Cumhuriyet gazetesinin Yuvarlak Masa Söyleşileri’nin ilk bölümü dün gazetemizde yayımlandı. Prof. Dr. Emre Kongar’ın moderatörlüğünde hukukçular Nazan Moroğlu, Dr. Başar Yaltı ve siyaset bilimci Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu’nun katılımıyla gerçekleşen ilk bölümde; rejim bunalımı ne zaman, nasıl başladı, nasıl ilerleme kaydetti ve bugünden sonra ne yapılmalı konuları masaya yatırıldı. Sorunu ve nedenlerini tespit ederek çözümü ortaya koyan Moroğlu, Yaltı ve Kalaycıoğlu son turda sözlerini konuyu rakamlarla destekleyen örneklerle tamamladı.
"YURTTAŞ DEMOKRASİ İŞLEYİŞİNDEN MEMNUN DEĞİL"
- KONGAR: Şimdi son turumuza geçiyoruz. Ne eklemek, nasıl bağlamak isterseniz, söz sizde.
- KALAYCIOĞLU: Türkiye bir demokrasi olma özelliğini büyük ölçüde yitirdi. Seçimlere giderken saha araştırmaları yapıyoruz. 2018 seçimleri ve 2023 seçimleri öncesinde yaptığımız saha araştırmasında demokrasiyle ilgili soru sorduk. Dedik ki “Genel olarak Türkiye’de demokrasinin işleyişinden ne derece memnunsunuz”. 2018’e giderken demokrasinin işleyişinden memnun olmadığını belirten kitle toplam yüzde 38.6 idi. Yani yüzde 60 küsuru demokrasi ile yönetildiğimizi düşünüyordu. En son seçime baktığımızda “Demokrasinin işleyişinden memnun değilim” diyenlerin oranı büyük ölçüde arttı ve yüzde 54 küsura çıktı; ancak seçmenin bu kez yüzde 46 kadarı artık memnuniyet duydukları bir demokrasiyle yönetildiklerini düşündüğünü belirtti.
‘BİREY DEĞERLİDİR’
Bir diğer soru da “Demokratik bir şekilde yönetilen bir ülkede yaşamak sizin için ne kadar önemli”. 2018’de “Pek önemli değil” diyenlerin oranı yüzde 5 civarındaydı. Bu oran 2023’te yüzde 9 civarına yükseldi. Demokrasiye inanç azalıyor ve demokrasi olma özelliğimiz yavaş yavaş yitirilmeye başlanıyor. Bu koşullarda demokrasiye dönmemiz gerektiğini ve neden dönmemiz gerektiğini anlatmamız gerekiyor. Demokrasi temel itibariyle otoriter ve totaliter rejimlerden farklı olarak insanların vakarlı biçimde hayat sürdürmeleri için tasarlanmış bir rejim. Diğerlerinde böyle bir hedef yok. Birey ön plana çıkarılıyor, bireye değer atfediliyor. Demokrasilerde her birey değerlidir, oyda eşittir.
1983’te seçimlere giderken o zamanki 67 ilde “bir kişi, bir oy” ilkesi bertaraf edilerek her birine, nüfuslarından bağımsız olarak bir sandalye verildi. Böylece İstanbul’a verilen bir sandalye ile Kilis’e, Bayburt’a verilen bir sandalye aynı miktarda seçmene tekabül etmeyecek bir biçimde temsil çarpıtılmış oldu. İkincisi bazı illerimizde seçmen sayısı yeterli değil. Çünkü yurtdışı dahil 64 milyon seçmen, 600 de sandalye var.
Yani her seçim çevresinde bir sandalyeye 100 bin küsur civarı seçmen isabet etmesi gerekiyor. Bazı illerimizde bu kadar seçmen yok. Ama oraya sandalye veriyorsunuz. Hatta nüfustan bağımsız olarak 1983’te her ile tahsis olunan bir sandalyenin yanı sıra bir sandalye daha tahsis olunduğunda bu illerde iki sandalye oluyor. Bu, küçük illere daha önce sahip olmadıkları türden bir temsil imkânı sağlarken büyük illere de temsilde adaletsizlik veya haksızlık yapılmış oldu. Sonuç itibarıyla adil seçim yapmak için gereken “bir kişi, bir oy” ilkesi 1983’ten beri ihlal edildi.
- KONGAR: Bu hiç tartışılmıyor...
- KALAYCIOĞLU: Çünkü seçim kazanan siyasal parti ve liderlerin işlerine gelmiyor, temsil adaletini sağlamak için dahi olsa eşitlik sağlarlarsa küçük illerden büyük tepki görecekler.
- KONGAR: Küçük illerde sanayi çok gelişmemiş olduğu için işçi yok, feodal ilişkiler hâkim değil mi?
- KALAYCIOĞLU: Köylü esaslı muhafazakârlığın yaygın olduğu yerler bu az nüfuslu olan iller. 1980 askeri darbe hükümeti bunları ön plana çıkardı. Dolayısıyla çok nüfuslu illerin ve seçim çevrelerinin gücünü ve etkisini olabildiğince azalttı. Bu bakımdan son kuruluşundan itibaren defolu bir demokrasiye sahibiz. Demokraside, herkesin hukuk önünde eşit olduğu, insanların kendi başına bazı haklara sahip olduğu bilincini yaygınlaştırmak kritik öneme sahip. Bu aynı zamanda bir iletişim meselesi.
