Yazgülü Aldoğan

Atatürkçülüğümüz hem perişan hem mahcup oluşumuzdandır

12 Kasım 2020 Perşembe

Sadece 57 yıl yaşadı. Aradan 82 yıl geçti, biz hâlâ onu kaybettiğimiz 10 Kasım günü gözyaşlarımızı tutamıyor, fotoğraflarına bakıp özlem duyuyor, Ankara’daki mozolesini, İstanbul’da hayatını kaybettiği Dolmabahçe Sarayı’nı dolduruyoruz. Bu kadar sevgi ve bağımlılık, ne bu çağda ne geçmişte hiçbir lidere, hiçbir faniye nasip olmuş bir ilgi değil. Ha tersi olmamış mı? Olmuş! Ölesiye nefret edilen ve bu nefretin hiç unutulmadığı liderler olmuş, ülkelerine, insanlığa yaptıkları çok büyük kötülüklerden ötürü, Hitler, Mussolini, Stalin gibi!

Ülkelerini savaştan kurtarmış başka liderler de var elbet Churchill gibi devrim yapmış olanlar Lenin gibi, Mao gibi. Ama üzerinde bütün bir ulusun hayranlıkta birleştiği, bütün bir dünyanın ayakta selamladığı Mustafa Kemal Atatürk gibisi yok. Osmanlı İmparatorluğu’nun bir subayı olarak başladığı meslek yaşamında sırtında idam fermanıyla Samsun’a ülkesini düşman işgalinden kurtarma hareketine kalkıştığında sadece 38 yaşında. Başkomutanlığa kadar giden bir yol, ardından TBMM’yi kurup oradan Türkiye Cumhuriyeti’ni ilan etmeye geçen süre sadece 4 yıl! 42 yaşında Cumhurbaşkanı.

Okuduğu kitaplar binleri buluyor. Bütün bu koşuşturma sırasında Fransızcayı okuyup yazacak kadar iyi biliyor, Japon şiirlerinden bile haberdar! Şimdikiler sadece “yes” diyebilirken? Dans etmeyi de seviyor, flört etmeyi de! İçki de içiyor, sigara da. (Keşke daha az içseydi.) İyi giyiniyor, hâlâ çok şık. Gustosu var, yaşam zevki. Sanat, kültür, spor, çevre, çocuk, hayvan, her şeye duyarlı. Çocukları çok seviyor ama veliaht bırakmamak için yapmıyor. Mirası Türk ulusuna! Hani o tarım yapılsın diye bıraktığı Atatürk Orman Çiftliği var ya Saray, cami yapılsın diye değil. Mahkeme kararlarına rağmen! Ve İş Bankası’nın hisseleri var ya Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’na aktarılsın diye, Hazine’ye aktarılsın diye değil. Miras onlar, Atatürk’ün mirası!

Yeniden sevdik

Kasım ayı, kasımpatı kokusu demekti, çocukluğumda. Ve 10 Kasım’da Atatürk şiirleri ezberleyip okulda okumak. Saygı nöbetinde beklerken çocuk aklımla hayalini kurmak. Ama gençliğimde daha çok solcuyduk biz, Atatürkçü değil. Gerçi üniversitede haksızlık filan oldu mu, Anıtkabir’e yürüyorduk ama her 10 Kasım’da gidip yüz sürmek, AKP iktidarı sayesindedir! Ne zaman ki karşıdevrim başladı, çağdaşlaşmadan geri dönme, eğitimde birlik ilkesi, laik eğitim, tersyüz edilmeye, başörtüsü mağduriyeti bayrak yapılarak din sömürüsü, kadınlara özgürlük masalı altında kadına şiddetin arşa çıkması, tarihin tersyüz edilmesi, iki ayyaş diye karalanmaları, adının her yerlerden silinmesi, o kadar ki havaalanı pistinin bile bozulup üzerine sözüm ona hastane yapılması! Biz öfkeliyiz artık. Biz neyin elimizden gittiğinin farkındayız. Biz Atatürk düşmanlığının altında asıl olanın geriye basış, laikliğin elimizden kayışı, hukuk devletinin köküne kibrit suyu, parlamenter rejimin rafa kaldırılışının arkasından tek adam iktidarıyla padişahlıkla eşdeğer bir başkanlık sisteminin hükümran kılınması, biz 10 Kasım’larda tekrar ağlar olduk! Biz emanetine hıyanet ettik diye ağladık, Cumhuriyeti koruyamadık diye ağladık, bizi ne kadar erken bırakıp gittin, sistemi oturtamamışız, gerici güçler hortladı diye ağladık, şikâyet ettik, söz verdik, bayrak salladık, saygı duruşunda bulunduk! Onun değerini yeniden anladık, hatırladık. Her 10 Kasım’da, başımız her sıkıştığında, bakanlar her bırakıp kaçtığında, dolar her arşa çıktığında, ekonomik kriz her kapıyı çaldığında, her üç gençten biri işsiz kaldığında, asgari ücret, herkesin ücreti olduğunda, beş müteahhit ülkenin bütün rantını yediğinde, onun zamanında yapılmış bütün fabrikalar ya kapatılıp ya satıldığında, “Ah Atatürk, vah Atatürk” dedik. Medyanın yüzde doksanı satılık olduğunda, gazetecilerin bakanın istifa ettiğini, Hazine’nin boşaldığını bile yazmaya korktuğunda ve biz her yazdığımızdan ötürü mahkemede hesap verdiğimizde Atatürkçüyüz dedik! Senin istediğin muasır medeniyet seviyesine ulaşmış, müreffeh Türkiye olmuş olsaydık nostaljik bir anı olurdun bizim için. Bakma biz az oportünist değiliz, şimdi perişanız, onun için bu kadar hasretle, özlemle, biraz da utanarak, mahcup olarak anıyoruz seni! Sen bize, baksak gül gibi olabilecek bir ülke bırakmışken, çöle çevirdik diye!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları