Beş duyu efsanesi yıkılıyor: İnsanların 30’dan fazla duyusu olabilir

Beş duyu efsanesi yıkılıyor: İnsanların 30’dan fazla duyusu olabilir

14.01.2026 17:10:00
Güncellenme:
Haber Merkezi
Takip Et:
Beş duyu efsanesi yıkılıyor: İnsanların 30’dan fazla duyusu olabilir

Yüzyıllardır beş duyu üzerinden açıklanan insan algısı, yeni araştırmalara göre çok daha karmaşık bir yapıya sahip. Uzmanlar, denge, beden farkındalığı ve içsel sinyallerin de bağımsız duyusal sistemler olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.

İnsan duyuları uzun yıllardır görme, işitme, koku alma, tat alma ve dokunma olmak üzere beş temel başlık altında sınıflandırılıyor. Ancak nörobilim ve bilişsel bilim alanında yapılan güncel çalışmalar, bu yaklaşımın insan algısını açıklamakta yetersiz kaldığını ortaya koyuyor. Bilim insanlarına göre insanların 20’nin üzerinde, hatta 30’dan fazla duyusal sisteme sahip olabileceği belirtiliyor.

“BEŞ DUYU” SINIFLANDIRMASI YETERLİ DEĞİL

Uzmanlara göre geleneksel beş duyu yaklaşımı, yalnızca dış dünyadan gelen uyaranlara odaklanıyor. Oysa denge, vücut pozisyonu, sıcaklık, ağrı ve iç organlardan gelen sinyaller gibi süreçler de kendine özgü mekanizmalarla çalışan ayrı duyusal sistemler olarak değerlendiriliyor. Bu durum, algının yalnızca göz, kulak ya da deriyle sınırlı olmadığını gösteriyor.

Oxford Üniversitesi’ndeki Çaprazmodal Araştırma Laboratuvarı’nın direktörü Charles Spence de duyuların birbirinden tamamen bağımsız çalışmadığını vurguluyor. Spence’e göre insan algısı, tek tek duyular üzerinden değil, sürekli etkileşim hâlindeki bir ağ üzerinden işliyor.

TAT ALGISI TEK BİR DUYUYLA AÇIKLANMIYOR

Tat algısı, duyuların iç içe geçtiğini gösteren en güçlü örneklerden biri olarak öne çıkıyor. Dil yalnızca temel tatları algılayabilirken, yiyeceklerin gerçek “lezzet” deneyimi; koku molekülleri, dokusal özellikler ve sıcaklık gibi unsurların birleşimiyle ortaya çıkıyor. Bu nedenle günlük hayatta “tat” olarak tanımlanan deneyimin, birden fazla duyusal sistemin ortak ürünü olduğu belirtiliyor.

Image

DENGE, BEDEN FARKINDALIĞI VE İÇSEL SİNYALLER

Araştırmalarda; vücudun uzaydaki konumunu algılamayı sağlayan propriyosepsiyon, denge ve yön hissini yöneten vestibüler sistem, kalp atışı ve açlık gibi içsel sinyalleri izleyen interosepsiyon gibi süreçlerin de ayrı duyular olarak ele alınabileceği ifade ediliyor. Bazı bilim insanları, kişinin bedenini “kendine ait” hissetmesini sağlayan mekanizmaları da bu çerçevede değerlendiriyor.

DUYULAR ÇEVREYE GÖRE DEĞİŞEBİLİYOR

Deneysel çalışmalar, duyuların sabit olmadığını ve çevresel koşullardan etkilendiğini de ortaya koyuyor. Bazı araştırmalarda yürüyüş sırasında işitilen ayak seslerinin değiştirilmesinin beden algısını etkilediği, gürültülü ortamlarda ise tat algısının farklılaştığı gözlemlendi. Bu bulgular, duyuların birbirini sürekli etkilediğini gösteriyor.

“33 DUYU” TARTIŞMASI BÜYÜYOR

Bilim insanları algıyı, tek tek duyuların toplamı olarak değil; koordineli ve dinamik bir süreç olarak tanımlıyor. Görme, işitme, koku ve dokunma gibi sistemlerin sürekli etkileşim içinde çalıştığına dikkat çekilirken, “beş duyu” yaklaşımının öğretici bir çerçeve sunsa da insan algısının karmaşıklığını tam olarak yansıtmadığı belirtiliyor.

İlgili Konular: #organ #dokunmak