Kaplanın sırtından inmek ya da inmemek
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Kaplanın sırtından inmek ya da inmemek

07.08.2015 08:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bu cennet/cehennem ülkede, ağaçlara bakmaktan ormanı görememek durumuna çok sık rastlanır. Sonu gelmez tartışmalar yapar, incir çekirdeğini doldurmayacak konulara günler ayırır, böylece asıl konuyu gözden kaçırır, ayrıntılar da boğuluruz.

Mecelle’nin önemli bir kuralı olan “ehemmi mühimden ayırmak” becerisini gösteremeyiz.
Bütün genellemeler gibi bu genellemeyi de haksız çıkaran akıllı insanlar var bu ülkede ama ne yazık ki savaş borazanları öterken, flütlerin sesi pek duyulmaz. Çok gürültü çıkaran boş tenekelerin sesi daha yüksek çıkar.
Son ayların siyasi gelişmelerini; en basit, en yalın biçimde nasıl anlatırım diye düşündüm ve izninizle popüler kültürden yararlanmaya karar verdim.

Bir film sahnesi...
Gözümüzün önüne bir film sahnesi getirelim: Bir arka odada poker masası kurulmuş, herkesin önünde kâğıtlar, fişler... Oyunun sonuna doğru gerilim iyice yükseliyor. Patron olduğu belli iri yarı adam epey yüksek bir pey sürüyor ortaya, herkese rest çekiyor. Bazı oyuncular çekiliyorlar. Oyuna yeni giren genç bir adam ise resti görüyor. Elindekileri ortaya sürüyor. Herkes nefesini tutmuş, kâğıtların açılmasını bekliyor.
Bu arada patronun adamlarının elleri silahlarında. Odada tehdit edici bir hava var. Sonunda eller açılıyor ve şaşırtıcı biçimde patronun kaybettiği, genç adamın ise kazandığı görülüyor. Herkes şaşkın şaşkın birbirine bakıyor, çünkü bu duruma hiç alışık değiller.
Patron nasıl kaybeder? Böyle bir durum kabul edilebilir mi? Odadakiler kuşku içinde iri yarı patrona bakıyorlar ve beklenen tepki gecikmiyor. Patron dehşetli bir hamleyle masayı deviriyor; pullar, paralar, kâğıtlar dağılıyor. Adamları silahlarını çekip ortalığı daha da karıştırırken, patron “Oyun tekrarlanacak’” diye bağırıyor. “Yeniden kurun masayı.’’ Bir iki kişi itiraz edecek gibi olunca, silahlar ateşleniyor, ortalık kan gölüne dönüyor. Bu arada bazıları da başka bir odaya çekilip, olan bitenin hiç farkında değilmiş gibi, acaba bir orta yol bulabilir miyiz, acaba ortak davranabilir miyiz diye laf olsun torba dolsun kabilinden uzun görüşmeler yapıyorlar. Durumu anlayan insanlar ise bu oyunun kurallarının olmadığını, patron kazanana kadar hep tekrar edileceğini anlıyorlar.
Patronun yeni oyundaki hedefi; genç adamı oyun dışı bırakmak.

Kuralsız oyunlar
Bu ülkede ne yazık ki oyunlar kuralsız oynanır. Çünkü iliklerimize kadar işlemiş bir otorite anlayışımız var. “Zor oyunu bozar” ya da “Emir demiri keser” sözlerini hangi gelenek yaratmış acaba? Ya “Gelen ağam, giden paşam” sözünü?
Bir örnek vereyim: Devrik padişah Abdülhamit, Beylerbeyi Sarayı’nda “ihtilattan men edilmiş” biçimde yaşarken, ona dışarıdan haberler getiren askeri doktoru, 1917 yılında bir gün Rusya’da ihtilal olduğunu aktarıyor. Abdülhamit buna inanamayacağını söylüyor; yalandır, tek taraflı barış yapmak için göstermelik bir ihtilaldir, diyor. Doktor sebebini sorunca, padişahın verdiği cevap çok ilginç: “Dünyada iki millet vardır ki başlarında bir çoban olmadan yaşayamazlar. Ruslar ve Türkler.”
Acaba tarih padişahı haklı mı çıkarmakta? Rusların sarayda çok nüfuzu olan papaz Rasputin’den yüz yıl sonra gele gele Putin’e varmaları rastlantı olabilir mi? Ya Türkiye’nin, monarşinin yıkılışından yıllar sonra tekrar sultanlık özlemini saklamayan bir siyasetçiye yüzde 52 oy vermiş olmasına ne demeli?

