Dergâhtaki casus, laboratuvardaki yurtsever

Dergâhtaki casus, laboratuvardaki yurtsever

11.01.2026 12:32:00
Güncellenme:
Tolga Aydoğan
Takip Et:
Dergâhtaki casus, laboratuvardaki yurtsever

Atatürk yaşamı boyunca pek çok suikast girişimiyle karşı karşıya kaldı. Bunalr arasında belki de pek bilinmeyenlerden biri, henüz Ankara’da meclis açıldıktan birkaç ay sonra yapılan girişimdi. İngilizler adına çalışan Mustafa Sagir tarafından düzenlenen suikast girişimi, bir kimyager tarafından ortaya çıkarılacaktı. Bu kimyager, sonradan İsmet İnönü’ye de ders verecek olan Avni Refik Bekman’dı.

1920’nin ilk aylarında 40’lı yaşlarda, yuvarlık suratlı, ince bıyıklı, kısa boylu bir kişi İstanbul’a gelmiştir. Bu kişi, İngilizler tarafından beş yaşındayken Hindistan’dan alınıp Londra’da yetiştirmiş, 25 yaşından itibaren de casus olarak görevlendirilmiştir. İngilizler için çalışan bu kişinin adı Mustafa Sagir’dir. 

Sagir, İstanbul’a gelmeden önce Afganistan’da İngilizlere karşı mücadele eden Afgan Emiri Habibullah’a suikast düzenlemiş ardından da İstanbul’a çağırılmıştır. Sözde Hint Müslümanları adına, Milli Mücadele’ye destek için gelmiştir. Öncelikle Şehzadebaşı’nda bir ev tutmuş, bir süre kuşku çekmemek için “milliyetçi” bir duruş sergilenmiş, hatta göstermelik olarak işgalci İngilizler tarafından tutuklanmıştır. Türklerin güvenini kazandıktan sonra da Ankara’ya geçmiştir. 11 Aralık 1920 günü Hükümet Konağı’na yakın, Hürriyet Oteli’nin orta katında bir oda kiralar çalışmalara başlar. Amaç bellidir: Mustafa Kemal Paşa’ya suikast yapacak, İngilizlerin isteği gerçekleşecek ve Anadolu’daki milliyetçi direnç kırılacaktır.

Sagir, istihbarat toplarken milli direnişe destek veren bir görüntü de çizmiş, hatta Yunus Nadi’nin Anadolu’da Yenigün gazetesini çıkardığını görerek takdir edecek ve sempati kazanmak için matbaa hediye edeceğini söyleyecektir. 

MECLİS’TE GÖRÜŞME

Mustafa Kemal Paşa, Mustafa Sagir ile yaptığı görüşmenin ardından temkinli davranır. Emir çavuşu Ali Metin’in anılarında Kemal Paşa’nın, “Dikkat etmeli! Bu adam bir casus olabilir” dediği belirtilmiştir. Ardından da Sagir takibe alınır. O günün tanıdığı Ali Metin Çavuş şöyle anlatmıştır: 

“Paşa, huzursuzdu. Sagir’in yaptığı muhabereden bir sonuç alınıp alınmadığını sık sık emniyet müdüründen soruyordu. Fakat olumlu bir sonuç çıkmıyordu. Sagir her tarafa mektup yazıyordu. Atatürk, gizli emniyet müdürü ve Adnan Bey hariç herkes Sagir’e sonsuz güven besliyordu.”

Ali Metin Çavuş, Kemal Paşa’nın ikazından sonra, posta müdürü Yarbay Şükrü Bey’in Sagir’in mektuplarını incelediğini, mektubu ateşe tutup okuduğunda kâğıtta sarı renklerin belirdiğini, bunun üzerine kimyager Avni Refik Bey’e (Bekman) incelenmesi için mektupların teslim edildiğini aktarmıştır. Avni Refik Bey gerisini şöyle anlatır:

“Hemen laboratuvara koşarak kâğıtları incelemeye koyuldum. Yarım saat sonra, kâğıtların üzerine alkali damlattığım zaman pembe renkte birtakım yazıların ortaya çıktığını gördüm. Yazılar İngilizceydi ve fenolftalein ile yazılmıştı. Mustafa Sagir’in casus, Hint Hilâfet Komitesi üyeliğinin uydurma olduğu, Ankara’ya Paşa’ya suikast yapmak maksadıyla geldiği anlaşılıyordu.”