Kadın erkek, sınıfsal, yaşlı genç vb. olarak herkesin eşit olduğu, herkesin aynı haklara, aynı oya sahip olduğu, aynı derecede etkili olduğu bir yapı insanların vakarlı olarak yaşamasını sağlayacak yapıdır.

‘HUKUK ES GEÇİLEMEZ’
Bir başka açmazımız, bizde hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü kavramları pek iyi anlaşılmış değil. Geniş kitle, özellikle kırdan kente göçtükten sonra kentin varoşlarında tutunmaya çalışırken bu süreci hukuku kullanarak yaşamadı, bilakis hukuka karşı siyaseti kullanarak yaşadı. Dolayısıyla sorunlarını hukuku es geçerek tapu almak, belediye hizmetlerini temin etmek suretiyle çözmek gibi girişimleri hep siyasetle oldu. Dayandığı temel, 1940’lardan beri gelen popülist patronaj mekanizmaları. Bunun ilk ve en başarılı örneği Demokrat Parti. İlkay Sunar’ın bu konuda bir konferans tebliği ve bir de kitap makalesi var. Ona atfen söylüyorum. Demokratik gibi gözüken örgütler esas itibarıyla popülizm yaparak, patronaj dağıtarak halkla devlet arasındaki ilişkiyi kurmayı başarmışlar ve temel itibarıyla hayata geçirmişlerdir. Bu ilişkilerin çalışması bir, hukukun güçlenmesini değil, tersine devre dışı kalmasını ve ondan sakınılmasını gerektiriyor. İki, büyük ölçüde yolsuzluk nedeni oluyor. Aynı zamanda patronaj mekanizmalarını iyi kontrol edemediğinizde bütçe açıklarına neden oluyor, bitmez tükenmez enflasyon dönemleri yaşıyoruz. İktisadi sonuçları var. Bunların iyi anlatılması lazım. Hukuka önem vereceğiz, hukuku düşman görmeyip bilakis onu da kullanarak yaşamımızı iyileştimek, sosyoekonomik refahımızı artırmanın yollarını bulmamız gerektiğinin seçmenlere iyi anlatılması, demokrasinin yerleşmesi için kritik öneme sahiptir.
- MOROĞLU: Geldiğimiz süreçte insan hakları ihlalleri yaşıyoruz. Hukukun üstünlüğüne saygı, adalete güven kalmadı. Türkiye’nin yeniden tabandan gelen bir hareketle aydınlarıyla, akademisyenleriyle, öğretmenleriyle, her alandan yurttaşlarıyla ve gençleriyle Cumhuriyetimizi yeniden kuruluş ilkelerine bağlı bir şekilde ayağa kaldırmamız gerekiyor. Türkiye’nin yeniden bir aydınlanmaya ihtiyacı var. Bunu başaracağımıza inandığımız için sokaklardayız. Fakat en önemlisi eğitim. Laik, bilimsel, karma, kamusal eğitimin yeniden yapılandırılması gerekiyor, aksi halde bambaşka bir nesil yetiştirilmek istendiğinin farkındayız. Laiklik, kadın erkek eşitliğinin, demokrasinin temel kriteridir, sahip çıkmak için mücadeleye devam edeceğiz.
‘TOPLUM HAKSIZLIĞI YAŞAYARAK GÖRÜYOR’
- YALTI: Ersin Hoca’nın söylediklerinin yansımasını Adalet Bakanlığı’nın “Sayılarla Yargı” bölümünde görüyoruz. Örneğin ceza mahkemelerinde 2 milyon 263 bin 928 dosya var. İcrada 24 milyon 650 bin 580 dosya var. Sırf bu yıl, 15 Nisan itibarıyla 2 milyon 940 bin icra dosyası açılmış. Savcılık rakamları 5 milyon 909 bin 631. Herkes CİMER’e şikâyet dilekçesi veriyor. CİMER’e başvuru sayısı milyarları geçmiş. Artık toplum hukuktan, haktan vazgeçmiş, kurumlardan umudunu kesmiş, tek kişiye bağlı, ondan medet uman bir duruma gelmiş. Bu arada bence toplum mevcut tek adam düzeninin kendisine bir yararının olmadığının da çok farkında. Eskiden sadece siyasal davaları konuşurduk, şimdi yurttaşlar her gün bir açmazın, bir kavganın, bir olumsuzluğun içinde olduğu için adliyelerde günü geçiriyor. Bizzat haksızlığı hukuksuzluğu yaşayarak görüyor. Düzenin böyle gitmeyeceğini yaşayarak fark ediyor. Mahkemelerin dertlerine çare olmadığını öğreniyor. Dolayısıyla bu düzen değişsin istiyor. Bence, insanların, toplumun hayatına dokunan noktaları öne çıkaracak şekilde politika izlenir, örgütlenme yapılır ve bunun yaratıcı sloganları bulunursa seçmen değişime ve değiştirmeye hazırdır.
- KONGAR: Cumhuriyet gazetesinin Yuvarlak Masa Söyleşileri hem ekonomik hem de anayasal ve hukuksal sorunlarla devam edecek. Okur ve izleyenlerimize teşekkür ediyoruz.
