Geçenlerde kadim CHP’li bir arkadaşla karşılaştığımda gülerek “‘Yıllar sonra çalışkan, enerjik bir başkan bulduk” diyerek sevinç gösterisi yaptı. Ancak sevinci kısa sürdü. Beklendiği gibi “adil, demokratik” bir yargı kararı ile Kılıçdaroğlu CHP başkanlığına monte edildi. Olay, seçimlerin yaklaşmakta, Erdoğan’ın da elverişli koşulları sağlamakta, sonucu da garanti altına almakta olduğunu gösterdi. Kılıçdaroğlu başkanlığında CHP’nin alışılagelen asgari yüzde 25 oyu olmasa bile bu kez olanaksız, alternatif parti oluştuğunda baraj altı kalması beklenir.
Atatürk’ün CHP’si haksız karalamalara, kumpaslara, baskılara hatta sözde CHP’lilere karşı savunulmalıdır. İktidara, devletin yargı ve kolluk güçlerine, yandaş medyaya, içindeki münafıklara, hatta genel başkan olarak monte edilen Kılıçdaroğlu’na karşı da savunulmalıdır. Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a karşı CHP’yi bir kez daha hezimete uğratmak işlevini üstlenmiş bulunuyor.
CHP’li belediyeleri “silkeleme” ile başlayan süreçte, “Bay Kemal” jokeri de kullanılmıştır.
Peşin yargı kararı açıklanmadan önce Erdoğan-Trump telefon görüşmesi, Trump’ın Erdoğan övgüsü bir rastlantı değilse sürecin bir parçası olabilir. Erdoğan’ın iktidarda kalması, emperyal güçler ve Trump için önemli; Tom Barrack’ın monarşiye övgüsü amaçsız değil.
CHP’yi siyasal, toplumsal yaşamdan dışlama konusunda bir “gelişme” gözleniyor. 1950’lilerde Demokrat Parti Menderes döneminde varlıklarına yasa ile el konulur, müsadere edilirken 1980 darbe sonrası Evren yasası ile kapatılır. Yöneticilerine siyasal yasak getirilir. Günümüzde bu olgu “demokratik” olarak yargı kararı ile gerçekleştiriliyor. “Demokrasimizde” bir aşama.
YSK, halkoylamasında geçersiz oyları geçerli sayma, İmamoğlu’nun ilk kazandığı İBB Başkanlığı’nı iptal kararından sonra CHP’nin mutlak butlan itirazına red ederek kararlarıyla bir merci olmayı sonlandırmıştır.
CHP’de dürüstlük temel kuraldır. CHP’de ahlaksızlık bağdaşmaz, ahlaksızlık barınmamalıdır. Doğrudur; ancak siyasal etik, siyasal ahlak da geçerlidir. Sayın Kılıçdaroğlu, siyasal etiğe, geleneklere, ahlaka da uygun davranmalıdır.
Kılıçdaroğlu’nun 2023 yenilgisinden sonra istifa etmesi siyasal etiğe, geleneklere uygun olurdu. İstifa yerine, yenilenme, değişim, güvenli limana gidiş gibi sözcüklerle niyetini belli etti. CHP’yi kişisel egosunu tatmin için araç olarak kullanmayı sürdürdü. Kurultay yenilgisi sonrası, ofis açarak aslında niyetini aleniyete vurdu.
CHP içindeki münafıklar, Kılıçdaroğlu’nun niyeti, CHP aleyhine sürdürülen süreç, yargının mutlak kararı kesin öngörü iken bu bağlamdaki eleştirilere uyanlar dikkate alınmadı. Ciddi bir hazırlık da yapılmadığı anlaşılıyor. Karara tepki, tophlu istifa olmalıydı. Oyun böyle bozulurdu.
Kurultaya gitmek, partiyi toparlamak bir seçenek olarak görülüyor. Kılıçdaroğlu yine uygun zaman, ortak akıl (neyse) sözcükleriyle gelişmeleri sürüncemede bırakıyor. Gürsel Tekin en az yedi aylık hazırlık döneminden söz ediyor. Yandaş bir TV kanalında, kamuoyu araştırmacısı birkaç yılı aşkın süreden önce kurultay toplanamaz öngörüsünde bulunuyor. Beklenti “üç gün tepki gösterilir, sonra tıpış tıpış uyulur”.
Peşin kararın açıklanması sonrası, karar yok hükmünde, kararı tanımıyoruz gösterisi yerine daha ciddi bir tepki göstererek sağlam CHP’li vekiller, belediye başkanlarıyla toptan isitfa ederek karar protesto edilmeli; varsa hazırlığı yapılmış partiye katılmak, ana muhalefet konumuna geçmek olmalıydı.
Gelecekte tekrar CHP’yi kavrayacak şekilde yeni bir parti toplanarak Kılıçdaroğlu’nu ekarte edecek şekilde ana muhalefet konumuna geçerek kumpası bozmalıydı. Cumhuriyet ilkelerini, bağımsızlığı içselleştirmiş; antiemperyalist STK’lerden de destek alınabilirdi. Karşıda her aracı kullanarak iktidarda kalmayı amaçlayan Cumhur İttifakı destekçisi Kılıçdaroğlu ve CHP münafıkları var. Zamana oynuyorlar, 45 gün kurultay diye oyalanmamalıdır.