Nafaka kesilirse hayat kesilir
Jale Özgentürk
Son Köşe Yazıları

Nafaka kesilirse hayat kesilir

08.06.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Türkiye’nin kaotik gündemine günlerdir bir de nafaka tartışması eklendi. Bir süredir bazı televizyon ekranlarında, sosyal medyada ve siyasi kürsülerde çoğunlukla erkekler tarafından aynı cümle tekrar ediliyordu: “Süresiz nafaka adil değil.”

Geçen hafta Anayasa Mahkemesi’nin Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasına ilişkin “süresiz olarak” ibaresini oy çokluğu ile iptal ettiğini öğrendik. AYM’nin iptal kararı, gerekçeli karar Resmi Gazete’de yayımlandıktan 9 ay sonra yürürlüğe girecek. Gerekçeli kararın ne zaman yayımlanacağı ise belirsiz.

TEKNİK DEĞİL YAŞAMSAL

Nafaka meselesi yalnızca hukukçuların konuşacağı teknik bir konu değil. Bu mesele, milyonlarca kadının ve çocuğun gündelik yaşamıyla doğrudan ilgili.

Türkiye’de boşanmalar artıyor. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2024’te 188 bin 963 olan boşanma sayısı 2025’te 193 bin 793’e çıktı. Boşanma hızı da binde 2.26 oldu. Boşanma oranlarındaki yükseliş, modernleşmenin ya da aile kurumunun zayıflamasının tek başına göstergesi değil. Aynı zamanda kadınların şiddete, baskıya ve eşitsiz ilişkilere karşı daha fazla itiraz edebilmesinin de sonucu.

Ancak boşanmanın ardından başlayan hayat herkes için aynı değil. Erkekler çoğu zaman çalışma hayatındaki yerlerini koruyarak yollarına devam ederken kadınlar, özellikle çocukların bakım sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalıyor. İşte nafaka tartışmasının merkezinde de bu gerçek bulunuyor.

Kamuoyunda yıllardır oluşturulan algı, nafakanın kadınlara tanınmış ayrıcalıklı ve sınırsız bir gelir olduğu yönünde. Oysa uygulamadaki tablo bambaşka.

Kadın Dayanışma Vakfı’nın araştırmalarına göre nafaka miktarları sanıldığı gibi yüksek değil. Ortalama nafaka tutarları 1.179.40 TL. Bu rakam birçok kentte bir çocuğun aylık okul ve ulaşım masrafını bile karşılamıyor. Üstelik mahkeme kararına rağmen ödenmeyen nafakalar da yaygın.

Derin Yoksulluk Ağı’nın kurucusu Hacer Foggo’nun sahadan aktardıkları tartışmanın başka bir boyutunu gösteriyor.

Foggo’nun görüştüğü kadınlar arasında nafaka bir refah unsuru değil; kira ödeyebilmenin, çocuğa beslenme çantası hazırlayabilmenin, elektrik faturasını yatırabilmenin aracı.

Derin yoksulluk yaşayan tek ebeveynli ailelerde yaşam, çoğu zaman günlük kazançlarla sürdürülüyor. Sabah iş bulan akşam yemek yiyebiliyor. İş çıkmazsa sofraya konacak ekmek bulunamıyor.

Foggo diyor ki nafakanın süreyle sınırlandırılması tartışılırken şu soru sorulmalı:

Türkiye, boşanan kadınlara ve çocuklarına nasıl bir sosyal koruma sunuyor?

Ücretsiz ve yaygın kreşler var mı?

Kadınların çocuklarını güvenle bırakabilecekleri bakım merkezleri yeterli mi?

Eşit işe eşit ücret sağlanabiliyor mu?

Kadın istihdamı OECD ortalamalarına yaklaşmış durumda mı?

Bu soruların çoğuna verilecek yanıt ne yazık ki “hayır”.

SONUÇLARI SOSYAL OLACAK

Foggo olacakları sıralarken “Böyle bir tabloda nafakanın sınırlandırılması yalnızca bir hukuk değişikliği olmayacaktır. Sonuçları ekonomik ve sosyal olacaktır” diyor.

Yoksulluğun kadınlaşması olarak tanımlanan olgu daha da görünür hale gelecektir.

Daha önemlisi, ekonomik bağımsızlığı olmayan birçok kadın için boşanma kararı yeniden zorlaşacaktır.

Şiddet gören kadınların önemli bir bölümü zaten ekonomik nedenlerle evliliği sürdürüyor. Gidecek yeri olmayan, düzenli geliri bulunmayan ve çocuklarının sorumluluğunu tek başına üstlenen kadınlar için nafaka çoğu zaman hayatta tutunmanın son araçlarından biri.

Bu nedenle mesele yalnızca “Nafaka ne kadar sürsün” sorusu değildir.

Asıl soru şudur:

Türkiye boşanan kadınları ve çocukları yoksulluğa karşı nasıl koruyacak?

Eğer sosyal devlet mekanizmaları güçlendirilmeden, ücretsiz bakım hizmetleri yaygınlaştırılmadan, kadın istihdamı artırılmadan ve gelir eşitsizliği azaltılmadan nafaka hakkı sınırlandırılırsa ortaya çıkacak yük yine kadınların omuzlarına binecektir.

Mahkeme salonlarında verilen kararların karşılığı bazen bir çocuğun okuldan ayrılması, bazen ödenemeyen bir kira, bazen de şiddet gördüğü eve geri dönmek zorunda kalan bir kadının hikâyesi olabiliyor.

Bu yüzden nafaka meselesi yalnızca boşanmış eşler arasındaki mali bir anlaşmazlık değildir.

Aynı zamanda yoksulluk, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve sosyal devlet anlayışının sınandığı bir alandır.

Tartışılması gereken, nafakanın kaç yıl süreceği değil kadınların nafakaya ihtiyaç duymayacak kadar güçlü ve güvenceli bir yaşam kurabilmesidir.