Denetim ve denge
Bir Anglosakson modeli olan “demokrasi kurum ve kuralları” bizim gibi ülkelere uygulanamıyor mu yoksa? Demokratik rejimin olmazsa olmazı; denetim ve denge (checks and balance) ilkesi bizim gibi ülkelerde işlemiyor mu? Yasama, yürütme ve yargının tek kişide toplandığı bir rejime demokrasi denilebilir mi? Sadece sandığa indirgenmiş bir rejim, seçilmiş krallar yaratmaktan başka bir işe yarar mı? George Washington’un dediği gibi “yöneticileri anayasanın çarmıhına germek” güvencesi bize uygulanabilir mi? Yoksa “Anayasa da neymiş ulan?” diye narayı basan mı kazanır?

Kanlı oyun
Kendimizi kandırmayalım. Şu anda gırtlağına kadar yolsuzluğa, hırsızlığa, hukuksuzluğa, şiddete, kuralsızlığa batmış, uçurumun kıyısına gelmiş bir ülkeyiz.
Sonucu hoşa gitmeyen seçimleri tekrarlamak, “Seni başkan yaptırmayacağız!” diyen ve sözünü tutan HDP’yi dışlamak, küçük düşürmek, yok etmek, böylece sultanlık için gereken Meclis çoğunluğunu elde etmek için kanlı bir oyun oynanıyor.
Her zaman olduğu gibi bedeli yine masum, iyi niyetli, garip çocuklarımız ödüyor. Suruç’ta “her biri cihan parçası” evlatlarımız parçalanıyor, gencecik askerlerimiz, subaylarımız, polislerimiz “hayın tuzaklarda, kan uykularda” can veriyor ve ne yazık ki Türkiye bir iç savaş ortamına çekiliyor. Amaç ne: İktidar, sadece iktidar. Asyalıların asırlardır söylediği gibi “kaplanın sırtına binen oradan inemez”. Çünkü inerse kaplan parçalayacaktır onu. Bu yüzden ömür boyu orada kalmaya mahkûmdur.
Türkiye’deki siyaset oyunu bu kurala göre işliyor. AKP’nin iktidar yılları öylesine anayasa ihlalleriyle, öylesine suçlarla dolu ki hesap vermemek için her şeyi göze almış durumdalar. Bu yüzden masayı dağıtıp, ortalığı kana boğuyorlar. Koalisyon görüşmeleriyle de göz boyuyor, zamanın dolmasını bekliyorlar.

Emir demiri kesince...
Bizim gibi ülkelerde hiçbir siyasi analiz, liderin psikolojisi ve oyun planı hesaba katılmadan yapılamaz / yapılmamalı. Çünkü yanlış çıkar.
Bu ülkeyi yerleşik kurallar ve kurumlar yönetmiyor, emir demiri kesiyor. Hep birlikte düşünelim: Yeni seçilen bir Fransız Cumhurbaşkanı, “Ben başkanlık makamını Elysee’den taşıyorum. Keyfime göre muazzam bir saray yaptırıp oraya geçiyorum” diyebilir mi? Otel değiştirir gibi Cumhurbaşkanlığı makamını değiştirebilir mi? Bir Amerikan başkanı “Beyaz Saray’ı beğenmedim, kendime yeni bir saray yaptırdım” dese Amerikan kurumları aval aval seyredebilir mi? Gerçekten kendimizi kandırmayalım? Ne kadar acı olursa olsun, gerçeğin gözünün içine bakmakta yarar var.
Türkiye’de olup biten her şey bir “seçilmiş kral”ın iradesine göre şekilleniyor. AKP’nin CHP’yle yürüttüğü sözüm ona koalisyon görüşmeleri de Erdoğan’ın isteğine uygun olarak, süre doldurma amacına hizmet ediyor. Laf olsun torba dolsun misali, CHP dış politika, terör, ekonomi, eğitim vs. gibi konulara ait düşüncelerini (yani basılı programını) anlatıyormuş, AKP’liler de sessizce not alıyormuş. Tiyatronun böylesine “amatör” bile denmez. CHP’nin daha başta AKP’ye söylemesi gereken şuydu: “Sorumlu bir parti olarak ülkeyi hükümetsiz bırakmamak için sizinle görüşürüz ama önce vesayet altında olmadığınızı ispat etmeniz gerekir. Bunun da ilk şartı yolsuzluk, TIR’lar, Uludere gibi dosyaların ele alınması ve Meclis soruşturmalarının, yargılamaların başlamasıdır. Bunu yapmadığınız sürece rüştünüzü ispat etmiş sayılmazsınız.” Ama ne yazık ki iktidar ortağı olmaya hevesli bazı CHP yöneticileri, göle maya çalar misali, ya tutarsa diyerek, “avara kasnak” görüşmeleri devam ettirerek kamuoyunu oyaladılar ve başkan babanın “İşte görüyorsunuz, hükümet kurulamadı” diyerek ülkeyi erken seçime götürmesinin bahanesini oluşturdular.

