Ege’nin iki yüzü: Tarih, mitoloji ve sessizliğin kıyısında Foça

Ege’nin iki yüzü: Tarih, mitoloji ve sessizliğin kıyısında Foça

20.06.2026 12:00:00
Güncellenme:
 Ege’nin iki yüzü: Tarih, mitoloji ve sessizliğin kıyısında Foça

Bir yanda adında yeni geçmesine rağmen ruhunda eski Ege'yi saklayan Yeni Foça, diğer yanda paranın ve denizciliğin tarihini yazan antik Phokaia... Berrin Karadeniz ve Nilay Küçük’ün hazırlayıp sunduğu İki Bavul Bir Mikrofon’un rotasında bu hafta sessizliğin kıyısında, mitolojinin ve gastronomik lezzetlerin izinde bir Foça yolculuğu var.

Ege kıyılarının klasik bir yaz tatili lokasyonunun ötesinde; sakinliğin, tarihin ve mitolojinin harmanlandığı en özel köşelerinden biri olan Foça, yan yana uzanan ancak birbirinden tamamen farklı iki ayrı karaktere ev sahipliği yapıyor. Birbirine komşu Eski Foça ve Yeni Foça, ziyaretçilerine hem bozulmamış bir Ege sessizliği hem de binlerce yıllık bir denizcilik tarihi sunuyor.

"YENİ" ADINDA SAKLI RSKİ BİR EGE RUHU

Son dönemde kendi sadık kitlesini oluşturan Yeni Foça, adındaki "yeni" ibaresine tezat olarak ruhunda geleneksel Ege kasabası dokusunu yaşatıyor. Sahil boyunca sıralanan taş evleri, küçük balıkçı tekneleri ve butik işletmeleriyle öne çıkan kasaba, kitle turizminin telaşından uzak, yavaş ve dingin bir tatil anlayışını barındırıyor.

Yeni Foça’dan Eski Foça’ya uzanan sahil yolu ise Ege’nin en gizemli mitolojik noktalarından biri olan Siren Kayalıkları’na ev sahipliği yapıyor. 

MİTOLOJİNİN SESİ VE KARATAŞ SFSANESİ

Orak Adası yakınlarındaki bu ıssız adacıklar, Yunan mitolojisinde büyüleyici sesleriyle denizcileri ölüme çeken kuş gövdeli ve kadın yüzlü yaratıkların yuvası olarak biliniyor. 

Homeros’un Odysseia Destanı’na da konu olan ve Kral Odysseus’un gemi direğine kendisini bağlatarak bu ölümcül seslerden kurtulduğu kayalıklar, Foça’nın en sembolik anlatılarından birini oluşturuyor. Kentin bir diğer köklü anlatısı ise nerede olduğu bilinmeyen gizemli "Karataş" efsanesi; inanışa göre Foça’da bu taşa basanlar bir daha bu topraklardan kopamıyor.

ANTİK DENİZCİLERİN MİRASINDAN KORUNAN FOKLARA

Yeni Foça’dan içeriye doğru tırmanıldığında ulaşılan tarihi Kozbeyli Köyü, taş evleri ve meydanındaki geleneksel kahve kokusuyla tipik bir Ege sığınağı sunarken, Eski Foça’ya geçildiğinde zamanın ritmi tamamen antik döneme evriliyor. Antik dönemdeki adıyla Phokaia, denizciliğin bir şehir kimliği olduğu köklü bir İyon kenti olarak dikkat çekiyor. Antik çağda Akdeniz’e açılarak Fransa kıyılarına kadar uzanan koloniler kuran ve Anadolu’da ilk elektron sikkeyi (parayı) basan bu güçlü kent, ismini ise bugün nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan Akdeniz foklarından alıyor.

BEŞ KAPILAR’IN BEKÇİLİĞİ VE TARİHİ ZİRVELER

Eski Foça’nın sokaklarında Bizans, Ceneviz ve Osmanlı dönemlerinin izlerini taşıyan tarihi Beş Kapılar Kalesi, şair Ataol Behramoğlu’nun dizelerinde tasvir ettiği gibi adeta kentin bekçiliğini yapıyor. Şehri yukarıdan seyreden tarihi yel değirmenleri, aşağıda pelikanların ve balıkçı teknelerinin eşlik ettiği liman manzarasına açılıyor. Yarımadanın kuzeydoğusundaki kayalık yükseltide, kente tamamen hakim bir noktada yer alan Athena Tapınağı ve doğu yüzündeki sunak alanı ise Phokaia’nın antik ihtişamını günümüze taşıyor.

TADI DAMAKTA KALAN EGE GASTRONOMİSİ

Deniz börülcesi, kabak çiçeği dolması ve Girit ezmesi gibi mezelerin yanı sıra levrek marin ve ahtapot gibi deniz ürünleriyle Ege gastronomisinin en güçlü temsilcilerinden olan Foça, kapanışı damla sakızlı muhallebi ve dondurma gibi geleneksel lezzetlerle yapıyor. 

Kalabalığın azaldığı ancak denizin sıcaklığını koruduğu bahar veya eylül-ekim aylarında ziyaret edilmesi önerilen Foça; Yeni Foça’da sakinliği, Eski Foça’da tarihi, Kozbeyli’de köy hayatını ve Siren Kayalıkları’nda mitolojiyi ziyaretçileriyle buluşturuyor.