Geçmiş yıllarda popüler olan ketojenik diyet veya aralıklı oruç gibi kısıtlayıcı yöntemlerin yarattığı "diyet yorgunluğu"nun ardından, beslenme dünyasında ibre daha basit ve sürdürülebilir bir yönteme döndü. Sosyal medyada ve sağlık platformlarında hızla yayılan "Fibermaxxing" akımı, tabaktaki gıdaları eksiltmek yerine, lif oranı yüksek besinleri (baklagiller, tam tahıllar, sebzeler) artırmayı hedefliyor. Lifin, sindirilemeyen bir karbonhidrat türü olması nedeniyle midede hacim kapladığı ve sindirim sürecini yavaşlattığı bilinmektedir.
Yapılan klinik araştırmalar, yüksek lifli beslenmenin vücudun doğal tokluk mekanizmasını desteklediğini ortaya koydu. Basit karbonhidratların aksine, lif açısından zengin öğünlerin kan şekerinde ani dalgalanmalara (insülin pikleri) yol açmadığı saptandı. Kan şekerinin dengeli seyretmesi, gün içindeki ani tatlı krizlerini ve sürekli atıştırma isteğini biyolojik olarak engeller, bu sayede kalori saymaya gerek kalmadan kilo kontrolü kolaylaşır. Lif sadece bir zayıflama aracı değil, aynı zamanda bağırsak mikrobiyotası için hayati bir "yakıt". Bağırsaklardaki yararlı bakteriler lif ile beslenir ve bu süreçte kısa zincirli yağ asitleri üretir.

Uzmanlara göre, "Fibermaxxing" uygularken dikkatli olunması gerekir. Günlük lif tüketim hedefinin yetişkinler için ortalama 30 gram ancak bu miktara aniden çıkılması gaz ve şişkinlik gibi sindirim sorunlarına yol açabilir. Lif alımı kademeli olarak artırılmalı ve beraberinde tüketilen su miktarı mutlaka günde 2,5-3 litre seviyesine çıkarılmalı; aksi takdirde lif bağırsaklarda tıkanıklığa neden olabilir.