‘Baba’nın planları!
Başkan babanın birinci planı erken seçime götürmek. Kendi deyimiye “tekrar seçim” yaptırmak. (Ne demek tekrar seçim? anayasada ve seçim kanununda böyle bir tanım var mı?) İkinci plan ise erken seçim ortamına, seçmenin korku içinde gitmesi. Seçmen kitlelerine “Bak ülke perişan oldu, hadi yine istikrar sağlamak için babamıza sığınalım” dedirtmek. Ve HDP’yi tırpanlayarak, “Seni başkan yaptırmayacağız” sözünü yalatmak. Kan bu yüzden dökülüyor, ocaklara bu yüzden ateş düşüyor.
Bu ülkeyi gerçekten seven yurtseverlere düşen görev, akıllı olmak, durumu iyi değerlendirerek kan tuzaklarına sürüklenmemek, kutuplaşma şehveti içinde “Yaşasın ölüm” çığlıkları atmamak ve her şeye rağmen barışı, insanlığı, kardeşliği savunmaya devam etmek.

Asıl sorumlu
Şimdi bazı okurların can alıcı soruyu sorduğunu duyar gibiyim: “İyi ama PKK bu kadar adam öldürürken barış nasıl savunulacak? Bu saldırılara cevap verilmeyecek mi?” Haklısınız; hiçbir devlet silah bırakmaz ve şiddeti ezmek için şiddet kullanır. Ama buradaki soru şu:
Acaba bu eylemleri kim yapıyor, niçin yapıyor? Demirtaş’ın “kirli” diye nitelemekten çekinmediği eylemlerin asıl sorumlusu kim?
Suruç katliamında bütün öfke IŞİD’e yönelmişken, boğayı kendi üzerine çekmek için kırmızı pelerin sallar gibi hedef şaşırtmaktan başka bir anlamı olmayan biçimde, iki polisimizi uykularında kurşunlamak hangi amaca hizmet ediyor?
PKK yöneticilerinin Demirtaş’ı eleştiren ve son olarak, parlamentodan vazgeçin anlamına gelircesine “Halkın içine, köylere çekilin” açıklaması, hangi iradenin işine geliyor? TBMM’de 80 milletvekili ile sesini duyurmak, köylere çekilmekten daha iyi değil mi? Başbakan yardımcısı niçin Demirtaş’ı, Öcalan’a ihanet etmekle suçladı, Brütüs dedi? Neden dolayı “Öcalan milli çizgide ama HDP değil” diyorlar, kısacası Öcalan’a bayılan iktidar odakları niçin HDP’yi şeytanlaştırmaya çalışıyor.

Niçin?
Unutulmasın ki; yüzde 6 civarında oya sahip olan HDP’yi parti olarak seçime sokmak, onları baraj altında bırakma, böylece AKP’ye başkanlık konusunda yeterli çoğunluğu sağlama girişimiydi.
Ama hem konjonktür, hem de HDP’nin ön plandaki yüzlerinin yürüttüğü sempatik propaganda ve “Türkiyelilik” vurgusu, yüzde 13 başarı getirerek oyun planını bozdu. Şimdi geri alınmak istenen budur. Kan bu yüzden akıyor.
Ve bu kargaşada kim kiminle ortak, kim kimin değirmenine su taşıyor, anlamak çok zor. Her şey gördüğümüzden ibaret değil.
Siyaset sözlüğünde merhamet maddesi yoktur. (Unutmayalım ki ABD Pearl Harbour baskınını önceden haber aldığı halde önlemedi; sırf Japonya’ya misilleme yapabilmek amacıyla Japon uçaklarının onca Amerikalıyı öldürmesine, gemilerini batırmasına izin verdi. Yani oyun içinde oyun oynanır ve sıradan yurttaş olarak bunları bilmemiz çok zordur.)

