Deniz Barut, Cumhuriyet Pazar'da: 'Gerçekçilik iyidir, kendine getirir'

Deniz Barut, Cumhuriyet Pazar'da: 'Gerçekçilik iyidir, kendine getirir'

12.04.2026 12:00:00
Güncellenme:
Deniz Barut, Cumhuriyet Pazar'da: 'Gerçekçilik iyidir, kendine getirir'

Barut için oyunculuk, bir karakteri canlandırmaktan çok onun kalbine, zihnine ve çelişkilerine temas etmek anlamına geliyor. Sanatın farklı alanlarından beslenen bu yaklaşım, onu hem sahnede hem de yaşamında daha gerçekçi bir çizgiye taşıyor. Başkalarının duygularını anlamaya duyduğu merak ise onu yalnızca güçlü bir oyuncuya değil, yaşamla daha derin bağ kuran bir anlatıcıya dönüştürüyor.

Deniz Barut, oyunculuğu yalnızca bir meslek değil, insanın başka yaşamlara dokunma biçimi olarak görüyor.

Empatiyi merkezine alan bu yaklaşım, onun hem seçtiği rollerde hem de kurduğu yaşamda kendini hissettiriyor.

Gerçekçilikten taviz vermeyen duruşuyla mesleğinde farklı bir profil çizen Barut ile keyifli bir sohbette buluştuk.

Image

- Oyuncu olmaya karar verdiğinizde motivasyonunuz neydi? Şimdi dönüp baktığınızda o motivasyonun değişip dönüştüğünü görüyor musunuz?

İçimde çok güçlü olmadığım, o diğer kişiyi merak etme ve anlamaya çalışma dürtüsü vardı her zaman. Çok empat olmam da buna sebep ki her oyuncunun beslendiği en önemli özellik olduğunu düşünüyorum. Oynadığım karakterler sayesinde deneyimlemediğim duyguları ve hayatları deneyimliyor olmak oyunun en eğlenceli kısmı. Oyunculuğun birlik olma etkisi de kıymetli. Bir başkasının kalbine, ruhuna, zihnine inmek, onu anlamak bana bu kadar iyi geliyorsa izleyene nasıl gelmesin ki? Bana göre oyunculuk “cem” olma hallerinden biridir.

- Yüksel Aksu ile birlikteliğiniz yaratıcılık alanında da kendisini gösteriyor. Birbirinizi bu anlamda nasıl besliyorsunuz?

Bunun bu şekilde yansıyor olması beni çok mutlu eder. Böyle de zaten. Onun okumaya, bilgiye ve gözleme olan tutkusu benim de hayatı anlamaya çalışma yöntemlerimle ortak noktada buluşuyor. Sayesinde her an öğrendiğim, gözlemlediğim, keşfettiğim, kendimi geliştirdiğim bir ilişki içinde olmak kıymetli. Saatlerce konuşabildiğimiz, fikirlerimizi dürüstçe söyleyebildiğimiz, fikirler üzerine kavga edebildiğimiz bir dinamiğimiz var. Çok izliyor, çok okuyor, çok konuşuyor ve çok aylaklık da yapıyoruz ama tüm bunlardan önemlisi şu: Çocuk ruhumuz… Bizim yaşamaya meyilimiz var, hayallerimiz bitmek tükenmek bilmiyor.

- Kendinizi ve mesleğinizi değerlendirirken genelde gerçekçi yorumlarda bulunuyorsunuz. Bu tavrınız size ne kazandırdı ve ne kaybettirdi? Fazla mütevazi olduğunuzu düşündüğünüz oldu mu?

Fazla mütevazı olduğumu düşündüğüm oldu ve bunun faturasını da çok ödedim. Akıllanmış da değilim. Samimiyetin laubalilikle, sağlıklı ve gerçekçi olan mesafenin soğuklukla karıştırıldığı bu dönemde durduğumuz yerin pek de önemi kalmıyor. Ne kendimle ilgili ne de bir başkası ile ilgili boş lafı sevmiyorum. Kendime karşı bile olsa, saygı sınırları içerisinde kötüye kötü, iyiye iyi demek asla taviz vermeyeceğim huyum. Gerçekçilik iyidir, kendine getirir. (Gülüyor)

- Genelde seyirci sizi bir yapımdan diğerine görüyor. Bunun nedeni nedir?

Bir oyuncu olarak bunu yapmamın doğru olduğunu düşünüyor ve savunuyorum. Yaptığım meslekle anılmak ulaştığım en büyük başarılardan biri olur. Kim olduğuma, nerede ve nasıl yaşadığıma ilgi duyabilme ihtimalleri olduğunu biliyorum ama birincil meraklarının bu olduğunu düşünmüyorum. Sokakta bana oynadığım karakterlerin isimleriyle sesleniyor olmaları beni nasıl mutlu ediyor anlatamam. Bir şeyi gerçekleştirdiğim, başardığım hissini veriyor.

Image

- Sanatın farklı alanlarında da "bağırmayan" ilgileriniz olduğunu fark ettim.

Aslında fotoğrafçılık mezunuyum. Anın belgelenmesinin insan hayatına ve toplumların hem sosyolojik hem de tarihsel hikayelerine katkısına hayranlık duyuyorum. Bana göre bir oyuncu olarak ama aslında bir insan olarak herhangi bir sanat eserinden, onun besleyici ve farklı olana keşfe açık motivasyonundan uzak durmak mümkün değil.

