Siyaset kurumu hukuku boğuyor - Erol Türk
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Siyaset kurumu hukuku boğuyor - Erol Türk

03.06.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bugün ülkemizde anayasayı ve yasaları tanımayan, uygulamayan Saray rejimi, yargıya verdiği talimatla istediği kararları alıyor. Dolayısıyla Saray’ın organı gibi çalışan bir yargı var. Anayasamızda Türkiye Cumhuriyeti demokratik laik ve sosyal bir hukuk devletidir yazıyor. Yargı makamlarına kimse emir ve talimat veremez diyor. Ancak yaşadığımız hukuksuzluklar ve yargının içinde bulunduğu durum bize hukuk devleti ilkesinin yerle bir olduğunu gösteriyor. Oysa tam bağımsız bir yargı erki olmadan hukuk devletinden söz edilemez.

19 Mart 2025 tarihinde başlayan, başta İBB başkanı olmak üzere CHP’li belediyelere yapılan ve halen devam eden operasyonlar ve iftiraya dayanan suçlamalar, tutuklamalar kamuoyunda iktidarın beklediği karşılığı bulmuyor. Halk yoksulluğun pençesinde eziliyor. İşsizlik tarihinin en yüksek seviyesinde, gençler evde oturuyor. ABD elçisi Türkiye’ye monarşi yönetimi öneriyor ama iktidardan ses çıkmıyor. İktidar halkın yoksulluğunu, zirve yapan işsizliği bir türlü görmüyor.

YARGISALLAŞAN SİYASET 

Pahalılık insanları canından bezdiriyor. İntiharlar, kitlesel şiddet olayları artıyor, okullar silahlı öğrenciler tarafından basılıyor, yabancı maden şirketleri ile onların yerli işbirlikçilerine tanınan maden arama imtiyazları doğasına, dağına ovasına merasına zeytinine sahip çıkan köylüleri jandarma dipçiği ile eziyorlar, cezaevine atıyorlar. Ve bunu yargısallaşan siyaset eliyle yapıyorlar.

Yurttaşların yitirecek bir şeyi kalmadı. Adalet Bakanlığı görevine atanan eski bir savcı, göreve başladığı gün “İBB davası asrın en büyük yolsuzluk davası” diyerek yargıya adeta talimat veriyor. Adalet bakanının aynı zamanda Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK)’nun başkanı olduğunu unutuyor.

Binlerce sayfadan oluşan iddianameler yüzlerce tutuklu sanıklı davalar Ergenekon ve diğer kumpas davalarını anımsatıyor. Bu iddianameleri hazırlayan savcılar Ceza Muhakemesi Kanunu’na (CMK) göre tutuklamanın bir önlem olduğunu bilmiyorlar mı?

Savcılık, CMK’ye göre şüphelilerin lehine ve aleyhine olan tüm delilleri toplamak zorundadır. Yargı mensupları, ceza hukukunu hukuk fakültelerinde doğru dürüst öğrenmedikleri için siyasi iktidarın baskısına boyun eğiyorlar, adaleti ve evrensel insan haklarını katlediyorlar. Artık yalnızca belediye başkanı değil, eşi ve yakınları da gözaltına alınıyor.

ANAYASAL SUÇ İŞLENİYOR

Ceza yasasında savcı veya yargıcın takdir hakkı yoktur. Bir eylem veya işlem kanuni tarife uygunsa ve fail de belli ise kanunda düzenlenmiş ceza uygulanır. Gazetecileri, aydınları, belediye başkanlarını tutuklamak için kanuni tarife uymayan suç ve ceza yaratma yetkisi savcı ve yargıçlara tanınmamıştır.

Yasaları eğip bükmek, yasa koyucunun yerine geçerek yeni bir suç türü yaratmak anayasal bir suçtur ve eninde sonunda yargı önünde hesabı sorulur. Bugün CHP’li belediye başkanları ile bürokratlara, gazetecilere yargı eliyle yapılan zulümdür. Tutuklu belediye başkanları ile gazetecilerin birçoğunun iddianamesi hazırlanmadığı için masum insanlar suçlarının ne olduğunu bilmeden cezaevinde tutuluyorlar. Yargı, gerçeği araştırır, suç varsa cezasını verir.

Vatandaş yargıya güvenmek istiyor. Yargıya güven, mahkemelerin ve yargıçların hukuka, adalete ve vicdana uygun, bağımsız ve tarafsız kararlar vereceğine vatandaşların inanmasıdır. AYM ve AHİM kararlarının uygulanması, seçilmiş bir milletvekilinin halen cezaevinde tutulması demokratik hukuk devletine yakışmıyor. AYM kararını mecliste okutup seçilmiş bir milletvekilinin milletvekilliğini düşürmesi meclis başkanı da anayasal suça ortak yapıyor. Adalet bakanının, anayasanın ikinci maddesinde ifade edilen hukuk devleti ilkesini yerine getirmesi demokratik hukuk devletinin gereğidir.

AV. EROL TÜRK