Jale Özgentürk

Dolarla işimiz var!

14 Ağustos 2020 Cuma

Hazine Bakanı Berat Albayrak’ın döviz yorumuna ihracatçı da şaşırdı

“Dövizdeki artış ihracatta rekabetçiliği getiriyor, vatandaşa ne?” Hazine Bakanı Berat Albayrak’ın dövizdeki artışa ilişkin yorumu özetle böyleydi. Oysa dövizdeki aşırı artış ne ihracatçıya ne de vatandaşa yarıyor. Vatandaşa faturası çarşı pazarda çıkmaya başladı bile.

Bugünlerde bir buzdolabı ihtiyacımız var. Bunun için çeşitli markaları araştırıyoruz. Ancak piyasada fiyatlar belirsiz. Çünkü artan kurları yansıtmak için listeler yeniden belirleniyor. Yaklaşık yüzde 6 zam bekleniyor. Dövizdeki artıştan vatandaşa ne?

Bu soruya kendi özelimden bir yanıt vererek girmek istedim. Dövizdeki artış vatandaşa “zam” demek. Son günlerde ekonomideki olumsuz gidişe ve dövizdeki engellenemeyen yükselişe sessiz kalan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, sonunda hayli neşeli bir sohbetle açıklamalar yaptı. O güldükçe sosyal medyada tansiyon yükseldi.

Özellikle “dövizdeki yükselme vatandaşı ilgilendirmiyor. Dövizle maaş mı alıyorsunuz, döviz borcunuz mu var, yorumu ise biraz da olsa ekonomiye aşina olanları çileden çıkardı. Devletin Hazine Bakanı’na ekonomi öğretecek değiliz tabii ki?

Eminim ki bu sözleri siyasetçi şapkasıyla, tartarak söyledi. Ancak vatandaşın bu durumdan nasıl etkilendiğini hatırlatmak görevimiz diye düşünüyorum. Çok değil iki gün önce bu konuda Cumhuriyet olarak ekonomistlerle görüşerek bir haber hazırlamıştık.

Muhabir arkadaşım Gamze Bal, haberinde vatandaşın nasıl etkilendiği ve etkileneceği şöyle sıralanmıştı:

- Yüksek kur seviyesi, uzun dönemde yüksek enflasyona, sofraya gelen her ürünün zamlanmasına, alım gücünün düşmesine yol açacak.

- İthalatı pahalılaştırıp, yabancı makine ve girdilere gereksinim duyan yatırımları, dolayısıyla büyüme ve istihdamı yavaşlatacak. Bu da işsizliği derinleştirecek.

- Faizler kaçınılmaz biçimde yükselecek. İhtiyaç kredileri, kredi kartı maliyetleri sıçrayacak.

- Dövizin yükselmesi 431 milyar dolar olan Türkiye’nin dış borçlarının ödenmesini zorlaştıracak. Her 10 kuruş artış, 43.1 milyar lira daha fazla nakit çıkışı demek.

- Doğalgaz ve petrolün TL karşılığının artmasıyla önümüzdeki yıl ısınmak daha da pahalılaşacak. Türkiye’de vatandaşın dolarla işi yoksa geçeceği köprüyü, gideceği şehir hastanesini yapan Türk şirketler ödemelerini neden dolarla alıyor? Bu soruya da eğlenceli bir yanıt alırsak vatandaş olarak mutlu olacağız!

Gıda otomatı ile alan el, vereni görmüyor

Süzer Grubu’nun veliahtlarından biri olan Serhan Süzer, holdingi bırakıp kendi kanatlarıyla uçmaya karar vermişti yıllar önce. Greenpeace gibi çevreci örgütlere üye olan Süzer’in en fazla mutlu olduğu konu yoksulluğu ve israfı azaltacak projeler.

İş insanı arkadaşlarıyla kurduğu Temel İhtiyaç Derneği’nin (TİDER) de başkanı olan Süzer, Kadıköy Belediyesi ile yeni bir çalışma başlatmış: “Gıda otomatı projesi.” Kadıköy Belediyesi, TİDER ve Oxivo işbirliği ile gerçekleşen gıda otomatı projesinin amacı hem pandemi nedeniyle artan bulaşım riskini en aza indirmek, hem de yardımlaşma sırasında “alan elin veren eli” görmemesini sağlamak.

Tespit edilen ihtiyaç sahipleri cep telefonlarına gönderilecek SMS’te yer alan şifreyi, otomat üzerindeki panele girerek alabiliyor. İlk etapta 100 haneye ulaşılacak. Son derece anlamlı bir proje. Duyurmadan edemedim.

Rekabetçi kur kaç lira demek?

Doların her yükselişinde aynı bahane gelir gündeme. “İhracatta daha rekabetçi olacağız.” Yıl 2013. Dönemin Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mehmet Büyükekşi, ihracatçıların kârlılık için rekabetçi kur istediğini söylüyor ve “İhracatçımız, enflasyona göre dengelenmeyen bir kur ile rekabet edemiyor.

TL bazda tüm girdiler enflasyon oranında artarken, kurların ise yatay seyrettiğini görüyoruz. O yüzden döviz kuru sepetinin 2.10 TL seviyesinin üzerine kalmasını ve sonrasında da kademeli olarak 2.20 TL seviyesine yükselmesi gerektiğine inanıyoruz” diyor. Yıl 2018. Yine rekabetçi kur söylentileri gündemde.

Reuters’ta yer alan bir yoruma göre “Ekonomi yönetiminin TL’nin ‘biraz’ değer kaybına göz yumarak ihracata nefes vermek, iyice coşan tüketici kredilerinin de ithalatı artırmasını engellemek istemesi mümkün, fakat riskli.” Ve aynı yorum şöyle devam ediyor: “Belki de son günlerde dolar/TL 5.93’e yükselirken kamu bankalarının seyirci kalması yeni bir duruşu yansıtıyor. Yalnız, bu anlamda kullanıldıysa, rekabetçi kur TL’nin dolara karşı en az yüzde 5 belki yüzde 10 değer kaybını gerektirir.

Lakin, hükümet dolar/TL’nin 6.00, hatta 6.30’a kadar müdahalesiz yükselmesine izin verebilir mi? Bu durumda enflasyon ve dolarizasyon sorunları ile nasıl başa çıkılır? Biz cevabı bilmiyoruz, ama Albayrak’a göre, bu yıl ekonomide “ince ayar” yılı, herhalde bir planı vardır” görüşleri yer alıyor.

Bugün ise dolar 7.30 seviyelerinde gidip geliyor. Bakan Albayrak ise kurun ihracat için rekabetçi olacağını söylüyor yine. Bu durumda şu soru ortaya çıkıyor. Bu seviye rekabetçiyse 100 milyar dolara yakın döviz neden heba edildi?


Yazarın Son Yazıları

Kamu-halk işbirliği 11 Eylül 2020
Karabük karıştı 28 Ağustos 2020
MUÇEV bilmecesi 21 Ağustos 2020
Dolarla işimiz var! 14 Ağustos 2020
Film yeni başlıyor 7 Ağustos 2020
Eylül korkusu 31 Temmuz 2020
Fındık oyunu 24 Temmuz 2020
Paylaşım ekonomisi 17 Temmuz 2020
Markalar sarsılıyor 10 Temmuz 2020
Sesleri duyulmadı 3 Temmuz 2020
5G’yi Çin’den almayın 26 Haziran 2020
Temel gelir kampanyası 19 Haziran 2020
Rusya’dan turist zor 5 Haziran 2020