Faşizm yapısı gereği ve kategorik olarak ahlaksızlıktır. Çünkü faşistler bencildir, baskıcıdır, vicdansızdır, adaletsizdir, acımasızdır, merhametsizdir, korkaktır, sadisttir, narsisttir, megalomandır, hoşgörüsüzdür, oligarşiktir, halk düşmanıdır.
Faşistler bu nedenle “siyaseti” suç işleyerek yürütürler, anayasayı ve yasaları ihlal ederler, iktidarlarını ya askeri darbelerle ya da sivil darbelerle sağlarlar.
Askeri darbelerle değil, serbest ve özgür seçimlerle iktidara gelen faşistler, iktidara geldikten sonra, düşünceyi ifade, yayınlama ve medya özgürlüğünü; yasama, yürütme, yargı arasındaki güçler ayrılığını; özgür ve serbest seçim düzenini ortadan kaldırırlar.
Faşistler hiçbir zaman halkın egemenliğine dayanarak iktidarda kalmazlar; iktidarlarını kaba kuvvetle, polisle, askerle, gardiyanla, kodesle, işkenceyle, darpla, cinayetle, katliamla sağlarlar.
Bu nedenlerden dolayı demokratik düzenlerde, demokrasinin kendisini koruyabilmesi için, faşist siyasi partilerin kurulması ve faaliyet göstermesi mutlaka yasaklanmalıdır. Çünkü demokrasi, demokrasinin ortadan kaldırılması hakkı değildir. Faşizm demokrasiyi ortadan kaldırmak üzere ortaya çıkan bir ahlaksızlık ve ruh hastalığı olduğu için, devlet, siyaset ve toplum düzeninden tamamıyla bertaraf edilmelidir.
***
Faşistler iktidara geldikten sonra iktidarlarını hiçbir zaman bırakmazlar. İktidara yapışmak ve iktidarı asla bırakmamak, faşizmin olmazsa olmaz özelliğidir. O nedenle tarihte faşistlerin iktidardan düşmesi her zaman sancılı olmuştur.
Faşistler çeşitli gerekçelerle iktidarı bırakmazlar.
Faşistler anayasayı ve yasaları ihlal ederek ve suç işleyerek iktidara geldikleri ve/veya iktidarlarını sürdürdükleri için, iktidardan düştüklerinde yargılanacaklarını bilirler. Bu nedenle faşistler iktidarlarından asla vazgeçmezler.
Ayrıca faşistler, iktidarda elde ettikleri zenginlikten, maddi olanaklardan, rant tekelinden de asla vazgeçmek istemezler; bu süreçte yasalara aykırı bir biçimde çıkar sağlamışlarsa, ondan dolayı da yargılanmamak amacıyla, iktidarı bırakmazlar.
Bunun da ötesinde faşistler, ulusal çıkarlara değil, emperyalizmin çıkarlarına göre ülkelerini yönettikleri için, emperyalizmin desteğiyle de uzun süre iktidarda kalmayı başarırlar.
Bu nedenlerle faşistlerin iktidardan demokratik yollarla ayrılacağını beklemek, aptallıktan ve enayilikten başka bir şey değildir. Çünkü demokrasinin olmadığı bir ülkede iktidarın olağan demokratik bir yolla değişmesi kategorik bir olanaksızlıktır. Faşistler de zaten demokratik düzeni, ölene kadar iktidarda kalmak için ortadan kaldırırlar.
***
Yıllarca faşizme karşı mücadele etme görüntüsü verip, çeşitli çıkarlar için faşizmle işbirliği yapanlar da, faşistler gibi ahlaksızlık içindedirler. Hatta bu insanlar, ikiyüzlülüklerinden, fırıldaklıklarından, dönekliklerinden, sinsiliklerinden ötürü daha da büyük bir alçaklığın parçası olurlar.
Namusuyla, şerefiyle, onuruyla yaşayan insanlar, karakteri iyi olan insanlar, ne faşist olurlar ne de faşistlerle işbirliği yaparlar.
Bir ülkede faşizmin önlenmesi ve engellenmesi için, siyasi mücadeleyle birlikte, ahlaki mücadelenin de verilmesi bu nedenle son derece önemlidir. Ahlak alanında nitelikli bir mücadele de ancak, etik olarak da bilinen ahlak felsefesi ile verilebilir.
Antik Yunan filozofu Sokrates’e göre yaşamın amacı iyi bir insan olmaktır; iyi bir insan olmak için erdemli olmak gerekir; adalet de en temel erdemlerin arasında yer alır.
Sokrates bu görüşlerinden ötürü, tanrılara karşı gelmek ve gençlerin zihinlerini bulandırmak iddiasıyla, Atina kent meclisi tarafından, oyçokluğuyla, ölüme mahkûm edildi. Bugün onu ölüme mahkûm edenlerin adları bile anılmazken, Sokrates saygın, onurlu, namuslu, şerefli bir insan olarak tarihteki yerini aldı.
Adalet insanın ölümü göze almasına yol açacak kadar yüce bir erdem ve değerdir.
Mustafa Kemal Atatürk de bu bakış açısıyla monarşiye, teokrasiye, feodalizme karşı mücadele verdi.
Faşistlerin bunu anlayacak kapasiteleri yoktur. O nedenle de kaybetmeye mahkûmdurlar.