Olaylar Ve Görüşler

Eğitimin gericilikle sınavı

15 Ekim 2019 Salı

YAZAR:Nazım Mutlu
Ulusal Eğitim Derneği Genel Başkanı

Eğitimde gelinen yolun taşları yaklaşık 75 yıl boyunca adım adım döşenmiştir. Ancak, “en gerçek kılavuz” olan bilim yerine hurafeye ve baskıcı uygulamalara dayalı eğitim siyasasıyla iktidar artık duvara dayanmıştır.

Ülkemizde yüzyıllarca ulaşılamayan bilimsel ve laik eğitimin temeli, Cumhuriyetle, 3 Mart 1924’te çıkan 430 sayılı Öğretim Birliği (Tevhidi Tedrisat) Yasası’yla atılır. Bugün de geçerliliğini koruyan, ancak karşıdevrim iktidarlarınca içi boşaltılan Öğretim Birliği Yasası, 2. Dünya Savaşı sonrasında ülkemizin yön değiştirmesiyle anlamını yitirir. Günümüzde eğitimin aldığı biçim, ilk büyük kırılması Köy Enstitülerinin kapatılmasıyla başlayan, sonraki yıllarda da aşama aşama bu kırılmaya eklenen yeni adımlarla karşıdevrimin yarattığı sonucun ürünüdür.
Gerekçesinde “Bir millet bireyleri ancak bir eğitim görebilir. İki türlü eğitim bir ülkede iki türlü insan yetiştirir. Bu ise, duygu ve düşünce birliği ile dayanışma amaçlarını tamamen yok eder” denilen Öğretim Birliği Yasası ile tüm okullar Maarif Nezareti (Eğitim Bakanlığı)’ne bağlanmış, çok başlılık ortadan kaldırılarak eğitim ve öğretimde ulusal bütünlük sağlanmıştır. 1928’de Millet Mektepleri’nin, 1932’de Halkevleri ile sonrasında halk okuma odalarının açılması, 1933’teki Üniversite Reformu, 1936’da Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan’ın Atatürk’ün yönlendirmesiyle başlattığı “Köy Eğitmeni Projesi”, 17 Nisan 1940’ta eğitim tarihimizin en parlak kurumları olan Köy Enstitülerinin açılması, genç Cumhuriyetin erişilebilir, karma, laik ve bilimsel eğitim yolunda kısa sürede kat ettiği yolun kilometre taşlarıdır.

Günümüze uzanan karşıdevrim atağı
Karşıdevrimin kıpırdanışları 10 Kasım 1938 sonrasında başlar. 1943’te toplanan 2. Milli Eğitim Şûrası’nda Köy Enstitüleri aleyhine başlatılan yaygın kulis çalışması, yakın gelecekte olacakların habercisidir. Nitekim 1946’da Köy Enstitülerinin mimarları Bakan Hasan Âli Yücel ve Genel Müdür İsmail Hakkı Tonguç görevlerinden alındı ve yerine Köy enstitülerine karşı olan Reşat Şemsettin Sirer getirildi. 1947 ve 1948’de çıkarılan 5012 ve 5210 sayılı yasalarla köylü yurttaşların kendi okullarını yapma yükümlülüğünün kaldırılması; 1947-1948 öğretim yılında Enstitülerin öğretim kadrosunu yetiştiren Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nün kapatılması; 1947’de çıkarılan bir yönetmelikle öğrencilerin okul yönetimine etkin katılımlarının önlenmesi; 1954’te Köy Enstitülerinin ilköğretmen okullarıyla birleştirilmesi gibi temeli sarsan adımlarla 18. yılına girmek üzere olan AKP iktidarına bağlanan karşıdevrim süreci, ülkemizi, özellikle 4+4+4’le simgeleşen bugünün parçalı, Sünni İslam öğretisi odaklı, 150-200 yıl öncesinin sıbyan mektepleriyle medreselerine dönüşü amaçlayan dayatmaların yaşandığı günlere getirdi.

Büyük kırılma
Sirer’le başlayan imam hatipçilik, özellikle sağ iktidarların din sömürüsüne dayalı siyasalarında öncelikli araç olarak kullanılmıştır. 1950-1960 arası DP iktidarının başbakanı Adnan Menderes’in 27 Kasım 1954’te kendi milletvekillerine söylediği “Siz anayasayı değiştirip hilafeti bile getirebilirsiniz” sözüyle hızlanan uygulamaların yüzlercesinden birkaçını anımsamak, bugünü anlamamızı kolaylaştırır. İşte:

Unutulmaması gerekenler
“Bu Hakkı Tonguç, değil İlk Tedrisat Umum Müdürü, değil Talim Terbiye heyeti azalığı, değil resim hocalığı, Türk çocuğunun karşısına çıkamayacak kadar bu memlekete hıyanet etmiş bir adam olması sıfatıyla onun oradan tutulup atılması, şükür olsun, bize nasip olmuştur” (Tevfik İleri, DP Dönemi Milli Eğitim Bakanı, 19 Kasım 1951). “... biz laik okullara karşı imam hatip okullarını bir ‘alternatif’ olarak düşünüyoruz. Devletin kilit mevkilerine yerleştireceğimiz kişileri bu okullarda yetiştireceğiz” (Cevdet Sunay, 1966-1973 arası Cumhurbaşkanı). “İmam hatip okullarının gayesi sadece din adamı yetiştirmek değildir. Dinini bilen Türk vatandaşı doktor, mühendis, hâkim olsa daha iyi değil mi? (...) Şayet Kuran kursları veya din eğitimi, bu kanuna (Tevhidi Tedrisat) ters düşüyorsa yanlış olan din eğitimi değildir, Tevhidi Tedrisat Kanunu’dur” (Başbakan Süleyman Demirel). “Din dersinin zorunlu olarak devlet okullarına konması için çalışmalar sürdürülüyor” (Hasan Sağlam, 12 Eylül döneminin Milli Eğitim Bakanı). “Bakan Vehbi Dinçerler, il ve ilçe Milli Eğitim Müdürleri toplantısında, ders kitaplarında Cumhurbaşkanı’nın direktifleri doğrultusunda yüzde 70 oranında İslami görüşe yer verildiğini açıkladı” (Güneş, 17 Ekim 1985). “Aydın Ortaklar Öğretmen Lisesi’nde kız ve erkek öğrencilerin birlikte yemek yemeleri yasaklandı (Milliyet, 28 Haziran 1986). “Akyazılı Eğitim Vakfı Özel Aziziye Lisesi, Başbakan Özal tarafından açıldı. Nurcuların liderlerinden Fethullah Gülen’in kurduğu Akyazılı Vakfı’na ait olduğu öne sürülen liseye alınan 500 öğrencinin vakıf tarafından seçildiği bildirildi” (Güneş, 4 Aralık 1987). “Milli Eğitim Gençlik ve Spor Müdürü’nün önerisi üzerine, eski Tunceli Valisi Kenan Güven’in, vaizlerin ilkokullarda öğretmenlik yapmasına ‘olur’ verdiği öğrenildi. Vali, Cumhuriyet muhabirine ‘Bunlar konuya vâkıf kişilerdir’ dedi” (Cumhuriyet, 23 Şubat 1987). “Aydın’da yaşları 10-12 arasında değişen, açık renk kıyafetli 30 kadar çocuk her gün beyaz elbiseli, yeşil fesli ‘dini lider’ Mustafa Tutkan’ın önderliğinde ilahiler söyleyerek şehir turu yapıyor” (Hürriyet, 29 Ağustos 1987). “Erbakan, Tarsus ve Mersin’de yaptığı konuşmalarda ‘İktidara geldiğimizde tüm ortaokul ve liselere tefsir ve hadis dersleri koyacağız.” (25 Ocak 1988 günlü gazeteler). “Ankara- Sincan Lisesi’nde öğrencilerin yılbaşı nedeniyle birbirlerine aldıkları hediyelerin okul müdürü Musa Durdu tarafından ‘yılbaşı örf ve âdetlerine aykırı’ diye toplatıldığı bildirildi” (Cumhuriyet, 3 Şubat 1988). “Yarıyıl tatilinde MEGS Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ortaklaşa düzenlediği ‘Öğrenci Umresi’ne katılanların çoğunluğunu imam hatip liseleri oluşturdu. Bu yıl Umre’ye Isparta Lisesi’nden 10 öğrenci, 27 öğretmen ve eşleri katıldı” (Milliyet, 20 Şubat 1989).

Sonuç
Eğitimde gelinen yolun taşları yaklaşık 75 yıl boyunca adım adım döşenmiştir. AKP’nin eğitim sistemini -özellikle 2012’de başlattığı “4+4+4” uygulamasıyla- din odaklı sonuca ulaşmak için elindeki bütün resmi ve sivil yapılarla olağanüstü zorlaması sonucu bugün sayısı 4 bin 500’ü bulan imam hatip ortaokul ve liselerinde 1 milyon 300 bin öğrenci öğrenim görmektedir. Eğitimimizin gericilikle sınavını bugünkü iktidarın salt imam hatipçilik tutkusuyla da sınırlamamak gerekir. Bakanlığın bütün eğitim kurumlarında dayattığı kadrolaşmanın, ders izlenceleriyle kitapları bilimdışı içerikle doldurmasının yol açtığı olumsuz sonuçlarını yaşıyoruz. Gelişmeler karşısında olması gereken örgütlü müdahalenin gerçekleşmemesi de bu sonucun bir başka nedenidir.
Yaklaşık bir buçuk yıl önce atanan iktidarın yedinci Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, bir kısım laik çevrede oluşan iyimser beklentiyi boşa çıkarmakta gecikmemiş, iktidarın öteden beri izlediği çizgiye ayak uydurmuştur. Ancak, “en gerçek kılavuz” olan bilim yerine hurafeye ve baskıcı uygulamalara dayalı eğitim siyasasıyla iktidar artık duvara dayanmıştır. Halk, özellikle okul seçiminde başvurulan zorlamalara, dayatmalara açık tutumla dur demektedir. Dikkat edilirse okul sayısındaki artışa karşın- son üç yıldır imam hatiplerdeki öğrenci sayısında artış yerine duraklama ve gerileme söz konusudur. Bu durum, uzun süredir uzaklaşılan Cumhuriyetin karma, bilimsel, laik ve halkçı eğitim temelinde kaçınılmaz olarak yeniden buluşulacağının önemli göstergesidir.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları