Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun New York yolunda gazetecilere söyledikleri, Ankara’nın sahadaki gerçeklerle uyumsuz Suriye politikasını sürdürmekte kararlı olduğunu gösteriyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Moskova dönüşünde sarf ettiği ve Suriye politikamızda değişikliğe gidilebileceğini çağrıştıran ifadeleri de böylece havada kalıyor.
Erdoğan da zaten, kuşkusuz destekçileri nezdinde yarattığı hayal kırıklığını gözlemleyerek, daha sonra yaptığı açıklamayla Suriye politikasının değişmeyeceğine dair ifadeler kullandı.
Davutoğlu’nun sözlerine dönersek şu görüntü çıkıyor ortaya:
1 Ankara Suriye’de hâlâ bir “güvenli bölge” peşinde. Davutoğlu’ndan Türkiye’nin burada AB’nin parasıyla mülteciler için üç şehir kurmak istediğini öğreniyoruz. Bunların kurulacağı bölgeye, Suriyeli Kürtlerin şemsiye örgütü haline gelen PYD’nin ele geçirmek üzere olduğu yerler dahil.
Türkiye’nin Suriye’deki emellerinden kuşku duyan Batılılara göre, Ankara’nın burada gerçekten mülteciler için bir güvenli bölge mi istediği, yoksa Suriyeli Kürtlerin, Kuzey Irak’la da bağlantılı olacak, bir “Kürt koridoru” kurmalarını önlemeye mi çalıştığı açık değil.
Ankara büyük olasılıkla iki kuşu bir taşla vurmak istiyor. Avrupa üzerindeki mülteci baskını da kullanarak, AB’yi bu konuda ikna etmeye çalışıyor. Fakat Avrupalı ülkeler, Suriye’de kurulacak bir güvenli bölge yerine, Suriyelilerin Türkiye’de kalmaları için Ankara’ya yardım edilmesi fikrini tartışıyor. Moskova ise güvenli bölge fikrine hâlâ karşı çıkıyor. Rusya’nın onayı olmadan bunun kurulması mümkün değil.
2 Davutoğlu, 23 Temmuz’da IŞİD’e karşı ABD başkanlığındaki koalisyonun operasyonlarına katılma kararlarını, “PYD’nin oyununu” bozmak amacıyla aldıklarını itiraf etmiş. IŞİD ile PKK’ye aynı anda operasyon yaparak “uluslararası alanda PKK’nin meşrulaştırılmasının engellendiğini” de belirtmiş. Böylece, hükümetin İncirlik’i açma ve IŞİD’e karşı operasyonlara katılma kararını, IŞİD’in Suruç katliamına tepkiden ziyade, Kürt politikasını ilerletmek amacıyla aldığına inananların ekmeğine yağ sürmüş oldu.
Türkiye’nin PKK ile IŞİD’e karşı hava operasyonlarının sayısı arasındaki uçuruma işaret eden Batılılar, bunun Ankara’nın IŞİD ile mücadele konusunda çok da kararlı olamadığını gösterdiğini savunuyorlar. Batı basınında çıkan ve Ankara’nın ABD’yi bu konuda “kandırdığını” iddia eden yorumlara ise bu sütunda daha önce işaret etmiştik.
Davutoğlu, PYD’nin bir terör örgütü olduğunu da tekrar vurgulamış. ABD ise PYD ve askeri kanadı olan YPG’yi terörist ilan etmeyeceklerini, bu gruplarla yakın işbirliğini sürdüreceklerini resmi ağızdan açıkladı. Yani Ankara burada da, İngilizlerin ifadesiyle, “ölü atı kamçılıyor”.
3 Davutoğlu, Erdoğan’ın Moskova dönüşündeki sözlerine rağmen “Esed” ile herhangi bir şekilde müzakere edilemeyeceğini tekrarlamış. Küresel rakip olmalarına karşın, ABD ile Rusya’nın Suriye özellikle de Esad konusunda yakınlaşma arayışına girdikleri bir sırada tekrarlanan bu yaklaşımın da sahadaki gerçeklerle ne denli uyumlu olduğu ortada.
