Tam bayram öncesiydi. Şikago’da Northwestern Üniversitesi’nde Keyman Modern Türkiye Araştırmaları bölümünde düzenlenen “James Baldwin’in İstanbul’unda” konferansında dünyanın her yerinden gelmiş akademisyenlerle, dolu dolu birkaç gün yaşamanın keyfini sürerken ülkemden gelen haberlerle kafamıza balyozlar inmeye devam etti. (Bakınız: üç gün önceki “Nefes Alamıyoruz” başlıklı yazım.) Hâlâ kendime gelemiyorum.
Düşünün öğrencisiniz, ertesi gün sınavınız var, bütün yıl çalışmışsınız. Ve bir gece yarısı okulunuzun cumhurbaşkanının iki cümlesiyle “Kapandı” diye ilan edildiğini görüyorsunuz. Ya da öğretim üyesisiniz, CB karar veriyor ve ertesi gün işsizsiniz. Yok, yok, 2 gün sonra bir de bakıyorsunuz... Sürpriz... CB lütfetti ve yaşasın! Üniversiteniz açıldı. Böyle bir şey olabilir mi?
OLMAZ DEMEYİN
Üniversite, düşünce alanıdır. Üniversite; Saray’ın, partinin, iktidarın keyfine göre “açılıp kapanacak” bir düğme değildir. Bilim biraz da itirazdır. Düşünce biraz da rahatsız etme cesaretidir. Ama bir üniversitenin kaderi, anayasa ve hukuk dışında, bir kişinin dudaklarından çıkan cümlelere bağlı hale gelmişse orada yalnız eğitim değil, demokrasi de ağır yara almıştır. Zaten eğitime ilişkin nice kararda, sadece eğitimin değil; laikliğin, hukukun, demokrasinin de nasıl yara aldığını gördük. Bugün ülkede hâlâ seçilmiş üniversite dekanı kaldı mı hiç ama hiç emin değilim.
Bu yapılan, yalnızca bir üniversiteye değil; hukuka, akademik özgürlüğe, kurumsallığa ve yurttaş aklına verilmiş bir gözdağıdır. Çünkü mesele yalnız Bilgi Üniversitesi değildir. Mesele belki de sadece “Cambaza bak” demektir.
Böyle bir şey olabilir mi? Demokratik bir hukuk devletinde: Hayır, olamaz. Milletle alay mı ediyorsun diye sorarlar.
BURASI TÜRKİYE
Ama burası Türkiye. Olmaz demeyin, daha neler neler olur... Örneğin, bir pazar günü 107 yıllık Cumhuriyet Halk Partisi’ne, eski genel başkanının talimatıyla polis, çelik kuvvet, bibergazı ve plastik mermilerle girilir, camları kırılır dökülür, kapıları sökülür. İktidar da bizimle ilgili değil zaten, birbirlerini yiyorlar diye ellerini ovuşturarak seyreder...
Erdoğan, ilelebet cumhurbaşkanı kalmak isteyebilir. Kendisini yenebilecek tüm rakiplerini, tüm cumhurbaşkanı adaylarını hapse tıktırabilir. Muhalif olarak da kendisine seçimleri kaybettirecek olan Özgür Özel yerine Kılıçdaroğlu’nun yönetiminde bir CHP tercih edebilir. İnsanoğlu neler neler istemez ki... Kimileri hayal ettiği sürece yaşar. Hadi anlaşılır diyelim...
Ancak gelin görün ki bu parti, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu, Milli Mücadele’nin içinden geçip gelmiş, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu öğelerindendir. CHP’yi itibarsızlaştırmak için özellikle şu son bir yılda tüm yapılanlar; iktidarın aczini, zavallılığını, yeteneksizliğini, çaresizliğini de ortaya koyuyor aynı zamanda.
Sevgili okurlar, bayramda bile nefes almamıza imkân yokken nasıl güzelliklerden, sanattan, Şikago’dan, James Baldwin konferansından söz edebilirim ki?
Hepinize, bayram gibi bayramların hasretiyle iyi bir gün diliyorum.