Köşe Yazısı

A+ A-
Çiğdem Toker

Akademisyen memur değildir

Paylaş
instela'da paylaş
13 Şubat 2016 Cumartesi

Canan Coşkun’un “Akademisyene utanç soruları” başlıklı haberi, dün gazetemizin manşetindeydi.
Haber, “Bu suça ortak olmayacağız” adlı bildiriyi imzalayan İstanbul Üniversitesi’nden (İÜ) 53 akademisyen için başlatılan idari soruşturmadaki soruları gündeme taşıdı. Ama bırakın soruların tuhaflığını; bizzat bu soruşturmanın açılmış olması dahi, üniversite yönetiminin, hukuktan başka pek çok şeyle bağlı olduğunun kanıtı niteliğinde.
Önce Prof. Dr. Yaman Akdeniz ile Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak; ardından AÜ Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Ana Bilim Dalı öğretim üyelerinin (Prof. Dr. Ali Ulusoy, Doç. Dr. Cüneyt Ozansoy, Doç. Dr. Ayhan Tekinsoy, Yrd. Doç. Dr. Burak Öztürk, Yrd. Doç. Dr. Artuk Ardıçoğlu) imzasını taşıyan iki hukuki görüş, üniversite yönetimlerinin akademisyenler hakkında neden idari soruşturma yapamayacağını ayrıntısıyla izah ediyor.

*** 

İki görüşten yararlanarak tane tane anlatalım:
Üniversitelerin başlattığı soruşturma, akademisyenlerin memur olduğu varsayımına dayanıyor. “Bağımsız ve özerk” (!) üniversite yönetimleri, “Akademisyenler memurdur. Ben de 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nu (DMK) uygularım” diyor.
Bu düşüncesini de YÖK’ün kendisini, kanun koyucu yerine koyarak aldığı Kasım 2015 tarihli kararına dayandırıyor.
Oysa idari soruşturma başlatan üniversitelerin hatırlaması gereken ilk şey, yürürlükteki mevzuata göre akademisyenlerin (bu arada kendilerinin de tabii) memur değil, kamu görevlisi olduğu.
Devam edelim...
Öğretim elemanları hakkında disiplin soruşturması yapılma konusu, Yükseköğretim Kanunu’nun 53/b fıkrasını ilgilendiriyor:
“Öğretim elemanları, memur ve diğer personele uygulanabilecek disiplin cezaları; uyarma, kınama, yönetim görevinden ayırma, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması, üniversite öğretim mesleğinden çıkarma ve kamu görevinden çıkarma cezalarıdır. Hangi fiillere hangi disiplin cezasının uygulanacağı, bu bentte sayılan kişilerin disiplin işlemleri ve disiplin amirlerinin yetkileri, devlet memurlarına uygulanan usul ve esaslar da göz önüne alınmak suretiyle Yükseköğretim Kurulu’nca düzenlenir.”

*** 

Gelelim konunun can alıcı kısmına:
Anayasa Mahkemesi (AYM), altı çizili ifadeyi (13 ay önce) anayasaya aykırı bularak iptal etti. Dedi ki mealen:
Ey YÖK, disiplin işlemleri konusunda, kanunla sağlanmış yasal bir güvence ve açıklık yok. Bu yokken, bütün bu disiplin işlemlerini senin düzenlemen anayasanın üç maddesine birden aykırıdır.”
AYM doğacak boşluğun giderilmesi için Meclis’e 9 ay süre veriyor. Meclis’in 7 Ocak 2016’da dolan bu süre içinde yasa çıkarması gerekirken, bu yapılmıyor.
Sonuç: Koca bir boşluk. (Bu arada Danıştay da, iptal edilen yasa maddesine göre çıkarılmış yönetmeliği iptal ediyor.)
Fakat bu arada ilginç bir şey oluyor ve Meclis’in yasa çıkarmak için henüz iki ay zamanı varken, YÖK Kasım 2015’te bir karar alıyor.
Diyor ki: “Madem benim maddem iptal edildi. Ben de 657 sayılı DMK’nin disiplin hükümlerini uygularım.”
YÖK, AYM kararını hiçe saymakla kalmayıp, yasama organının yapmadığı, boş bıraktığı bir alanda kendini kanun koyucu gibi de yetkili görüyor.
Yanı sıra, kendisini Meclis yerine koyan YÖK’ün, bu kararı çıkarırken, anayasanın 128. maddesiyle de pek ilgilenmediği görülüyor. “Kamu hizmeti görevlileriyle ilgili hükümler” başlıklı bu madde, “devlet memurları” ile “kamu görevlileri”ni net biçimde ayırıyor.
Özetle, manzara şu: Ortada AYM’nin, Danıştay’ın iptal kararları var. Fakat Meclis’in ihmali nedeniyle, öğretim üyeleri hakkında disiplin soruşturması yapılabilecek bir yasa yok! Böyle bir yasal dayanak yokken, üniversitelerin, YÖK’ün kendisini kanun koyucu yerine koyarak aldığı karara dayanarak başlattığı idari soruşturmalar hukuka aykırıdır. Peki, Yüce Yasama ne diyor bu işe; duyan?