Köşe Yazısı

A+ A-

Sadece acılarımız ortak

Paylaş
instela'da paylaş
19 Aralık 2016 Pazartesi

Kâbus gibi bir hafta geçirdik, bir hafta içinde iki büyük facia! Elbette acılarda, tasada birleşiyoruz, başka türlüsü mümkün mü? Mümkün olması, zaten bir toplumun tamamen çöküşü demek, çok şükür o noktada değiliz. Ama söz konusu olan sadece tasada “birlik”, aslında sağlıklı olan da bu, ortak acılar üzerine her konuda aynı düşünen bir toplum inşa etmesi başka bir şey. Öylesi toplum değil, “kütle” olmak demektir, kütle olma dayatması, toplumları birleştirmez, böler, çözer, öyle bir nokta gelir ki artık acılarda bile birleşemez hale geliriz. O nedenle, iktidar çevresinin, ortak acıları, “Cumhurbaşkanlığı sistemi” şeklinde bir rejim değişikliği ve “Yeni Türkiye’nin inşası” adı altında toplum mühendisliği çabasına zemin olarak görmesi hayra alamet işler değil.
Halihazırda mevcut iktidar ve çevresi, toplumun her kesiminin acılarda ortak olma duygusunun kıymetini yeterince bilmiyor gibi. Madem acılar ortak, her konuda aynı şeyleri düşünmemizi, aynı tepkileri vermemizi bekliyor, sadece beklemiyor, dayatılıyor, en ufak bir farklılık ihanet gibi algılanıyor/algılatılmaya çalışılıyor. O kadar ki ana muhalefet partisi bile, “teröre destek” ile itham edilebiliyor. Acılarımız ortak olabilir, ama bu acıları, bu gidişi durdurmanın yolları konusunda anlaşamayabiliriz, nitekim anlaşamıyoruz, böyle olması çok doğal ve dahi derde deva olacak şey de başımıza gelenleri, farklı açılardan özgürce tartışabilmek. Doğrusu ben, “teröre lanet” edip geçiştirmenin de, meseleyi sadece bir güvenlik meselesi olarak görmenin de derde deva olmadığını düşünenlerdenim.
Tam da bu yüzden iktidarın “Kürt açılımı’” siyasetini önemsedim, destekledim, bu arada sürece ilişkin eleştirilerimi de, Kürt çevrelerinin sempatisini kaybetmek korkusu ile saklamadım, gizlemedim. 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra, PKK’nin çatışma siyasetini ilk günden çıkmaz yol olarak gördüm, pek çoklarının nezdinde sevimsiz oldum. Ama sonuçta, Kürtler adına siyaset yapanları eleştirmek mümkün ve de hâlâ tek yapmamız beklenen bu, iktidarın Kürt politikasını eleştirmek ise “teröre destek, vatana ihanet sayılıyor”. Bu şartlar altında içinde bulunduğumuz hali sorgulamak mümkün değil, oysa en çok ihtiyacımız olan da bu; her şeyi yeniden gözden geçirmek! Evet, Kürtler adına siyaset yapanlar “halk devrimi” umdular, başaramadılar, çıkmaz yollara saptılar, ama diğer taraftan devlet/iktidar çevresi Kürt meselesinin siyasi bir mesele, çözümün siyasi çözüm olduğu hususunu tamamen unutmuş haldeler. Suriye’deki gelişmeler sonucu, meselenin Türkiye sınırları dışına taştığı doğru, ama bu çetrefil durumdan çıkış da ancak siyasi çözüm gerektiriyor, dönüp dolaşıp geleceğimiz nokta burası. Bırakın bu konuyu özgürce konuşalım, tartışalım ne mahzuru var? Sanılanın aksine terör ve terör siyasetinin önü ancak daha fazla konuşarak, tartışarak kesilir. Türkiye’nin zaafa düşürülmek istendiğine eminseniz, emin olun, demokrasiden, özgürlüklerden taviz vermek zaafı daha da pekiştirecek.
Kürtlerin dostları ve münhasıran Batılı dostları da, Kürtler adına siyaset yapanların hatalarını görmezden gelmenin, onlara daha fazla zarar verdiğini görmeli. Sonuçta çözümün bu ülkede birlikte yaşamayı başarmak olduğunu, görmezden gelmelerin Kürt düşmanlığını körüklediğini, güvenlikçi siyasetleri meşrulaştırdığını anlamalı. Yine de asıl iş, iktidara ve “biz, Batı’da yaşayanlar”a düşüyor, milyonlarca Kürt’ün oyunu almış bir partiye “terör örgütü” muamalesi yapmak, seçimle gelenleri hapse tıkmak akıl işi değil, Kürtlere karşı husumeti körüklemek hiç değil. En önemlisi, Kürt meselesi bu zamana kadar en çok da öteden beri devlet/iktidar yanlısı Kürtlerden, Kürtleri birbirine düşürmekten medet ummak yüzünden bu çıkmaza girdi. Aynı şeyleri tekrarlamak, “makbul Kürtler”i öne çıkarmak yol değil, hiçbir zaman olmadı, yine olmayacak.
Söylemesi kolay biliyorum ama terör saldırılarında hayatını kaybeden herkesin aile ve yakınlarına sabrı cemil diliyorum.