Olaylar Ve Görüşler

"Sen Türkçem Kadar Güzelsin" - Prof. Dr. Yakut IRMAK ÖZDEN

11 Kasım 2020 Çarşamba

Okurlarımızın çoğunun anımsayacağı gibi, yazımın başlığı Nâzım Hikmet'in Ferhat ile Şirin” eserinden bir alıntı.. Ferhat, Şirin'e olan aşkını, ona böyle seslenerek dile getirir. Kanımca Nâzım'ın pek çok dizesini o denli etkileyici ve kalıcı kılan özelliklerden birini burada yine görürüz:

Tek bir insana karşı duyulan aşk gibi tümüyle bireysel bir duygunun, bütün bir ülkenin ortak mirası olan dil kadar toplumsal bir olguyla ustaca harmanlanması... Yanlış hatırlamıyorsam bu eser, Gülriz Sururi - Engin Cezzar Tiyatrosu'nda 1970'li yıllarda sahnelenmişti.

Engin Cezzar Ferhat, G
ülriz Sururi'yse Şirin'in ablası Mehmene Banu rolündeydi. Bu güzel piyesi seyretmeye ailecek gitmiştik. Ferhat, Şirin'e olan aşkını yazımın başlığındaki ifadeyle dile getirince, yanımdaki koltukta oturmakta olan babam -sanırım bir yandan gerçek aşka karşı duyduğu saygı, öte yandan Türkçemize olan sevdası bir araya gelince- kendini tutamayıp en gür sesiyle Bravo!” diye bağırarak ayağa fırlamıştı...

BABAMIN DÜŞTÜĞÜ BOŞLUK

Bu yıl 26 Eylül'de Dil Bayramımızın 88., 1 Kasım'da da harf devrimimizin 92. yıldönümünü kutladık. Bu güzel vesilelerle sizlerle ikinci bir kişisel anımı daha paylaşmak istiyorum... Yıl 1951, babam 14 Mayıs 1950 seçimiyle, Halk Partili milletvekillerinin çoğu gibi parlamento dışında kalmış...

O d
önemde, bugünkü durumdan çok farklı olarak Meclis’ten ayrılan milletvekillerinin ne emekli maaşları var ne de (üniversite hocalığı gibi kamusal memuriyetlerden gelenler için) kendiliğinden eski görevlerine dönebiliyorlar. Politikada yer aldığı 1943-1950 yılları arasında iş-işçi bulma kurumunu, işçi sigortalarını ve Çalışma Bakanlığı'nı kurmuş olan babam Sadi Irmak, bir anda böyle bir boşlukta kalıyor.

Her zaman kendi çıkarı yerine ülkesininkini düşünen her dürüst devlet adamı gibi, dost ve taraftardan çok fazla düşman edinmiş olması da cabası... Ailece içine düştüğümüz bu ekonomik ve sosyal bunalımdan bizi, babamın bazı Avrupa tıp fakültelerinden aldığı hocalık önerileri kurtarıyor. Ve böylece 1951'in 1 Mayıs gününde kendimizi İsviçre'nin Lozan kentine doğru yol alan bir trende buluyoruz.

Tren gara girerken tabelalarda Lausanne” yazısını görünce telaşla valizleri toplamaya çalışan anne-babama şöyle feryat ettiğimi hatırlıyorum: Yanlış yerde iniyoruz! Burası Lozan değil, Lausanne! (Harf devrimi sayesinde fonetik özelliğini kazanmış olan)” Türkçeden başka dil bilmeyen, henüz 11 yaşında bir çocuğun Fransızcada a” ve u”harfleri bir araya gelince o”, sanne” yazılanın da zan” okunacağını bilmesi olanaksızdı doğal olarak...

AYDINLANMANIN KAPISI

Harf devrimiyle Türkçemizde her sesin alfabede tek bir harfle ifade edilir hale gelmesi okuma-yazma öğrenmeyi çok kolaylaştırdığı gibi, daha sonra da imla hatasına düşmeden yazmayı sağlamıştır elbette... Pek çok sesin, ancak alfabede yer alan birden fazla harfin bir araya gelmesiyle yazıya döküldüğü Batı dillerinin çoğu bu kolaylıktan yoksundur.

Nitekim, yaşamımın ileriki yıllarında yurtdışında okurken üniversiteli sınıf arkadaşlarımın bile kendi anadillerinde kaleme aldıkları yazılarda sık sık yazım hataları yaptıklarına tanık olmuşumdur.

Bu bakımdan harf devriminden kısa bir süre sonra Dili Sadeleştirme Derneği” isimli bir İngiliz kuruluşunun Atatürk'e bir kutlama telgrafı yollamış olması da ilginçtir sanırım. Harf devrimini izleyen yıllarda, ülkemizde Cumhuriyet öncesi -erkek nüfusta bile- yüzde 9'un altında kalan okuryazar oranı hızla yükselmiş ve bu önemli devrimi izleyen 15 yıl içinde ülkede basılan kitap sayısı, önceki iki yüzyılınkini kat kat aşmıştır.

Harf devrimiyle gerek telif gerekse çeviri binlerce eser, kısa sürede Türk halkına ulaştırılmış ve böylece bu devrim Türk aydınlanmasına açılan kapıda bir anahtar görevi üstlenmiştir.

PROF. DR. YAKUT IRMAK ÖZDEN
ATATÜRK KÜLTÜR VAKFI BAŞKANI



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları