Yağmurda Bir Gün

20 Mart 2014 Perşembe

Beni etkileyen öyküler, romanlar hep yağmurlu günleri anlatanlardır. Hikâyeler ona göre yazılır... Daha açığı yağmurdur odasında oturup pencereden bakan bir yazara yazdıran. Sıkıntılar, acılar kapının önünde beklemektedir. Dalarsın damlayan gözyaşlarına. Her an canlanır içinde, geçmişte kalmış ama bugüne yetişmek için koşa koşa gelen bir mevsim. Fırtınalı yağmurlar insanı uyuşturur, alır seni geçmişteki bir anıya götürür. Çok severim yağan yağmurda yürümeyi. Islansam da vız gelir. Derken bir bomba gibi patladı Akyaka’nın deli rüzgârı. Ev sarsıldı, ben yerimden oynadım. Bekledim bir daha cehennem azabını yaşayayım.
İyi oluyor, bazen doğa coşuyor, deliriyor, çıldırıyor ve bizleri de çıldırtıyor. Dertlere dert katan bir güz dünyası bu. Mevsimler gelir, gider. Birinden kurtulmuşsunuz yenisi yolda gelir. Rüzgârlar, fırtınalar yolunu kesmez. O yıkar, batırır, yok eder. Doğanın gücüyle başa çıkılmaz. Sığınacak bir dost yuvası gibidir yağmurlu akşamlarda doğa... İşte şimdi geldi gelecek diye bekle. Yaşlı biriysen hem iyilikler hem de kötülükler arasında sıkışıp kalmışsın. Böyle havalarda caddeleri arşınlamak güzeldir. Hele bir dost da yanındaysa.
En çok nisan yağmurlarıdır beni sevindiren. İşte sular pencereleri dövüyor, derken kapı açıldı. Kahveler geldi. Böyle günlerde yağmuru seyrederek kahve içmek bir çeşit geçici mutluluktur; az sürer, ama varlığını uzun süre yaşatır. Yağmur konusunu bir açtın mı, kapatamazsın. Hava soğudu, buralara kar yağmaz, ama yağmuru da onu aratmaz. Yağmurda Beyoğlu’nda, Taksim’de dolaşmak... Özgürlük budur işte. Polis, jandarma korkusu olmadan, tam bir özgürlükle.