Nuh Tepesi
Deniz Yıldırım
Son Köşe Yazıları

Nuh Tepesi

05.06.2021 06:00
Güncellenme:
Takip Et:

Cenk Ertürk’ün başarılı filmi Nuh Tepesi, geçen yıl mart ayında pandemi tedbirleri açıklanmadan önce sinemada izlediğim son filmdi. Şimdi dijital platformlarda da erişilebilir durumda. Bu sevindirici. Üzerine konuştuğumuz kitapların, filmlerin daha geniş kitlelere ulaştırılması; kültür-sanat yaşamına uygulanan adı konmamış ambargo döneminde, kültürel ile siyasal arasına çekilen kalın duvarları ortadan kaldırarak çözümleme yapmanın öneminin daha da belirginleştiği şu günlerde mecburi görünüyor bana.

Filmi, yine serimiz bağlamında, akışa direniş ve akışa teslimiyet dinamikleri arasındaki gerilim hattında ele almaktan yanayım. Eksileri, eksikleri değil; esere saklı cevheri bulmayı önemsiyorum bu seride.

Hikâyede İbrahim (Haluk Bilginer) ölmek üzere; son arzusu, çocukluğunda köyde diktiği ağacın altına gömülmek. Ömer (Ali Atay) ise bu arzuyu yerine getirmek için babasına eşlik ediyor. Ve baba ile oğul arasındaki gerilimi merkezine alarak başlayan hikâye, köye vardıklarında daha kamusal vasıflar etrafında belirginleşiyor. Köyde sıra sıra otobüslerin dizildiğini görüyorlar. Seyyar satıcılar da yol kenarlarında tezgâh açmış. İnsanlar, Nuh peygamberden kalma olduğuna inandıkları bir ağaca kutsallık atfetmiş ve ona doğru yürüyorlar. Dua ediyor, dilek tutuyor, adak adıyorlar.

İşin ilginci, bu ağaç aslında Ömer’in babası İbrahim’in diktiği ve altına gömülmek istediği ağaç. Yıllar önce arazi kavgası yüzünden ailece göç etmişler. Onlar gitmiş, çitleme gerçekleşmiş. Birileri 49 yıllık ağacı 4 bin yıllık ilan etmiş, etrafında bir “kutsallık ekonomisi” kurmuş. Her yerden insan çekiyor ve ziyaret yerinde oluşan ekonomik pastadan pay alıyorlar. Bu yerel iktidar blokunun merkezinde muhtar var. Bir yandan Nuh ağacına kutsallık atfederken, diğer yandan da kışın dışarıdan gelecekler için yol kapanmasın, değirmen dönsün diye yol açtırıyor, ağaçların köklerine kazmayı vurduruyor muhtar karakteri. Bu çelişkiler iyi işleniyor filmde. Ama böyle kalmıyor. Ömer ve babası işin peşine düşüyor. Bir süre sonra görünmez engelleri, tuhaflığı sezen Ömer, babasının mücadelesini de üstleniyor. Fakat karşılarında örgütlü bir direnç ağı var. Jandarma polise gönderiyor. Polis de işi ciddiye almıyor. Tapuda hak arıyorlar, “depoyu su bastı, sizin evraklar kayıp” yanıtıyla karşılaşıyorlar. Kaymakam köye geliyor, durum ona iletiliyor. Sonuç yok elbette. 

Ağaç kutsallaştırılmış olsa da hak arayışının önündeki engeller dünyevi. Ne ilginçtir ki yaşayanların isteklerine açılan ağaç, ölmek üzere olan bir kişinin son isteğine kapatılıyor. Toprağı, doğayı çitleyen sömürü ekonomisinde, hukuku askıya alan siyasal işleyişle kutsalı işlevsel kılan ideoloji, yönetici sınıfların hegemonyası için hep böyle ikili bir işlev görüyor. Buna yine Carl Schmitt üzerinden “siyasi ilahiyat” diyelim. Tevfik Fikret’e de “beşerin böyle dalâletleri vardır” dizeleriyle selam gönderelim. Diğer yandan filmde imam karakterinin bu yönetici düzeneğin dışında sunulmasını da “siyasal İslamcı” ile “din sömürmeyen Müslüman” arasındaki ayrıma dönük yerinde bir müdahale olarak okuduğumu da belirtmeliyim.

NOMOS İŞLEYİŞİ

Bu noktada aklıma yine Schmitt’in nomos kavramı geliyor. Schmitt, düzenin mekân üzerindeki örgütlenme aşamalarını ele alırken kullanıyor bu kavramı. Nomos bir yerin etrafını çevirme, çitleme sürecinden bağımsız oluşmuyor. Toprağın ele geçirilmesi, ayrılıp bölünmesi ve ardından buradaki istisnai düzenin kurucu bir iktidar biçimini üretmeye başlaması. Yeni egemenlik, tam da bu etrafı çitle çevrilen yerde çekirdeğini buluyor; siyasetiyle, ekonomisiyle, ideolojisiyle oradan yayılıyor. Wendy Brown da belirli bir toprağı ele geçirip sınır çekme ile kutsallaştırma arasındaki bağlantıya vurgu yapıyor haklı olarak: “Kutsal mekân ile egemen iktidarı hem kurar hem de birbirine bağlar çit.”