Her bir edebiyat eseri, resim, heykel, beste beni hayata tutunmakla ilgili motive ediyor. Mesleğimle ilgili de somut olarak besleniyorum sanatın her alanından, mesela oynadığım karakter bir müzik olsa hangisi olurdu diye düşünüyorum. Ya da bir resmin insanda bıraktığı duygu olsa? Ona göre şekillendiriyorum karakterimin konuşma ritmini, beden dilini ana duygusunu, motivasyonunu… Kulağıma kulaklığı takıp tek başıma sergi gezerim çoğu zaman. Hayatın koşturan akışına böyle kısa molalar yaratmak güç veriyor.

‘HEDY LAMARR’I OYNAMAK İSTERDİM’

- Sinema tarihinden bir rolü oynama fırsatınız olsaydı bu hangi rol olurdu ve neden?

1930’lar 40’larda Hollywood’un “en ünlü” ve “en güzel” kadın oyuncularından biri olarak bilinen Hedy Lamarr’ı oynamayı çok isterdim. Alameti farikası, o sadece oyuncu değildi çok ciddi bir teknik zekâya sahipti. Çocukluğundan itibaren makineleri söküp inceleyen, mühendislik merakı olan biriydi. II. Dünya Savaşı’nda Nazilere karşı kullanılabilecek olan ve piyanodan ilham aldığı frekans atlamalı iletişim sistemi geliştirdi. Böylece kimse radyo sinyalini bozamıyor veya takip edemiyor.

Geliştirdiği bu sistem, Wi-Fi, Bluetooth ve GPS’in temel mantığını oluşturuyor. Yani Hedy Lamarr modern kablosuz iletişimin temel taşlarından. İşin ilginç ve bugünün de konusu olan ana meselesi şimdi geliyor: Buluşu yıllarca kullanılmıyor. Çünkü sadece “çok güzel bir oyuncu” olarak görülüyor. Bugünde kadının önünde engel olan bu güzellik fetişi ve zaten kadının gücünü yok saymaya teşne sistemin golünü yemiş kadınlardan sadece biri ve inadına en güzel olanı. Biz de zeki olabiliyoruz sanılanın aksine.

- Hemen tüm röportajlarınızda gençliğinizi ve güzelliğinizi korumak için neler yaptığınız sorulmuş. Ben de nelerden kaçındığınızı sorayım...

Sahte olan her şeyden uzak durmaya çalışıyorum. Bir insan, bir ürün, bir duygu, bir sebze, bir an ya da her neyse. Yalın bir hayat idealim. Elbette kendime iyi bakmayı çok seviyorum. Hayatı sevdiğimden. Gençliğin ve güzelliğin her şeyden önce tavırda olduğunu biliyorum.

KİTAPLAR VE MÜZİKLER

- Son zamanlarda okuyup okuyucularımıza önerebileceğiniz bir kitap var mı?

Bir kitap kulübüm var. Adı Okurhane. Yeni doğdu. Orada hep beraber kitap okuyup üzerine konuşuyoruz benim gibi bibliyofillerle. Şu an Latife Tekin’den “Para Gürültüsü” okuyorum, okuyoruz. Ama son zamanlarda Melisa Kesmez kitaplarının sıkı okuyucusuyum.

- Son çalanlar listenizde hangi şarkılar var?

Geniş bir skala bu. Türküler hep var Neşet Ertaşlar, Aşık Mahsuniler, Aşık Veyseller, Jazz hep var, Etnik müzik hep var. Dönem dönem değişiyor ama bu dönem en sık Mohsen Namjoo “No Bahari”, “Toranj” ve yeni tanıştığım bir ses ve yorum Alela Diane özellikle “The Pirate’s Gospel” parçası.

SUNA’NIN HATIRLATTIKLARI

- "A.B.İ." (Aile Bir İmtihandır) dizisinde yer alıyorsunuz. Projede sizi çeken neydi? Nasıl karar verdiniz dahil olmaya?

Güçlü ve yaklaşımını çok beğendiğim bir yapım şirketi, bir projedeki en önemli unsur olduğuna inandığım sağlam bir senaryo ekibi, çok güvende hissettiğim bir yönetmen ve ekibi ve kıymetli bir oyuncu kadrosu. Suna karakterini sevmiş olmam, derinlikli ve incelikli işlenmiş olması da eklenince keyifli olacağını düşündüm.

- Gülseren Budayıcıoğlu imzalı tüm diziler gibi bu dizi de psikolojik altyapısı güçlü bir akış ve karakterler içeriyor. Siz de bir psikolog olan Suna'yı canlandırıyorsunuz.

Sayın Budayıcıoğlu’nun önemli katkısıyla projelerde yer alan karakterlerin derinlikli, sağlam temellere dayanan hikâyeleri oyuncu için de büyük konfor sağlıyor. Bir psikiyatristin de zaaflarının olması ve bunu yönetmeye çalışma halleri, aşık olduğu adama olan duygularını olgunlukla dizginlemeye çalışması çok insani ve gerçekçi.

Suna bana mükemmelliğin ne yanıltıcı bir kavram olduğunu hatırlatıyor. Son zamanlarda neredeyse animasyon filmlerde karşılaşabileceğimiz fantastik karakterlerin normal hayattaki ütopik versiyonlarını izliyoruz. Gerçekliğe uzaklaştığımız bu dönemde böyle gerçek bir karakteri oynamak anlamlı geliyor.

İlgili Konular: #Cumhuriyet Pazar