Aziz Sancar: Bilim sadece okumakla öğrenilmez, yapmakla öğrenilir

Nobel ödüllü bilim insanımız Prof. Dr. Aziz Sancar geçen hafta İstanbul’daydı. Biz de yarım günü kendisi ile geçirdik. Sohbet ettik, birlikte Süleymaniye Camisi’ni ziyaret ettik. Büyük ailesinin kendisi için hazırladığı Mardin mutfağından oluşan öğle yemeğine katıldık. Bakın neler anlattı.

16 Ekim 2021 Cumartesi, 15:41
Aziz Sancar:  Bilim sadece okumakla öğrenilmez, yapmakla öğrenilir
Abone Ol google-news


Şehzadebaşı’ndan Süleymaniye Camisi’ne giden dar sokakta yürüyoruz. Aziz Sancar ve biz... Yanımızda Cumhurbaşkanlığı’nın iki koruması.

Karşı kaldırımda yürüyen üniversiteli birkaç genç Sancar’ı görür görmez şaşırıyorlar. “Aaa Aziz Sancar” diye arkadaşına heyecanla sesleniyor genç bir kız. Maskeli olmasına rağmen hemen tanıyorlar. Caminin avlusunda birileri yaklaşmaya çalışıyor, fotoğraf çektirmek isteyenler, konuşmaya çalışanlar...

Geçen hafta TÜBİTAK’ın davetlisi olarak geldi. 1 hafta kaldı, TEKNOFEST’e katıldı, Gebze Teknoloji Merkezi’ni gezdi. Eski doktora öğrencileri ile buluştu. Programı yoğundu. Yine de zaman ayırdı ikimize. Biri ilk geldiği akşam birlikte akşam yemeği. Bir de Türkiye’den ayrılmadan bir gün önce. Yarım günü kendisi ile geçirdik, sohbet ettik, Süleymaniye Camisi’ni gezdik. Büyük ailesinin kendisi için hazırladığı öğle yemeğine katıldık. Bakın neler anlattı.

MARDİNLİ VEJETARYEN

A ziz Sancar Mardin’in Savur ilçesinden. İlçede Sancar’ın doğup büyüdüğü 3 katlı ve 36 odalı tarihi taş konak müzeye dönüştürülüyor. Aile bir yandan da bu işlerle uğraşıyor. Aile birbirine çok bağlı.

Mersin’deki abla, kardeşi, yeğenleri. Hepsi Şehzadebaşı’nda konaktan bozma otelde toplandı.

Vejetaryen Aziz Sancar. “‘Kimi yemek için yaşar kimi yaşamak için yer’ derler ya, ben işte o ‘Yaşamak için yiyenlerdenim’” diyor.

Yine de hummalı bir çalışma olmuş belli ki. Mardin mutfağından en sevdiği yemeklerin etsiz versiyonları yapılmış. Biz de davet edildik aile sofrasına. Birbirleriyle gurur duyan, Mardin’in kültürel mozaiğinin zenginliğini içlerinde taşıyan, sevgi dolu bir aile...

TÜRKİYE ÖNCÜLERDEN OLABİLİRDİ

ABD’den önce Özbekistan’a uçmuştu. Oradan da İstanbul’a. Özbekistan’a bu ilk gidişi değil. Bir dönem dünya bilimine oradaki toprakların damgasını vurmuş olması, Uluğbey Medresesi, Buhara, Semerkant... Hepsi gözlerini yaşartacak kadar heyecanlandırıyor onu.

3 yıldır adım atmadığı Türkiye’ye geliş nedeni TÜBİTAK’ın daveti. Kendisi de TÜBİTAK bursu ile yurtdışına gittiği için önemsiyor.

TEKNOFEST’e katıldı biliyorsunuz; gençlerle buluştu, projelerini gördü. Kendi dönemi ile şimdiki arasındaki farkı “Bilim sadece okumakla öğrenilmez, yapmakla öğrenilir. Biz okuyarak öğreniyorduk, şimdiki çocuklar deneyerek öğreniyorlar. Bu önemli” diye açıklıyor.

Şahit olmadığı ama kendisine anlatılınca çok üzüldüğü bir anekdotu aktarıyor. Teknofest’te TÜBİTAK standına ilerlerken arkasından ortaokul öğrencisi bir kız koşmuş. Tabii korumaları geçememiş. Israrla Aziz Hoca ile tanışmak, fotoğraf çektirmek istediğini söylüyormuş. Programı dolu yanıtı almış. Kız yılmamış, “Hoca bizim için geldi ama siz görüştürmüyorsunuz. Buna hakkınız yok” diye bağırıyormuş, arkadaşları da kıza destek çıkmışlar. Aziz Hoca olay kendisine sonradan aktarılınca üzülmüş, “Tüh keşke görüştürseydiniz” diye sitem etmiş.

Kafa tutan, hakkını arayan bir nesil... Önemli.

Aziz Hoca Türkiye’deki aşı çalışmalarını da izledi. “Covid-19’a belki yetişmez ama önümüzde yeni pandemiler olacak; bu yüzden Türkiye’nin bu aşı çalışmaları yeni pandemilere hazırlıklı olmak açısından önemli” dedi. Aşının hem bilimsel hem de toplumsal yönü var. “Aşı karşıtlığı” örneğin diye ekledi...

Bugünlerde okuduğu bir kitapta tarihte çiçek aşısı ile ilgili paragraf ilgisini çekmiş, bize de anlattı:

Çiçek aşısını İngiltere’ye, 1716’da İstanbul’da büyükelçisi olarak görev yapan Edward Wortley Montagu’nu eşi Lady Montagu getirdi. İngiltere’de bilinmeyen çiçek aşısının Osmanlı topraklarında yaygın kullanıldığını hayretle gördü. Hafif çiçek çıkaranlardan alınan cerahat, çiçek çıkarmayanların derisine çizilerek sürülüyordu. Oğlunu da aşılatan Montagu’nun uygulamaları, toplumda duyuldu. Önce hapishanedeki gönüllü mahkûmlar üzerinde denendi. Olumlu sonuç alınmasının ardından, variyolasyon yöntemi tüm Avrupa’ya ve oradan Amerika’ya yayıldı.

Sonradan ABD başkanı olacak olan Thomas Jefferson da Virginia eyaletinde aşının öncülüğünü yapmış olan önemli bir isim.

Aziz Sancar şunu da vurguluyor: “Türkiye aşı çalışmalarını yeni aşı teknolojilerini durdurmayıp geliştirseydi, bugün dünyada öncü ülkelerden biri olurdu.” Peki okuduğu kitabın adı ne? Üşenmiyor kalkıp oteldeki odasına gidiyor ve kitabı getiriyor. Steven Johnson’un Extra Life - A Short History of Living Longer. (Ekstra Hayat- Uzun Yaşam Sürmenin Kısa Tarihi)

O zaman konu şuna geliyor. “Türkiye’de bilimin gelişmesinin önündeki en önemli engeller ne?”

Aziz Hoca’nın bu gelişindeki gözlemleri ne oldu? Duraksamadan “gümrük vergileri” diyor.

Bilimsel kimyasallar üzerindeki gümrük vergilerinin kaldırılması şart. Bizim laboratuvarda örneğin bir malzemenin eksikliği öğleden sonra fark edilse bile talep edilmesi halinde sabah 10’da hazırdır.

Türkiye’de malzeme ve ekipmana erişim çok yavaş işliyor. Bu da çalışma temposunu düşürücü bir unsur. Bugün Türkiye’de önemli üniversitelerde görev yapan eski doktora öğrencileri ile buluşmasında gündeme gelmiş.

Aziz Hoca konuyu ertesi gün konuştuğu Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’a iletmiş. Ne yanıt verdi, diye soruyoruz. “Değiştirmemiz lazım” demiş.

TEKNOFEST’te trend topic olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sahnede Sancar’ın elini havaya kaldırdı mı yoksa indirdi mi, konusunu da açıyoruz. Gülüyor. Saçma şeyler bunlar diyor. Alışık olmadığı durumlar hepsi de. Evi ve laboratuvarı arasında geçen bir yaşam. “Bir cumhurbaşkanı ile nasıl davranılır bilmiyorum ki; zaten sahnede hep elimi tutmuştu. Selamlarken de kaldırdı, o kadar...”