Aslı Aydıntaşbaş

Trump bize neden kötü?

10 Kasım 2016 Perşembe

ABD seçimlerini Donald Trump’ın kazanmasının Türkiye için iyi olacağını söyleyenler var. Bu tam bir çılgınlık. Koskoca ABD seçimlerine sadece “FETÖ’cüler Hillary Clinton’a bağış yapmış” perspektifinden bakmak, onlarca stratejik dengenin tehlikede olduğu bir uçurumu görememek demektir. Nasıl bu kadar sığ olabilir bakış açımız? Bugün Trump’ın kazanmasını sadece Moskova, Tahran, Pekin, Tel Aviv ve Ankara kutluyor. Avrupa’dan Güney Kore’ye kadar onlarca Batılı ve G20 ülkesi ise tedirgin. Ne yapacağı, nasıl yöneteceği bir muamma olan Trump’ın başkanlığı her açıdan Türkiye için bir felaket. Bakın anlatayım...
Trump’ın dış politikada nasıl davranacağını tam olarak bilmiyoruz. Yönetim tecrübesi de, ekibi de yetersiz. Ama 21 Temmuz’da New York Times’dan David Sanger’a verdiği röportajda uzun bir Türkiye bölümü var. Trump, önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı 15 Temmuz darbesini boşa çıkardığı için övüyor. Hatta bir yerde “Bazıları olayın bir mizansen olduğunu söylüyor. Bence değil. Ona (Erdoğan) olayın akışını değiştirdiği için kredi vermek lazım” diyor ve uzun uzadıya darbenin nasıl halkın sokağa çıkmasıyla engellendiğini anlatıyor. Buraya kadar sorun yok.
Ancak daha sonra darbe sonrası yaratılan mağduriyetler ve insan hakları tablosu sorulduğunda cevabı şu oluyor: “İnsan hakları konusunda bizim de sorunlarımız var ve başka ülkelerin işlerine karışmamız çok zor. (…) Müttefiklere ihtiyacımız var. Başka ülkelere ders verme hakkımız yok.”
Eğer Türkiye’deki hak ve özgürlükler tablosunun kötüleşmesinden sıkıntı duymayan biriyseniz, bu sözler size güzel gelebilir. Aynı İran, Moskova, Tahran ve Pekin gibi, “Oh insan hakları baskısı kalkıyor” diyebilirsiniz.
Fakat ben şahsen Türkiye’nin AB adaylığını aldığı 1999 yılından bu yana girdiği reform sürecinde gerisin geri gidilmesinin, insan hakları tablosunun ağırlaşmasının ülkemiz, toplumumuz, geleceğimiz için büyük bir kayıp olduğunu düşünenlerdenim. Dünyanın Türkiye’ye kapıları kapatmasının, ABD ya da Avrupa’nın elini eteğini çekmesinin bizleri karanlık günlere sürükleyeceğini biliyorum. AKP dahil her partide böyle düşünen çok insan olduğunu da biliyorum. Daha da ötesi, hapisteki bir gazeteci ya da siyasetçi açısından, ifade özgürlüğü ve hukuk devleti açısından, Batı’nın Türkiye’deki insan haklarına 3 gram mı, 13 gram mı vurgu yaptığının hayati önem taşıdığını da biliyorum. Bugün o 3 gramı da alırsanız, oksijenimiz daha da azalır. Washington’dan o sitem telefonu geliyor mu, çok bir kıymet-i harbiyesi olmasa da o “derin kaygı” açıklaması yapılıyor mu... Bunlar yine de önemli. Türkiye’de demokrasiyi önemsemeyen bir Amerika, bizim için felaket olacaktır.
İkinci sıkıntı, Rusya. Ankara’da “Oh ne güzel, biz zaten Putin’le arkadaşız. Moskova ile istediğimiz tarz pederşahi yönetim anlayışı üzerinde de anlaşıyoruz. Suriye işini de baş başa hallederiz” iyimserliği var. Fantezi bunlar. Rusya’yla iş yapmak, bir ayıyla tango yapmaya benzer. Amerika bile beceremedi; yapabilene aşk olsun!
Türkiye’nin göremediği, Suriye meselesinin Rusya’nın insafına kalmasının Türkiye’nin Ortadoğu’da önünü açmak anlamına gelmeyeceği. Ne demek istediğimi merak edenler Google’a Bayırbucak Türkmenleri yazabilir. Tarihimizde Rusya ile 13 savaş yapmış, 13’ünü de kaybetmişiz. Rusya’nın bugün de bizden istediği, biat: NATO’nun bölünmesine, AB’nin dağılma sürecine katkıda bulunmamız, kendi ekonomik çıkarlarına hizmet etmemiz ve Ortadoğu’da Rusya’nın egemenliğini tanımamız.
Bunların Türkiye için iyi hedefler olduğunu düşünüyorsanız, sorun yok. Ama bana sorarsanız Ankara henüz sırtını NATO’ya ve Washington’a dayamadan Rusya’yla baş başa kalmanın ne olduğunu tam olarak bilmiyor. Stratejik davranmıyor, uzun vadeli düşünmüyor. Umarım öğrendiğinde de çok geç olmaz...