Nuh Tepesi filminde Nuh ağacı etrafında kurulan ilişkileri böyle bir nomos, kutsallaştırılmış yeni egemenlik biçiminin inşası bağlamında okumaktan yanayım. Türkiye’de yaşadığımız da tam olarak bu. Birileri zora dayalı siyasal ilişkilerle toprağa, suya, doğaya el koyuyor. Halkı maddi zor ile bastırıp manevi umutlarla sustururken kendi ekonomik pastasını büyütüyor. Filmde Nuh ağacının etrafında gelişen ilişkiler böyle de, İkizdere’de, Kaz Dağları’nda farklı mı? Atatürk Orman Çiftliği’nin ortasına dikilen Saray’ın adım adım istisnadan kurala dönüşmesi, kendi egemenliğini, sınırlı bir mekân üzerinden başlayarak bütün ülkeye etki eden bir rejim şeklinde yayması bize yabancı mı? Bu nedenle filmdeki “84” plaka göndermesini, sırf köyde, kasabada geçiyor diye bu filmi bir taşra anlatısı içine sıkıştırarak yorumlayanların çerçevesinden çıkarmak, “hiçbir yer”deki “her yer”i görmek gerekiyor. Nuh Tepesi’nde modeli sunulan üç ayaklı istisna düzeni (el koyarak biriktirme, istibdat, maneviyat sömürüsü) bugün kurala dönüştü. İşin özü budur.

Öyleyse Nâzım Hikmet’le bitirelim: “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.” Tek tek Nuh ağaçları özgürleşmeden, orman da kardeşleşmiyor. Bir gün Nâzım’ı ülkesinin topraklarına, düşlediği o ağacın altına gömebilmek umuduyla.

Yazarın Son Yazıları

Cumhuriyet’e veda

Cumhuriyet’e veda

Devamını Oku
04.06.2022
‘Koalisyon eşittir kriz’ formülü üzerine

‘Koalisyon eşittir kriz’ formülü üzerine

Devamını Oku
21.05.2022
Geçim siyaseti, aday siyaseti

Geçim siyaseti, aday siyaseti

Devamını Oku
07.05.2022
Hak mücadelesi

Hak mücadelesi

Devamını Oku
30.04.2022
23 Nisan ve iki halkçılık

23 Nisan ve iki halkçılık

Devamını Oku
23.04.2022
Enstitülü kuşak ve gelecek zaman

Enstitülü kuşak ve gelecek zaman

Devamını Oku
16.04.2022
‘Sonra hayat devam etti’

‘Sonra hayat devam etti’

Devamını Oku
02.04.2022
Değer mi hiç?

Değer mi hiç?

Devamını Oku
26.03.2022
Savaş ve siyaset

Savaş ve siyaset

Devamını Oku
19.03.2022
Transit

Transit

Devamını Oku
12.03.2022
Savaş (05 Mart 2022)

Savaş

Devamını Oku
05.03.2022
Ukrayna

Ukrayna

Devamını Oku
26.02.2022
Cemre düştü

Cemre düştü

Devamını Oku
23.02.2022
İttifaklar, temsiller ve adlandırmalar

İttifaklar, temsiller ve adlandırmalar

Devamını Oku
16.02.2022
Güneşli Pazartesiler

Güneşli Pazartesiler

Devamını Oku
12.02.2022
En uzun gece

En uzun gece

Devamını Oku
09.02.2022
Çatlak

Çatlak

Devamını Oku
05.02.2022
Rejimin yeni aşaması

Rejimin yeni aşaması

Devamını Oku
02.02.2022
Borç

Borç

Devamını Oku
29.01.2022
‘Siyasetin sonu’

‘Siyasetin sonu’

Devamını Oku
19.01.2022
Ahlat Ağacı’nın borç toplumu

Ahlat Ağacı’nın borç toplumu

Devamını Oku
15.01.2022
Kişiselleşme değil ortak çözüm programı

Kişiselleşme değil ortak çözüm programı

Devamını Oku
12.01.2022
Deli İbram Divanı

Deli İbram Divanı

Devamını Oku
08.01.2022
İki ülkeden Türkiye’ye

İki ülkeden Türkiye’ye

Devamını Oku
05.01.2022
Boric’den Babiš’e, Şili’den Çekya’ya

Boric’den Babiš’e, Şili’den Çekya’ya

Devamını Oku
29.12.2021
Kâğıt

Kâğıt

Devamını Oku
25.12.2021
Geçim ve seçim: Şili dersleri

Geçim ve seçim: Şili dersleri

Devamını Oku
22.12.2021
Tatar Çölü’nden Tatar Ramazan’a

Tatar Çölü’nden Tatar Ramazan’a

Devamını Oku
18.12.2021
Yeni model

Yeni model

Devamını Oku
15.12.2021
Joker

Joker

Devamını Oku
11.12.2021
Milli Görüş partileri

Milli Görüş partileri

Devamını Oku
08.12.2021
Drogolaşma ve Don Kişotlaşma

Drogolaşma ve Don Kişotlaşma

Devamını Oku
04.12.2021
Birincil ittifak

Birincil ittifak

Devamını Oku
01.12.2021
Oblomov’dan Don Kişot’a

Oblomov’dan Don Kişot’a

Devamını Oku
27.11.2021
‘Yoksulluk Kader Olamaz’

‘Yoksulluk Kader Olamaz’

Devamını Oku
24.11.2021
Labirent

Bir intiharın genel provası

Devamını Oku
20.11.2021
Akışına bırakmak

Akışına bırakmak

Devamını Oku
17.11.2021
Kalabalığa kaçış

Kalabalığa kaçış

Devamını Oku
13.11.2021
Yeni kamuculuk ve kooperatifler

Yeni kamuculuk ve kooperatifler

Devamını Oku
10.11.2021
Truman kaçışı

Truman kaçışı

Devamını Oku
30.10.2021