Son söz
Laik, demokrat, kardeşçe yaşanan, barış içinde bir Türkiye’yi özleyen herkesin çok dikkatli olması gerektiği, oyun içindeki oyunları anlaması, birbirini uyarması gerektiği kanısındayım. Çünkü siyasetin elindeki en büyük koz, provokatif eylemlerle, manşetlerle kandırabileceği halk kitleleri, daha doğrusu “millet”in aptal kesimidir.
Geleceğe olan umudumuzu hiç yitirmedik. Zulüm ve kan ne kadar artarsa artsın, geleceği haktan hukuktan, demokrasiden, barıştan yana olanlar kuracaktır.
Bu zor yılları birbirimizi kırmadan dökmeden, dayanışma içinde, dikkatli, anlık öfkelere kapılmadan, soğukkanlılıkla atlatmak zorundayız. İnsanlık onuru bu zulmü de yenecektir.  

ZÜLFÜ LİVANELİ

Yazarın Son Yazıları

Türkiye Cumhuriyeti hukuk devleti mi? - Erol Türk

Devlet, faaliyetlerini yürütmek için birtakım araçlara muhtaçtır.

Devamını Oku
10.10.2026
Mücadeleyi büyütebilmek… - Hüseyin Özkahraman

İstemeye istemeye de olsa Türkiye’nin kurucu partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nde derin bir siyasi ayrışma ve ayrılıklar yaşandı.

Devamını Oku
10.10.2026
Çürümeye alışmak - Mehmet Utku Şentürk

Şükrü Erbaş birkaç dizeyle bazen sayfalar dolusu sosyoloji metninin anlatamadığını anlatıyor.

Devamını Oku
09.10.2026
Nispi temsil ve geri çağırma hakkı - Yüksel Işık

İlk değildi Cemil Tugay, belki son da olmayacak.

Devamını Oku
09.10.2026
Türkiye, ABD ve ‘stratejik ortaklık’ - Doğu Silahçıoğlu

Türk-ABD ilişkilerinde politik altyapı oluşturmak ve kamuoyu desteği sağlamak amacıyla siyasi çevrelerce sıklıkla “stratejik ortak” tanımı kullanılmaktadır.

Devamını Oku
08.10.2026
Endüstriyel demokrasi - Engin Ünsal

Yurttaşların seçmen olarak ülkenin yönetimine katılmasına siyasal demokrasi, işçilerin sendikaları aracılığı ile işyerlerinde ve ülke çapında ekonomik ve sosyal politikaların belirlenmesine katılmalarına endüstriyel demokrasi diyoruz.

Devamını Oku
08.10.2026
Birlikte yaşamın hukukunu kurmak - Cem Alptekin

Toplumsal yaşamda düşünce, inanç ve dünya görüşü farklılıklarının bulunması yaşamın doğal bir sonucudur.

Devamını Oku
07.10.2026
Bir devrin inceliği: Göksel Arsoy - Aybars Kuday

Bazı sanatçılar, oynadıkları rollerin ötesinde bir dönemin belleğinde yer edinir.

Devamını Oku
07.10.2026
Türkiye’nin Ezopları - Ülkü Sarıtaş

“Türkiye’nin Ezopları”nın sonuncusu İoanna Kuçuradi’ydi.

Devamını Oku
07.10.2026
'İyi ana' İoanna Kuçuradi - Mucize Özünal

İoanna Kuçuradi’nin adını anarken insan olmanın onuru ve sorumluluğunun bilgisiyle insanı insan etmeye adanmış bir ömürden söz etmeliyiz.

Devamını Oku
06.10.2026
İstanbul’un düşman işgalinden kurtuluşu - Atilla Can Akarcalı

30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi sonrası yurdumuz işgal edilmiş, işgallere karşılık çok geçmeden bölgesel direniş örgütleri kurulmuştu.

Devamını Oku
06.10.2026
Planlı ekonomiden ‘nas ekonomisi’ne - Mehmet Tomanbay

Cumhuriyetle şekillenen ekonomi yönetimi anlayışı; bilimin ve aklın yol göstericiliğinde, kamunun rolünü ve planlamayı önemseyen, güçlü kurumlara ve hukuka dayanan, yaratılan refahın toplum kesimleri arasında adil paylaşılmasını amaçlayan kurumsal bir yapıya dayanıyordu

Devamını Oku
05.10.2026
Londra yeniden Avrupa’ya mı dönüyor? - Göktürk Tüysüzoğlu

İngiltere Başbakanı Andy Burnham geçen temmuz ayında Keir Starmer’ın yerine geçtiğinde Brexit tartışmasının yeniden alevleneceği öngörülebiliyordu.

Devamını Oku
05.10.2026
Kimi koruyor, kimi yok ediyoruz? - Gülay Ertürk

Yarın 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü.

Devamını Oku
03.10.2026
Bir zihniyetin iflası - Ayşe Atalay

Günlerdir tüm Türkiye’yi derinden sarsan fon krizi aslında bir zihniyetin, bir dünya görüşünün iflasıdır.

Devamını Oku
02.10.2026
Mekke Anlaşması - Cihangir Dumanlı

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos’ta Riyad’da imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması basında ve kamuoyunda gereken ilgiyi görmemiş, yeteri kadar tartışılmamıştır.

Devamını Oku
02.10.2026
Çocuklar iş cinayetlerinde neden ölüyor? - Özgür Hüseyin Akış

Aslında başlıktaki sorunun kendisi bile başlı başına bir toplumsal itirazdır.

Devamını Oku
02.10.2026
Çin’in silahı: Zaman - Nejat Eslen

Çin’in siyasetini uzun vadeli, küresel jeopolitik vizyonu yönlendirir.

Devamını Oku
01.10.2026
İş kazasının görünmeyen ortakları - Mehmet Altınkaynak

Bir iş kazası olduğunda ilk yaptığımız şey genellikle bir neden aramak oluyor.

Devamını Oku
01.10.2026
Eriyen bütçenin faturası vatandaşa... - Mehmet Özdağ

Bütçe açığının asıl kaynağı halka verilen enerji desteği değil faiz ödemeleridir; çözüm faturaya yeni zam yapmakta değil, enerji verimliliğinde aranmalıdır.

Devamını Oku
30.09.2026
Siyasetin sonu mu? - Utku Yapıcı

Siyasetin sonunun geldiği iddiası, ilk duyduğunuzda kulağa gerçeklikle açıkça çelişen bir iddia olarak gelebilir.

Devamını Oku
30.09.2026
Bilgiyi koruyan kim? - Ömür Tanyel

2001’de ortaya çıkan Vikipedi’nin fikri cesurdu...

Devamını Oku
30.09.2026
Sosyal devlet olmayınca... - Şafak Yüca

Sabah 6’da çıkıyorlar yola.

Devamını Oku
29.09.2026
Dünya Kuduz Günü - Gülay Ertürk

Kuduzdan insan ölümü kader değildir.

Devamını Oku
28.09.2026
Kavganın da hukuku var - Abdullah Dörtlemez

İnsanların aynı şeyi düşünmesi, aynı şeyi istemesi, aynı yerden bakması beklenebilir mi?

Devamını Oku
28.09.2026
Yapay zekâ eylem planı ne söylüyor? - Tayfun İşbilen

18 Ağustos 2026’da Resmi Gazete’de yayımlanan bir genelgeyle Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı (2026- 2030) yürürlüğe girdi

Devamını Oku
26.09.2026
Kapitalizmin sonsuz sonu- Kaan Eroğuz

İngiltere’de tarımsal üretim ilişkilerinin dönüşmesi ve kırsal alandaki nüfusun geçimini sağlamak için pazara bağımlı (market dependence) duruma gelmesiyle ortaya çıkan kapitalizm, genel itibarıyla 16. yüzyıldan bu yana ekonomik, siyasal ve sosyal yaşantımızı şekillendirmektedir.

