Şerbet ve goncalar

08 Aralık 2023 Cuma

Kurgusal işlere büyük anlamlar yüklenmesi oldukça tartışmalı bir durum. Ancak yeterli inceleme yapıldığında da bazı anlamlı sonuçlar çıkarmak mümkün. Peki Türkiye’nin güncel ruh halinin izini haftalık televizyon dizilerinden sürmek mümkün mü?

Dizilerle haşır neşir olmayan büyük bir kitle için bu sorunun yanıtı, kocaman bir “Hayır”. Çünkü dizilerdeki yaşamın, gerçeği yansıtmadığını düşünenlerin sayısı çok. Ancak bana sorarsanız dizilerde işlenen konular, karakterlerin yaklaşımları bize çok fazla şey söyleyebilir.

Tüm bunları yazmamın nedeni “Kızılcık Şerbeti” isimli yapımın reytinglerdeki başarısının yanında toplumdaki kutuplaşmayı gözler önüne seren senaryosu ve bu sayede kitleler üzerinde yarattığı, reytinginin de üzerine çıkan etkisi.

“Kızılcık Şerbeti” uzun süredir ekranda olan bir yapım ve artık “Ben hayatta televizyon izlemem” diyenlerin bile konusuna kabaca vakıf olduğunu düşünebiliriz. Ancak pazartesi günü ekran yolculuğuna başlayacak “Kızıl Goncalar” isimli dizinin de tıpkı “Kızılcık Şerbeti” gibi laik-muhafazakar ekseninde oluşturulan bir senaryoya sahip olması yakın zamanda yükselecek bir “trend”i işaret ediyor: “Toplumsal konulara parmak basan diziler” dönemi.

Evet, yakın zamanda daha sık göreceğimiz biçimde toplumun kırılgan noktalarını bir ölçüde sağaltan, bir ölçüde kaşıyan diziler daha sık ekranlarda olacak. Ancak burada başarı ölçütü için bir öngörüde bulunacak olursam yine Kızılcık “Şerbeti”ne dönmem gerekir.

Bana sorarsanız dizinin başarısı senaristlerin yarattığı bir illüzyonda gizli. Altın Kelebek Ödülleri’nde “En İyi Senaryo” ödülünü de kazanan dizi, muhafazakar-laik ayrışmasındaki kodları o kadar başarılı biçimde işliyor ki her iki tarafa da “Bu dizi bizim haklılığımızı kanıtlamak için çekilmiş” alt metnini vermeyi başarıyor.

Tamamen şahsi düşüncem, gelecekte bu yapımın başarısına öykünüp toplumsal kutuplaşma alanlarında gezinmeye çalışan yapımları bir kısmı “Her iki tarafa da istediğini vermekte” o kadar başarılı olamayacak ve ülkede süregelen siyasi havanın da etkisiyle ummadıkları sorunlarla karşılaşacak.

Peki, “gerçeği yansıtmayan” diziler ne olacak? Aslında o dizilerin de gerçeği yansıtmadığını söylemek biraz haksızlık olur. Belki de tek sorunları, çatışma noktalarını zengin-fakir, yalı-gecekondu ekseninde, erken dönem Türk edebiyatındaki yalıları mekân edinen romanlarından 70’lerin somut sınıfsal çatışmasına uzanan çerçeve içinde yani bir zamanların “sert” gerçeğinde oluşturmalarıydı.

Belki bugüne kadar bu çatışma noktalarının ekran başındaki alıcıları çoktu ama son yılların gerçeği, ay sonunu zor getirip belli kültürel tüketim ürünleri ve eğlence alanlarına uzaklaşmış ama hâlâ nasıl oluyorsa, sosyal medyada eleştirilerini düzgün bir üslupla sıralayabildiği ve ana muhalefet partisine oy verdiği için belli bir zümrenin parçası olarak görülüp Yeşilçam’daki (Bağdat Caddesi’nde oturan) “kötü-hayırsız-umursamaz zengin çocuğu” parantezinde değerlendirilen “aslında olmayan” bir kuşağa dahil olmak.

Bu gerçek ötesi gerçeklik içinde, kimse kusura bakmasın “Dedesi hariciyeci, babası büyükelçi, amcası bilmemneci” zengin ailelerin akıllı ama fakir ailenin çocuğuna uyguladığı “Sen en fazla 30-40 bin maaş alan beyaz yaka olursun” çıkışını yemiyor. 70’ler paradigması yerine “statükocu Kemalizm'in 100 yıllık zulmü” ikiliğini devreye sokmaya çalışırken eline yüzüne bulaştıran liberal sol-muhafazakar zihniyet hariç.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Gelecekten bir yazı 19 Nisan 2024
Mutluluk bize… 14 Nisan 2024
Yıkılan kaleler 5 Nisan 2024

Günün Köşe Yazıları