Atatürk’ün Laiklik Anlayışı - Doç. Dr. Hüner TUNCER
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Atatürk’ün Laiklik Anlayışı - Doç. Dr. Hüner TUNCER

21.09.2021 06:00
Güncellenme:
Takip Et:

Son günlerde ülkemizde laiklik konusu belirli çevrelerce yeniden gündeme getirilmekte ve bu konuda halkımızda kafa karışıklığına neden olunmaktadır.

Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük önderimiz Atatürk laikliği şöyle tanımlamaktaydı: “Din ve mezhep, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse hiçbir kimseyi ne bir din, ne de mezhep kabulüne zorlayabilir.”(1) Kişiler dinsel inançlarında özgürdürler; devlet ve toplum, dinsel inançlarından ötürü kişilere ayrıcalık yapamaz. Kişiler de kendi aralarında inançları ne olursa olsun, birbirine karşı saygılı olmak zorundadır.

Yine Atatürk’ten laiklik konusunda birkaç alıntı yapalım: “Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dini yoktur. Devlet idaresinde bütün kanunlar, nizamlar, ilmin çağdaş medeniyete temin ettiği esas ve şekillere, dünya ihtiyaçlarına göre yapılır ve tatbik edilir. Din telakkisi vicdani olduğundan, Cumhuriyet, din fikirlerini devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin çağdaş olarak ilerlemesinde başlıca muvaffakiyet etkeni görür.”(2)

“Artık Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok uzaktır. Bu gibi oyuncular varsa, kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar. Mazinin dalgınlıkları, paslı durgunluklarının Türkiye halkının dimağından silinmiş olduğunda şüphe ve tereddüde yer yoktur. Eriştiğimiz mesut vaziyetten bir adım geriye gitmek, kimsenin söz konusu etmeye dahi yetkili olmadığı kati bir hakikattir.”(3)

Laiklik, cumhuriyetçilik ilkesiyle birlikte yeni devletin siyasal biçimini, halkçılık ile birlikte toplumsal özelliklerini, milliyetçilik ile çağdaş ve ilerici milliyetçilik olarak yeni bütünleştirici ideolojinin önemli bir parçasını ve devletçilik ile birlikte ekonomik yapıyı belirliyordu. Devrimcilik ise laikliğin güncel olarak özüydü.(4)

Atatürk’e göre laiklik, geniş anlamıyla sosyal özgürlük problemiydi. Amaç hukuk, eğitim, kültür alanlarını dinsel dogmaların denetiminden kurtarmaktı.

LAİKLİK, DİN DÜŞMANLIĞI DEĞİLDİ

Atatürk ile arkadaşlarına yakıştırılan din düşmanlığının altında yatan olay şuydu: Atatürk, toplumda din adamlarının siyasal, toplumsal ve kültürel etkinliklerini azaltmıştı; çünkü din, yozlaşmış uygulamalar yüzünden, o dönem için tutucu bir ideoloji niteliğine bürünmüştü. Bunun suçu da İslam dininde değil, toplumun genel gerileyişine koşut olarak yozlaşan din adamlarında ve onların işlevlerindeydi. Yoksa Atatürk dönemindeki hükümetler, dine karşı doğrudan tavır almak yerine, yararlanabilecekleri ölçüde, dinden ve din adamlarından yararlanmışlar ancak kendi devrimlerini tehlikeye düşürecek durumlarda, dine doğrudan doğruya müdahale etmişlerdi.(5)

Atatürk’ün laikliğinin en güzel kanıtlarından biri Ulusal Kurtuluş Savaşı boyunca din adamlarıyla işbirliğine gitmiş olmasında da görülebilmekteydi. Atatürk, dine ancak kendisinin siyasal ve toplumsal reformlarına engel olduğu zaman karşı çıkmıştı.

Laiklik ilkesinin Türkiye’de yaşama geçirilmesi kolay olmamıştı. Osmanlı devletinde padişahlık ile hilafet kurumlaşmış bir din anlayışını ortaya çıkarmıştı. Padişahlar, iktidarlarını belirli bir soydan gelmek kadar, Tanrı’nın bir isteği biçimine de dönüştürmüşlerdi. Tanzimat ve Meşrutiyet hareketleriyle Batılılaşma yolunda çabalar harcanmış ancak padişahlar, din ile dünya işlerini ayırmak, medrese yerine üniversite kurmak ve aklın özgürlüğünü sağlamak üzerinde duramamışlardı.

Toplumu ve devleti din etkisinden çıkarıp modernleşme sürecine sokmak ancak Atatürk gibi eşine rastlanamayan bir liderin ortaya çıkmasını gerektirmişti.

DOÇ. DR. HÜNER TUNCER


(1) A. Âfetinan, Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün El Yazıları, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara, 1969, s.56.

(2) Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1999, s.77.

(3) Age, s. 77.

(4) Emre Kongar, Atatürk ve Devrim Kuramları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, TİSA Matbaası, Ankara, 1981, s.394.

(5) Age, s.397.

Yazarın Son Yazıları

‘Savaş suçu’ ve ‘savaş etiği’ üzerine - Ziya Yergök

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı üzerine başlayan savaşın, insan kaybı, çevre felaketi ve petrol fiyatlarının yükselmesiyle küresel boyuttaki ekonomik etkileri yanında, İran’ın Minab kentindeki bir kız okulunun ABD’ye ait Tomahawk füzeleriyle vurularak 168 kız öğrencinin öldürülmesi tüm dünya genelinde büyük bir tepkiye neden oldu, “savaş etiği” ve “savaş suçu” konusu yeniden gündeme geldi.

Devamını Oku
04.04.2026
Ya 3 Nisan 1930 olmasaydı?

1924 Anayasası’nın 1. maddesinde yer alan “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.” hükmü, yalnızca bir yönetim biçiminin ilanı olmayıp aynı zamanda bir imparatorluğun küllerinden doğan yepyeni bir yaşamın ilk nefesidir.

Devamını Oku
03.04.2026
Ebru Teğmen…

Nereden nereye sevgili okur, ‘’Fatmagül’ün suçu ne?’’ sorusunu hemen tanıdınız değil mi?

Devamını Oku
03.04.2026
İmamoğlu, üniversite ve diploma - Tahsin Yeşildere

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde bulunan Girne Amerikan Üniversitesi’nden İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi İngilizce programına Ekrem İmamoğlu tarafından 1990 yılında...

Devamını Oku
02.04.2026
TBMM’nin denetim işlevi - Cihangir Dumanlı

Çağdaş demokrasilerin önkoşulu yürütmenin (hükümetin) eylem ve işlemlerinin seçmenler tarafından denetlenebilir, sorgulanabilir olmasıdır.

Devamını Oku
01.04.2026
ABD/İsrail-İran savaşı - Hikmet Sami Türk

28 Şubat 2026 sabahı ABD ve İsrail’in İran genelindeki hedeflere eşgüdümlü hava saldırılarıyla başlayan savaş devam ediyor.

Devamını Oku
01.04.2026