Öte yandan Mehmet Akif Bey’in (Ersoy) oğlu Emin Bey de Mustafa Sagir’in casusluğunun ortaya çıkarılması konusunda babasının da payı olduğunu iddia eder. Olayı anlatırken Sagir’in güven aşıladıktan sonra Tacettin Dergâhı’na sık sık geldiğini, mektuplaşma adresi olarak da dergâhı gösterdiğini söylemiştir. Bu eve Hindistan’dan, Mısır’dan, İstanbul’dan çok sayıda mektup gelince babası Mehmet Akif Bey’in şüphelendiğini de ifade etmiştir: 

“Hiç unutmam, İstanbul'dan Mustafa Sagir'e gelen büyük bir zarfın ucu kazara yırtıldı. Babam dayanamadı. Zarfı yırtarak açtı. Satırsız kâğıtları bomboştu. Yalnız bu kâğıtları katlayan bir tabakada İstanbul'da havaların yağmurlu gittiğinden bahsediyor, Mustafa Sagir'e muvaffakiyetler temenni ediliyordu. Bilâhare diğer sahifeler tahlil edildi. Bu gibi hallerde istimal edilen kimyevi mürekkeple yazıldığı anlaşıldı.”

Sonuçta mektuplar Avni Refik Bey tarafından uygulanan kimyasal bir teknikle okunabilmiş, Mustafa Sagir’in casus olduğu ve Kemal Paşa’ya suikast zamanı kolladığı anlaşılmıştır. Sagir, tutuklandıktan sonra suçunu itiraf eder. Ardından İngiliz Yüksek Komiseri Sir H. Rumbold Ankara hükümetine başvurmuş ancak sonuç alamamıştır. İstiklal Mahkemesi tarafından yargılanan Sagir 24 Mayıs günü Karaoğlan Meydanı’nda idam edilir. 

KİMYA KİTAPLARININ YAZARI

Atatürk’ü suikasttan kurtaran Avni Refik Bey, 1910’da Ankara İdadisi’nden mezun olarak Berlin Üniversitesi’ne gönderilmiş, burada Nobel ödüllü kimyager Hermann Emil Fischer’in yanında yetişmiştir. 1919’da, kimya doktoru olarak Ankara Kimyahane Müdürlüğü’nde çalışmaya başlamış, Numune Hastanesi’ndeki odasını da bir kimya laboratuvarına dönüştürmüştür. Suikastı ortaya çıkaran mektuplar bu odada deşifre edilmiştir.

Avni Refik Bey Cumhuriyetin ilanından sonra Gazi Eğitim Enstitüsü’nde dersler verir, bakanlıkta müfettiş olarak çalışır, liselerde okutulan kimya kitaplarını da o yazmıştır. 1943’te açılan Ankara Fen Fakültesi’nde de dersler vererek dekanlık görevini üstlenir. 

İNÖNÜ’YE DERS VERDİ

Cüneyt Arcayürek, “Bir zamanlar Ankara” kitabında “uzak akrabam” diyerek tanıttığı Bekman’ın Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye kimya dersi verdiğini anlatır. 1942’de İnönü kimya öğrenme isteğini Milli Eğitim Bakan Hasan Âli Yücel’e söylemiş ve Yücel de Bekman’ı önermiştir. Ardından Bekman Çankaya Köşkü’nün bir odasına laboratuvar kurar, haftada iki gün İnönü’ye ders verir ve birlikte deney yaparlar. Bilime merak duyan İnönü aynı yıllarda dünyaca ünlü bilim insanı Fizikçi Werner Heisenberg’i Ankara ve İstanbul’a konferans vermesi için davet etmiştir. Heisenberg’in, “Modern atom fiziğinin felsefi esasları” başlıklı konferansını en ön sıradan takip eden İnönü bilimi ilgiyle destelemiştir.

HİTLER’DEN KİMYA DİPLOMASİSİ

Öte yandan II. Dünya Savaşı süresinde denge politikası yürüten İnönü’yü yanına çekmek için Nazi Almanya’sı lideri Adolf Hitler politik bir adım atar. Ankara Büyükelçisi Franz von Papen aracılığıyla Ankara’ya bir laboratuvar göndertir. Bu şekilde İnönü’yü savaşta yanına çekmek için bir jest yapar. 

İnönü, Yücel ve Bekman’a Ankara’da bir fen fakültesinin kurulması talimatını vermiştir. Ünlü mimar Paul Bonatz ile Sedad Hakkı Eldem’e Beşevler’deki fakülte binası tasarlatılmış ve 8 Kasım 1943 günü fen fakültesi açılarak ilk dersi Avni Refik Bekman vermiştir. Hitler’in İnönü’ye hediye ettiği laboratuvar ise fakülteye bağışlanarak okulun ilk laboratuvarını oluşturmuştur. 

Atatürk’e suikastı ortaya çıkaran Prof. Dr. Avni Refik Bekman 1946 seçimlerinde Halk Partisi’nden Meclis’e girerek dört yıl milletvekilliği de yapar. 1954’te fen fakültesindeki görevine geri döner ve 1963’te emekli olana kadar öğrenci yetiştirmeyi sürdürür. 1971 yılında kalp yetmezliği sebebiyle Ankara’da vefat eden Bekman, günümüzde belki de daha fazla bilinmeyi hak etmektedir.

İlgili Konular: #Atatürk