Gıdada büyük çöküş: Yoksulluk hileyi, kirlilik hastalığı besliyor

Gıdada büyük çöküş: Yoksulluk hileyi, kirlilik hastalığı besliyor

12.06.2026 04:00:00
Güncellenme:
Gıdada büyük çöküş: Yoksulluk hileyi, kirlilik hastalığı besliyor

Ekonomik krizle birlikte derinleşen yoksulluk, yurttaşın güvenli gıdaya erişimini olanaksız hale getirdi. “Artık ne yediğimizi değil, neye mecbur kaldığımızı konuşuyoruz” diyen TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Uğur Toprak, “Bugün yaşadığımız kriz; bir politik tercih sonucudur” dedi.

Dünya Gıda Güvenliği Günü kapsamında gazetemize konuşan TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Toprak, Türkiye’deki gıda güvenliği krizinin yapısal boyutlarını anlattı. Artan enflasyonun bir halk sağlığı krizine dönüştüğünü belirten Toprak, sanayi atıklarının havzaları zehirlediğini ve denetim yetersizliğinin bu tehlikeyi büyüttüğünü vurguladı.

“‘UCUZSA VARDIR BİR RİSKİ’ DEMELİYİZ”

Gıda enflasyonundaki yükseliş ve alım gücündeki düşüşün, taklit ve tağşiş vakalarını zirveye çıkardığını belirten Toprak, “Artan gıda enflasyonu yalnızca bir ekonomik veri değil, doğrudan halk sağlığını belirleyen bir kriz. Alım gücü düştükçe yurttaşın tercihini değil, mecburiyetini konuşuyoruz. Bu mecburiyet de kayıt dışı, merdiven altı üretimi ve taklit/ tağşişi besleyen en önemli zemin. Ucuz gıda, içeriğin manipüle edildiği bir üretim modelidir. Et, süt ve bitkisel yağlarda içerik hileleri çok açık. Yurttaş çoğu zaman bunun farkında değil; farkında olsa bile alternatifinin olmaması en büyük sorun. ‘Ucuzsa vardır bir riski’ dememiz gereken bir dönemdeyiz. Denetimlere gelecek olursak; ne sıklık ne de caydırıcılık açısından yeterli. İdari para cezaları büyük firmalar için artık sadece maliyet kalemi. Caydırıcılık için tekrarlayan ihlallerde üretimden men, şeffaf veri paylaşımı ve bağımsız denetim mekanizmaları olmazsa olmaz” dedi.

‘ÇEVRE GÜVENLİ DEĞİLSE GIDA DA GÜVENLİ DEĞİL’

Tarım ve sanayinin iç içe geçtiğini ve çevre kirliliğinin sofralara sızdığını anlatan Uğur Toprak, “Çevre kirliliği sadece suyu değil, toprağı, ürünü ve nihayetinde insan sağlığını etkiliyor. Sanayi atıklarıyla kirlenmiş suyla sulanan tarım alanlarında; ağır metal birikimi, pestisitlerle birleşen kimyasal yük, toprak verimliliğinde azalma gibi zincirleme etkiler ortaya çıkıyor. Bu kirleticiler ‘yıkanarak temizlenen’ unsurlar da değil. Tarladan sofraya gelen bu yük, kronik hastalıklardan kanser riskine kadar geniş bir yelpazede tehdit oluşturuyor. İklim değişikliği ise bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor ve gıda güvenliğini yapısal olarak çökerten bir sürece dönüşüyor. Hava, toprak ve su güvenli değilse gıda da güvenli değil” diye konuştu.

‘POLİTİK BİR TERCİH’

“Gıda güvenliği bir tercih değil, kamusal sorumluluktur” diye devam eden Uğur Toprak, “Bu sorumluluk, yeterli sayıda ve yetkin gıda mühendisi istihdam edilmeden yerine getirilemez. Tarım ve Orman Bakanlığı ‘gıda güvenliği otoritesi’ni derhal oluşturmalı. Gıda güvenliği; tarladan başlayan, suyla şekillenen, sanayiyle tehdit edilen ve sofrada sonuçlanan bir bütündür. Bugün yaşadığımız kriz; sadece denetim eksikliği değil, bir politik tercih sonucudur. Eğer halkın sağlığını önceleyen bir yaklaşım benimsenmezse yoksulluk daha fazla taklit ve tağşiş üretecek. Kirlilik daha fazla hastalık doğuracak. Denetimsizlik daha fazla güvensizlik yaratacak” dedi.