Devamını Oku
25.09.2026
Siyaset sahnesi ve Özgür Özel - Gani Aşık

Özgür Özel’in parti genel başkanı olarak siyaset sahnesine çıktığı dönem, siyasal İslamcı iktidarın 24 yıldan bu yana Atatürk Cumhuriyeti’nin burçlarına ortaçağ topları ile saldırdığı, temellerini Vahdettin salvoları ile sarstığı bir devreye denk geldi.

Devamını Oku
25.09.2026
Okulda şiddet tırmanıyor - İsmail Doğan

Son yıllarda toplum olarak içimizi yakan olaylara tanıklık ediyoruz.

Devamını Oku
24.09.2026
Sanatın metalaşması - Hüseyin Yıldırım

İş dünyası veya yerel yönetimlerin “konaklama ve ağırlama” karşılığında eser toplama modeli giderek yaygınlaşıyor.

Devamını Oku
24.09.2026
Dil, tarih, eğitim ve ‘Kürtçe’ - Ahmet Küçükşahin

Kürtlerin dili “Kürtçe” midir?

Devamını Oku
23.09.2026
Türkiye’de sosyal politikaların aşınması - Halit Payza

Sosyal devlet kavramı, yurttaşlarına asgari bir yaşam standardı sağlamayı, gelir eşitsizliklerini azaltmayı ve eğitim, sağlık gibi temel hizmetlere herkesin ulaşabilmesini amaçlayan bir anlayışı ifade eder.

Devamını Oku
23.09.2026
Siyasal projeler ve Aleviler - Mahmut Aslan

Türkiye, 40 yıla yayılan Kürt meselesini çözme olanağını arıyor.

Devamını Oku
22.09.2026
İmamoğlu’na hapis ve siyasi yasak

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) 19 Mart 2025’ten bu yana kanıtlanmamış birtakım suçlamalarla tutuklu olan, o nedenle İçişleri Bakanlığı’nca anayasanın 127., Belediye Kanunu’nun 47. maddesi uyarınca “geçici bir tedbir olarak” görevinden uzaklaştırılan başkanı Ekrem İmamoğlu, 25 Ekim 2022 günü Tuzla İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi 3. Kademesi’nin açılışında Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’nın yaptığı konuşma üzerine kendi konuşmasında “kamu görevlisine hakaret” ettiği iddiasıyla yargılandığı İstanbul Anadolu 16. Asliye Ceza Mahkemesi’nde iki kez beraat ettikten sonra istinaf yoluyla başvurulan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesi, bozma kararıyla dosyayı yeniden incelenmek üzere ilk derece mahkemesine geri gönderdi.

Devamını Oku
21.09.2026
‘Sanayinin musikisi’ susarken... - İbrahim Berksoy

Cumhuriyetin iktisadi kalkınmaya dayalı “atılım dönemi”nin ilk yıllarından beri ülkemizde dokuma sanayisi öncelikli sektörlerin başında gelmiştir.

Devamını Oku
19.09.2026
Birleşik Krallık’ta ayrılık sınavı - Göktürk Tüysüzoğlu

İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’daki bağımsızlık yanlısı siyasi liderlerin Cardiff’te imzaladığı mutabakat zaptı, Birleşik Krallık’ın anayasal mimarisini yeniden tartışmaya açtı.

Devamını Oku
19.09.2026
Kıbrıs’ta değişmeyen denklem - Ahmet Göksan

Kıbrıs adasının uluslararası gündemden hiç düşmemesinin temelinde, adanın iki halkı arasındaki siyasi anlaşmazlığın yanı sıra, 1960’ta kurulan ortaklık düzeninin kısa sürede bozulması ve bugün de devam eden statü tartışması bulunuyor.

Devamını Oku
18.09.2026
Emeklinin örgütlenme hakkı ve sendika - Musa Kocaman

Emekli olmak, toplumdan emekli olmak değildir.

Devamını Oku
18.09.2026
Yargı kurumlarının anayasayı ihlali - Doğan Soyaslan

Anayasaların temel amaçlarından bir kişinin hak ve özgürlüklerini devlet iktidarı karşısında korumaktır.

Devamını Oku
17.09.2026
Cam tavanları kırmak - Suna Türkoğlu

A Milli Kadın Voleybol Takımı bir kez daha başardı ve 2023’ten sonra 6 Eylül’de tarihinde üst üste ikinci kez Avrupa şampiyonu olarak hepimize çok büyük bir gurur ve mutluluk yaşattı.

Devamını Oku
17.09.2026