Batı ile Doğu’nun bizden farklı beklentileri

23 Haziran 2015 Salı

Seçim sonuçlarına dünyada duyulan ilgi devam ediyor. Ancak, Batı ile Doğu medyasında çıkan analizler ve Ankara’dan şimdi beklenenler oldukça farklı. Batı’da ifade edilen görüşler aslında beklenen türden. Batı karşıtı ve İslamcı olarak bilinen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu seçimlerde boyunun ölçüsünü aldı.
Anlayış bu. Atatürk hakkında övgü dolu bir kitabı olan Amerikalı yazar Austin Bay ise bu görüşü, The Statesman Journal gazetesindeki yazısında şu şekilde yansıtmış:
Türk seçmeni Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘ılımlı İslam’ adına iktidarı gasp etmesini reddederek, laik cumhuriyeti ve demokratik sistemini güçlendirmekle kalmadı, demokrasi adına küresel bir örnek sağladı.
Bu sözlerde Türkiye’deki rejimin “İslamlaşması” endişesi açıkça seziliyor. Siyasetçilerimizin Bay’in ifade ettiği “seçmen mesajını” alıp almadıklarını önümüzdeki günlerde göreceğiz elbette. Türkiye’de de birçok kişinin temennisi aslında Bay’inkinden farklı değil.
Seçim sonuçları hakkında Arap basınında çıkan birçok yoruma gelince, bunlar Batı’da duyulan kaygıları pek yansıtmıyor. Onların gözüyle bakıldığında, ilgi duyulan asıl konu ağırlıklı olarak Müslüman ve Sünni olan Türkiye’nin bölgesel güç mücadelesinin neresinde yer alacağı meselesidir.
Suudi Arabistan’ın eski Washington büyükelçilerinden olan ve bugün “Al Arab News Channel” kanalını yöneten Jamal Khashoggi’ye göre Erdoğan’ın tekrar güçlü konuma gelmesi sadece birkaç ay alacak.
Al Arabiya gazetesindeki yazısında, muhalefet partilerinin işlevsel bir koalisyon kuramayacaklarını savunan Khashoggi, bunun yaratacağı siyasi ve ekonomik istikrarsızlık bu yıl sonuna kadar erken seçime gidilmesini sağlayacak ve “dersini almış olan” seçmen bu kez AKP’ye güçlü destek verecek, diyor.
Khashoggi’ye göre Erdoğan’ın gücüne tekrar kavuşmasının önemi, Ortadoğu’ya demokrasi dersi verecek olmasından kaynaklanmıyor. Bunun önemi, Erdoğan’ın idaresindeki Türkiye’nin Suudi Arabistan ile birlikte İran’ı dizginleyebilecek olmasında yatıyor.
Bu görüşü Şark Al Awsat yazarlarından Eyad Ebu Şakra da paylaşıyor. Ona göre, Erdoğan “İran’ın kontrol altında tutulması açısından” bölge için en iyi seçenek. Şakra, “Türkiye ile Arap dünyası aynı mücadele içindeler” derken, bir “laiklik” veya “demokrasi” mücadelesinden söz etmiyor.
Burada söz konusu olan bölgenin antidemokratik rejimleri arasındaki güç mücadelesi ve Türkiye’nin bu mücadele içindeki rolüdür. Türkiye’den beklenenler sadece “İran’ın dizginlenmesinde” oynayacağı rolden ibaret de değil.
Gulf News yazarlarından Mohammad Hassan al Harbi bu seçimlerin “Türk halkının demokratik olgunluğunu” ortaya koyduğunu övgülü ifadelerle belirtmesine ragmen, ağzındaki baklayı da çıkarmayı ihmal etmiyor.
Al Harbi, konuyla ilgili yazısında, seçimler sonrasında Türkiye’nin bölgesel çıkarlarının değişmeyeceğini, değişecek olan şeyin Ankara’nın “başkalarının çıkarları pahasına Müslüman Kardeşler’e verdiği destekteki azalma olacağını” savunuyor.
Özetle, Türkiye’deki demokrasiyi övmekle beraber, Al Harbi aslında, demokrasi yoluyla tüm bölgede iktidara gelme şansı yüksek olan Ankara destekli bir grubun önünün kesilecek olmasına seviniyor.
Türkiye’de Batı düşmanlığı her zaman prim yapar. Erdoğan da buna güvenerek Batı’ya karşı kasıp kavurmaya devam ediyor. Fakat “Doğu’nun” beklentilerine bakarsak, oradakilerin ipi ile kuyuya inmenin de ne denli sağlıklı olduğunu buradaki yorumlarda bile görmek mümkün.
Batı bizi hiçbir zaman anlamamış olabilir, fakat Doğu’nun anladığı da kuşkulu. Burada bizce dikkat çekici olan husus, rahmetli Süleyman’ın Demirel’in kullandığı bir ifadeyle, ister Doğu ister Batı’da olsun, herkesin kendi kafasına göre bize don biçmeye çalışılmasıdır.
Bu bile, tüm çalkantılı hallerimize rağmen, herkes için ne denli kritik konumdaki bir ülke haline geldiğimizi gösteriyor.  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları