Deniz Yıldırım

Yönetme krizlerinde mafya

19 Mayıs 2021 Çarşamba

Ekonomik birikim olanaklarının tıkandığı, krizin baş gösterdiği koşullarda, yönetenler henüz paraya, ranta açılmamış ne varsa bunu paraya tahvil etmek ister. İbni Haldun’un tarihsel yöntemiyle yorumlarsak, dışarıdan kaynak akışının iyi olduğu, ganimet elde etme ve paylaşma üzerine inşa edilmiş düzen böyle dönemlerde iyice sarsılır; sarsıldıkça da yönetenler içeride vergiye yüklenmeye başlar. Ekonomi dışı zorlama gücü bu koşullarda merkezileşir. Kamusal, dayanışmacı modeller tasfiye edilir. Bu süreç, Marx’ın “ilksel birikim”, Samir Amin’in “haraççı” dediği modeli andırır. Zorla el koyma süreci, emeğiyle geçinen yoksulların ortak tarlasına, yaylasına, suyuna, kamu hizmetine saldırma, karşı koyulamaz vergi yükleriyle yurttaşın belini bükme eğilimini pekiştirir.

Bu da geçenlerde yine sözünü ettiğim Japon düşünür Kojin Karatani’nin “B tipi mübadele” saptamasına götürür bizi. Tarihsel mübadele modelleri olarak A tipinde karşılıklılık, B tipinde haraç ve yağma, C tipinde ise liberallerin çok sevdiği ifadeyle “serbest piyasa”, meta mübadelesi, ekonomik süreçler baskındır. C tipi liberalizm krize girince, toplum ya aşağıdan yukarıya, A tipi modeli de barındıran bir karşılıklı dayanışma biçimine geçişin yollarını döşer ya da topluma karşı, ekonomi dışı zorlama gücünün baskın hale geleceği bir haraç ve yağma düzeni yukarıdan aşağıya gelişir. Otoriter rejim bu ikincisini temsil eder.

Bu ortamda, kapitalistleşme ve merkezileşme/ulusal bütünleşme süreçlerini daha geç yaşayan ülkelerde bir semptom olarak mafya da doğar. Öyleyse mafyanın güç kazanması, yönetenlerin güçlü olduğu dönemlerin değil, yönetme ve birleştirme zorlukları yaşadıkları dönemlerin gerçekliğidir. Demek ki bir hegemonya krizinin ön belirtisi olarak da okunabilir.

Ancak mafya aynı zamanda, merkezi iktidara doğrudan rakip olmadan, devletin tamamlayamadığı işlevleri de yerine getirmeye başlayarak merkezi iktidar blokunun bir parçası haline de gelebilir. Burada artık legal ile illegal arasındaki sınırlar bulanıklaşır. Devletin şiddet tekeli, mafyanın merkezi devletin krizini gidermek adına yapabildikleri oranında, belirli bir aşamaya kadar bu yapılarla paylaşılmaya başlanır. Bu da mafyanın devlet içinde yerel ya da merkezi çeşitli aygıtlarda temsil edilmesine, korunmasına, ayrıcalıklı pozisyon üstlenmesine kadar gidebilir. Nitekim Pino Arlacchi, Mafya Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu adını taşıyan kitabında bunu İtalya’dan örneklerle anlatır.

İTALYA’DAN KOLOMBİYA’YA

İkincisi, mafyanın sahnede görünürleşmesi, yazının başında anlattığım ekonomik birikim krizleriyle, bu krize bağlı olarak da haraççı/talancı ekonomi modeline geçiş sürecinin gereklilikleriyle de uyumludur. Mafyanın birikim stratejisinin de haraç ve ekonomi dışı zor/mülksüzleştirme üzerine kurulu olduğu düşünülürse, krize giren yönetimlerin tarzının belirli bir dereceye kadar mafyalaşmaya açık hale geldiği görülebilir. Demek ki etkileşim karşılıklıdır. Diğer yandan birikim krizi, mafyatik yapılar eliyle başta uyuşturucu olmak üzere yeni, yüksek getirili ürünlerin pazarının genişletilip güvence altına alınması yoluyla da aşılmaya başlanabilir. Geçmişte Kolombiya’da yaşananları buna örnek olarak verebiliriz.

Üçüncü belirti, ikincisiyle bağlantılıdır. Talan ve haraç yoluyla birikime yönelen iktidarlar, kitlelerin yoksulluğunu, geçim zorluğunu eskisi kadar ciddiye almamaya başlar. Böylece devletin sosyal nitelikleri iyice geriler; iş, aş krizi baş gösterir. Bu aşamayı “yeniden dağıtım krizi” olarak adlandırabiliriz. Mafya, özellikle işsizliğin yoğun olduğu, gelişmemiş bölgelerde, hızlı mülksüzleşme yoluyla şehre göç etmiş yoksullar arasında kendisini bir “yardım kuruluşu” gibi, hegemonik olarak işte bu koşullar altında inşa eder; kitleselleşir, taban ve kadro genişletir.

İlginçtir, son küresel salgın döneminde, İtalya’dan Meksika’ya kadar geniş bir coğrafyada, merkezi devletin salgında ihmal ettiği yoksullara mafya örgütlerinin sosyal yardım kolileri götürerek yeniden ulaşmaya başladığı yönünde haberler sıklaştı. Bizdeki yapıların bu sosyal içerik ve örgütlenmeden henüz yoksun olduğunu, bu açıdan sınıf bilinçlerinin daha az geliştiğini söylemek mümkün. Bunda ise bizim gibi ülkelerde mafyatik yapıların, devletin yerini doldurmaktan ve boşluklarında büyümekten ziyade, devletin daha da sosyalleşmesini isteyen ilericilerin, kontra faaliyetlerle, zor gücüyle bastırılması sürecinin bir parçası olarak büyütülmüş olmasının da rolü var elbette.

Not: Umarım gün gelir, kendi yaratabildiğimiz gündemler üzerine de konuşuruz. Yaşasın tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye idealimiz. Yaşasın 19 Mayıs ruhu.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

‘Erken seçim’den önce 23 Haziran 2021
Cinayeti Gördüm 19 Haziran 2021
‘Çökme’nin teorisi 16 Haziran 2021
Polisiye futbol 12 Haziran 2021
7 Haziran 9 Haziran 2021