Türkiye gibi Esad’ın gitmesini bugüne kadar önkoşul yapmış olan Fransa’nın Suriye’de IŞİD hedeflerini vurmaya başlaması, Paris’in bile Suriye politikasında gerçekçi bir revizyon arayışına girdiğini gösteriyor.
Bu arada, Bağdat’ta Rusya, Irak, Suriye (yani Esad rejimi) ve İran arasında IŞİD’e karşı bir eşgüdüm merkezi kurulacağı haberleri geliyor. Bu ise Esad’ın profilini daha da yükselterek, genel ortamın Ankara’nın istekleri dışında ne tür gelişmelere gebe olduğunu kanıtlıyor.
Buna rağmen başarısız politikalarda ısrar eden Erdoğan ve Davutoğlu’nun şu sıralardaki asıl hesapları da dış değil, malum nedenlerden dolayı iç politika üzerinden yürüyor. Sahadaki gerçekler karşısında ise eninde sonunda başkalarının dümen suyundan ilerlemekten başka çareleri yok. Gelişmelerle bunu tekrar göreceğiz.
Suriye’de hayal kovalamaya devam
Yazarın Son Yazıları
Kahraman’ın sözleri yararlı oldu
Gül’ün adı niçin yok?
Dış politikada demagojiye devam...
Çağdaşlık treni kaçıyor
Erdoğan’ın istediği sonucu alması zor görünüyor
Batı'nın tonu giderek sertleşiyor
Türkler Preet Bharara’yı niçin bu kadar çok seviyor?
Akılcı perspektiflerin kaçınılmaz zorunluluğu
Erdoğan’ın ABD ziyareti
Erdoğan’a diplomatik ‘mukabele-i bilmisil’
Erdoğan sevmese de diplomasi kuralları değişmez
Belçika’yı topa tutarken kendi zafiyetlerimizi unutmayalım
Ülkenin gidişatı hiç de parlak değil
Anlaşmayı ciddi zorluklar bekliyor
Liderler ‘yıkım senaryolarından’ medet ummamalı
Gün elbirliği ile çözüm arama günüdür
Mülteci anlaşmasının ‘getirisi’ ve ‘götürüsü’
Davutoğlu’nun İran ziyareti...
PYD’nin durumu sanıldığı kadar sağlam görünmüyor
Gerçek gazetecilere karşı yürütülen algı operasyonu
Yoksa AKP Sünni Araplara güvenmiyor mu?
Etrafımızdaki çember daralıyor
Ortadoğu bataklığına sürüklenmemeliyiz
Umarız ‘büyüklerimiz’ ne yaptıklarını biliyorlar
AKP’nin Türkiye için yarattığı Suriye hezimeti
Suriye gerçeğini ‘Eyli meyli’ çıkışlarla anlamak mümkün değil
Erdoğan'a sitemden başka seçenek kalmadı
Rusya ile çatışma olasılığı yabana atılamaz
Türkiye’nin PYD baş ağrısı bitmiş değil
Türkiye’nin PYD sınavı
Biden ziyareti anlaşmazlıkların altını çizdi
Davutoğlu’nu dinleyen var mı?
Davutoğlu’nun çıktığı Avrupa turunun arka planı
‘Akıllı dış politikanın’ kaçınılmaz önemi
AKP ‘coğrafyanın intikamı’ ile tanışıyor
Türkiye adına kim konuşuyor?
Türkiye Cumhuriyeti’nin içine düşürüldüğü vahim durum
Dış politikada zor bir yıl bekliyor bizi
Bölge yeniden şekillenirken Türkiye’nin rolü ne olacak?
Amerika’daki Donald Trump vakıası