Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Cihangir vicdanı (2)

28 Şubat 2018 Çarşamba

Eğer illa bir şeyi öldüreceksen...
İşe, içine işlemiş kini öldürmekle başla.
Sonra sorgulamadan kabul ettiğin inançlarını öldür.
İtaati öldür. Öfkenin kalbini deş. Şiddeti sök at. İçindeki vahşete savaş aç.
O zaman anlayacaksın.
Sivil nedir, asker nedir?
Savaş çıktığında aslında kim kimi, neden öldürür?
Ekranlara çıkıp ölümüne alkış tuttuğun ve her birinin aslen birer sivil olduğunu hemen unuttuğun o çocuklar...
Sanıyor musun ki, birileri yer altındaki ve yer üstündeki paraları paylaşırken...
Asla kendilerine ait olmayacak ve asla kendilerini korumayacak bir gücün uğruna şehit olmak için doğdular.
Sanıyor musun ki onlar...
Askere gitmeden bir gün öncesine kadar senden ya da benden farklıydılar.
Hayalleri vardı, heyecanları, aşkları, beklentileri vardı.
O uzak cephede dün kimi, neden öldürdüğünden bihaber askerdi hepsi.
Evvelsi gün muhtemelen yoksul birer sivildi her biri.
Eğer illa bir şey öldüresin varsa...
Hiç durma;
İşe, insanları savaşlarda ölen askerlerle sivilleri farklı sanmaya ikna edenleri iktidara getirme ısrarından başla.
Fırsat eşitsizliğini doğal saymana yol açan o toplumsal uysallıktan başla.
İktidardan korkmaya eğitilmiş aklından başla.
Hayata olan inancını gölgeleyen dogmatik fikirlerden başla.
Seni “iyi” bir insan olmaktan alıkoyan alışkanlıklarından başla.
Gerçeklerle yüzleşmeni engelleyen korkularından başla.
Farkında değilsin ama... Sen öldürmeye yanlış yerden başladın bile...
O çocukları hiç sorgulamadan kabullendiğin bir savaşa kurban vermeye ikna olduğun anda başlıyor cinayetlerin.
Kendi vicdanının üzerine yığılıyor cesetlerin.
O cesetlerin arasında savaştan sağ çıkabilse kim bilir neler neler yapmak isteyen, daha 20’sini göremeden başka bir ülkenin topraklarında ölen çocuklar var.
Oğlunu okutabilmek için yaz kış demeden pazarlarda sebze satan ve bayrağa sarılı bir tabutun başında, kalabalıklar arasında yapayalnız ağıt yakan bir kadın var.
Cebinde bir bayrak, üzerinde asker üniformasıyla Cumhurbaşkanı’nın yamacında duran ve “şehit olursa da o bayrak üzerine örtülecek inşallah” diye kutsanan minicik bir can var.
Kendi mahallende yaktığın ateşte kendi hayatını tutuşturduğunu anlamadan...
Uzak mahallelerde neden farklı insanlar farklı duygular yaşar diye hiç kendine sormadan...
İtaatkâr bir dünyadan...
Zehirli bir öfkeyle sarf ettiğin o düşünce, bir bilsen, kin kustuğun o mahallelerdeki ne zorlu bir mesele.
Ben sana tam Cihangir’in göbeğinden, Firuzağa Mahallesi’nden bildiriyorum.
O senden daha farklı bir hayat yaşadığı için diş bilediğin mahallelerde büyüyen çocuklar...
Her türlü savaşa karşı olmanın erdemini öğrenme fırsatı bulabilirken...
Senin çocukların ölmenin ve öldürmenin yüceltildiği bir iklime esir doğuyorlar.
Ahlaken, fırsat eşitsizliğinin hesabını iktidardan soramayacak kadar yoksullaştırılıyorlar.
Mahalleleri birbirinden uzaklaştıran...
Ve yoksulların kanını emerek var olan şu lanet politikacılar senin verdiğin oylarla o koltuktalar.
Sen, kendi mahallendeki çocukları erkenden ellerinle öldür, sonra bir de git sana yapılan haksızlıklara baş kaldıran diğerlerini gebert diye beynini yıkamaktalar.
Hemen ikna olduğun hamasi bir kahramanlık masalının kirli ikliminde...
Uzak mahallelere kin gütmeyi öğreneceğine...
Bu güdümlü kinin ne işe yarayacağını düşünebilecek bir fırsat bulabilseydin eğer sen de görürdün...
Bu ülkeyi yıllardır kardeş katli kanununu çıkaran, oğullarına gözünü kırpmadan kıyan padişahların soyundan geldiğine inananlar yönetiyor.
Ve o katli vacip sandığın insanların yaşadığı mahalle adı gibi vicdanını da, babası kardeşini öldürdüğü için üzüntüden hayatını yitiren bir şehzadeden alıyor”.*
*18 Kasım 2013 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “Cihangir Vicdanı” başlıklı köşe yazımdan...

Tümü Mine Söğüt - Son yazıları

Vahşi kapitalizm yoktur, vahşi insan vardır 19 Eylül 2018 Çar
Kıyametinizi burada mı kopartırsınız? Paket mi yapalım? 14 Eylül 2018 Cum
‘Peki şimdi nereye?’ 12 Eylül 2018 Çar