Dünyanın müziğe, müziğin zamana ihtiyacı var

Dünyanın müziğe, müziğin zamana ihtiyacı var

5.04.2026 11:39:00
Güncellenme:
Dünyanın müziğe, müziğin zamana ihtiyacı var

Latin Grammy ödüllü virtüöz Iván “Melon” Lewis, 16 Nisan’da İş Sanat’ta vereceği konser öncesi Cumhuriyet Pazar’a konuştu. Küba’nın disiplinli eğitim yıllarından Avrupa’nın özgür tınılarına uzanan sanatçı klasik müzik, caz ve Afro-Küba ritimlerini nasıl tek bir potada erittiğini ve müziğin neden "gerçek ortam”lara gereksinim duyduğunu anlatıyor.

Bazı müzisyenler için piyano sadece bir enstrüman değil, coğrafyalar ve zamanlar arası geçişi sağlayan bir köprüdür. Latin caz dünyasının en ilham verici piyanistlerinden biri kabul edilen Iván “Melon” Lewis, tam da böyle bir figür. Montrö’den Blue Note’a uzanan küresel başarılarından Latin Grammy ödüllü albümü Voyager’a kadar o, modern müziğin en cüretkâr anlatıcılarından biri. Lewis, 2014 yılında kurduğu ve 60’ların Kübalı orkestralarının ruhunu bugünün tınısıyla harmanladığı projesi The Cuban Swing Express ile sınırları zorlamaya devam ediyor. Michael Jackson’dan Rolling Stones’a, Pérez Prado’dan Herbie Hancock’a uzanan geniş bir yelpazeyi Afro-Küba ritimleriyle yeniden yorumlayan topluluk, dinleyicilerine neşe ve hayal gücü dolu bir atmosfer vadediyor. 16 Nisan’da İş Sanat’ta sahne alacak Iván “Melon” Lewis & The Cuban Swing Express konseri öncesinde Lewis ile bir söyleşi yaptık.

- Küba müziği ile caz arasındaki ilişki sizin için ne ifade ediyor? Kendinizi bir caz piyanisti olarak mı yoksa Küba müziğinin çağdaş bir yorumcusu olarak mı görüyorsunuz?

1950’lerden bu yana Kübalı ve Amerikalı müzisyenlerin karşılıklı etkileşimi, her iki türü de derinden besleyen bir kültürel zenginleşme yarattı. Nat King Cole ve Dizzy Gillespie’den Bebo Valdés ve Mario Bauzá’ya kadar pek çok öncü ismin kayıtlarında bu tınısal harmanı net bir şekilde görebilirsiniz. Bu miras, özellikle “The Cuban Swing Express” gibi projelerimde benim için her zaman temel bir referans noktası oldu. Kendimi ne yalnızca bir caz piyanisti ne de yalnızca Küba geleneğinin çağdaş bir yorumcusu olarak görüyorum. Kompozisyon ve icra tarzım; bu iki türün yanı sıra klasik müzikten de izler taşıyor. Aslında tüm bu disiplinleri müziğimde bir arada yürüttüğümü söyleyebilirim.

- Piyano icranızda klasik teknik unsurlarla Afro-Küba ritmik geleneklerini nasıl kaynaştırıyorsunuz?

1995 yılında henüz bir öğrenciyken, Küba dans müziğinin dev ismi Issac Delgado’nun grubuna katıldım. O dönem, klasik eğitimle Afro-Küba ve caz tınılarını harmanlamanın sunduğu büyük potansiyeli fark ettim. Klasik piyano eğitiminden gelen teknik becerilerim, daha zor ve karmaşık yapıları icra etmemi sağlıyor. Ancak buradaki amacım sadece virtüözlük sergilemek değil; bu teknik donanım, fikirlerimi çok daha sofistike ve özgün bir dille ifade etmeme olanak tanıyor.

KÜBA VE SSCB

- Küba’nın müzik eğitimi sistemi oldukça güçlü. Bu ortam müzikal karakterinizi ve sanatsal disiplininizi nasıl şekillendirdi?

Küba’daki müzik eğitimim 80’li ve 90’lı yıllara denk geliyor. O dönemde ülkenin pedagojik ve akademik sistemi çok iyi işliyordu. Müzik okullarında kullanılan metodoloji, sıkı disipliniyle bilinen eski Sovyetler Birliği’ndekiyle aynı olsa da biz Küba müziği ve kültüründen de güçlü bir şekilde etkileniyorduk. Bu da güçlü bir sorumluluk duygusu, adanmışlık, disiplin, çaba ve konsantrasyon geliştirmemizi sağladı. Benim kuşağımdaki pek çok kişi için bu eğitim ve kazandırdığı disiplin, bugüne dek işle ilgili her şeye yaklaşım biçimimizi belirledi.

- Avrupa’ya yerleşmeniz müzikal bakış açınızda belirgin bir değişime yol açtı mı?

Kesinlikle. Avrupa’ya yerleşmek, farklı müzisyenlerle çalışmamı ve yeni seslerin etkisinde kalmamı sağladı. Müziğimde yeni denemelere girişme ve bestelerime klasik müzik ayrıntılarını dahil etme konusunda kendimi daha özgür hissettim. İlk albümlerimde Afro-Küba köklerime saygı duruşunda bulunurken, sonraki çalışmalarımda esin kaynaklarımı çeşitlendirdim. Son albümüm “Luces y Sombras”ta, insanın hissettiği farklı duygu ve heyecanları müzik aracılığıyla ifade etmeye odaklandım.

KÜBA’DA ZORLU ŞARTLAR

- Yeni nesil Kübalı caz müzisyenlerinin geleneği nasıl şekillendirdiğini düşünüyorsunuz?

Küba halkı son yıllarda çok zorlu şartlarla boğuşsa da adanın yeni yetenekler çıkarmayı sürdürdüğünü görmek harika. Sosyal medya ve internet sayesinde, oradaki muazzam potansiyele sahip genç müzisyenleri keşfetmek artık çok daha kolay. Bu yeni neslin, kariyerlerini geleneksel temeller üzerine inşa ederken yeni sesleri kucaklamaktan da geri kalmadığını ve son derece çağdaş bir caz yarattığını görüyorum.

- Latin cazı küresel bir dil hale dönüşse de o güçlü yerellik hissini koruyor. Evrensellik ve kültürel kimlik arasındaki bu dengeyi kişisel olarak nasıl yönetiyorsunuz?

Dünya ve biz müzisyenler sürekli bir dönüşüm içindeyiz. Ancak günümüzdeki bu değişim, insanın özümseme kapasitesinden çok daha hızlı gerçekleşiyor. Küreselleşmeyi olumlu bulsam da bu süreçte belirli bir kültürü tanımlayan kadim ritimlere, geleneksel şarkı ve seslere duyulan ilginin yitirilmesinden endişe ediyorum. Oysa bunlar, müzikal devinim için vazgeçilmez referanslardır. