hatta Doğu Akdeniz NATO şemsiyesi altına alınmak isteniyor.
- NATO’nun geleceği tartışılırken bugüne kadar olmayan unsurların Türkiye’ye gelmesi ne kadar mantıklı?
“NATO içindeki tartışmalar yapısal mı yoksa Trump’ın bugünkü varlığıyla mı ilgili, Trump gittiğinde tartışmalar son bulacak mı” sorusu akla geliyor. Genel mantık olayı daha çok Trump’a bağlama yönünde. Ama ben bunun Trump’la biteceğini sanmıyorum. Türkiye’nin genel tavrının NATO’nun güçlenmesi yönünde olduğunu kamuoyuna yansıyan haberlerde görüyoruz. Öte yandan Türkiye için NATO’nun içinde yer almak dışında yer almaktan daha yararlı. Türkiye’nin NATO üyeliği İran’dan, Rusya’dan, Çin’den gelecek saldırıları değil de NATO içinden gelecek saldırıları engellemek adına önemli. Türkiye de bu yönde bir politika izliyor. Türkiye, NATO içinde olan bazı ülkelerin tutumuna bakarak NATO’nun içinde olmayı dışında olmaya tercih ediyor. Çünkü NATO içindeki tehdit dışarıdaki tehditten daha canlı görünüyor.
- Doğu Akdeniz’de İsrail, Güney Kıbrıs ve NATO üyesi Yunanistan birlikteliği de bu tehditlerden biri mi?
Bu üçlünün yakınlaşması uzun zamandır söz konusu. Odakta Doğu Akdeniz’deki enerji var. Başta Türkiye dışlanmıştı. ABD de Türkiye’nin dışlanmasını desteklemişti. Sonra kurulacak hattın güvenliğinin sağlanması noktasında Türkiye’ye ihtiyaç doğacağı için Türkiye dahil edilmek istendi ama Gazze meselesi çıkınca Türkiye tekrar dışlandı. Bugün Trump bu üçlüye destek veriyor ama Türkiye’nin de projenin içine sokulması gerektiği ABD’de baskın görüş olmaya başladı.
- ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack da “Türkiye ve Suriye, tüm dünya için enerjinin ana dağıtım merkezi olacak" sözleri bununla mı ilgili?
Barrack’ın söz ettiği Hürmüz’e alternatif olarak ifade edilen, Irak ve Suriye’yi geçerek Türkiye’ye ulaşan ve Doğu Akdeniz’e çıkan yeni bir boru hattı. Türkiye ve Suriye’nin terminal ülke olması planlanıyor. Bu plan, Türkiye’nin bölgedeki en güvenli ülke olduğu gerçeğiyle yapılıyor. İç siyasetteki Çözüm Süreci’ni de bu kapsamda okuyabiliriz. Enerji hatlarının gelebilmesi için Türkiye’nin güvenlik sıkıntısı yaşamaması gerekiyor.
- Blackrock CEO’sunun gelmesi de bununla bağlantılı mı?
Blackrock’ın en çok yatırım yaptığı ülkelerden biri Suudi Arabistan ve Barrack’ın söz ettiği projenin çıkışı da aynı ülke. Türkiye’nin enerji dağıtım merkezi olma misyonu gündemde olduğu için bu ziyaretin olmuş olma ihtimali yüksek.
TÜRKİYE’NİN ÖNEMİ GÜVENLİK
- Böyle büyük bir projenin merkezinde yer alırsak bizden ne istenecek?
Bu projelerin maliyeti çok büyük. Kazancı esas olarak yatırım yapan şirketler sağlayacak. Biz güvenlik ve istikrardan sorumlu olacağız. Karşılığında da Mavi Vatan’dan, Kıbrıs’ta, Yunanistan’da gerginliğe neden olan meselelerden vazgeçilmesi, örneğin Kıbrıs’taki iki devletli çözüm siyasetinin rafa kaldırılması ve özellikle Suriye’nin istikrarında Türkiye’nin daha uzlaşmacı olmasını istiyorlar.
- Kaybımız kazancımızdan daha çok olmuyor mu?
Plana göre kazanç, gelecek olan yatırımlar ve bunlar çok büyük bütçeli, stratejik projeler olduğu için Türkiye’ye yönelik olası saldırılar da önlenecek.
- Mavi Vatan’dan, KKTC’den vazgeçip, hatta belki güneyimizde bir terör devleti kurulmasına dahi göz yumulacak bir konuma “evet” denebilir mi?
Kendi adıma ulusal çıkarlar konusunu tartışmaya açmam. Ekonomik çıkarlar gerektirdiği için ulusal çıkarlardan geri adım atılmaz. Bazı şeyler masaya oturup konuşulacaktır ama bu ekonomik çıkarlar için ulusal çıkarların bir kenara bırakılacağı anlamına gelmez.
- Ulusal çıkarlardan vazgeçilerek bölgesel güç olunur mu?
Bölgesel güç olabilmenin en önemli koşullarından biri stratejik otonomiye sahip olmaktır. Bu durum, farklı küresel ve bölgesel güçlerle kurulacak ilişkiler çerçevesinde ulusal çıkar olarak görülen konuları tartışmaya açmadan ve onların arasındaki sorun alanlarından yararlanarak ve bu sorunların yüksek bir tırmanma sürecine varmasını engelleyecek şekilde tercihli işbirliği imkanlarını kullanarak hareket etmeyi öngörür. Ukrayna Savaşı esnasında izlenen tutum stratejik otonomi uygulamasının bir uzantısı olarak görülebilir. Bu bağlamda, ABD, Rusya, Çin ve AB gibi aktörlerin küresel pozisyonunu, hedeflerini ve aralarında sorun oluşturan hususları değerlendirerek, Türkiye’nin coğrafi, sosyo-kültürel ve ekonomik avantajları ekseninde ulusal çıkarları gözetmek gerekir. Türkiye’nin en büyük avantajı da bölgesinde yaşanan gelişmeler çerçevesinde sunduğu istikrar ve güvenlik iklimi olacaktır. Kıbrıs Meselesi ve Doğu Akdeniz ile Suriye gibi bölgelerde gerçekleştirilmesi planlanan projeler özelinde en fazla ihtiyaç duyulan unsurun da güvenlik ve istikrar olduğu ortadadır. Bu nedenle, ulusal çıkarlardan vazgeçmeden ve bu çıkarların aynı zamanda gerçekleştirilmesi planlanan projelerin güvenliği ve istikrarı olacağı kabulüyle hareket edilmesi ve bunun dış politika adımlarına yansıtılması gerekir.
PORTRE
1984’te Giresun’da doğdu. Doktorasını 2012’de İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler programında tamamladı. International Journal, Middle East Policy ve Uluslararası İlişkiler Dergisi gibi çok sayıda uluslararası ve ulusal hakemli dergilerde çalışmaları yayımlandı. Temel ilgi alanları Avrasya ve Geniş Karadeniz Havzası’nda güvenlik ile Türk Dış Politikası olan Tüysüzoğlu, Giresun Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde çalışmalarını sürdürüyor.
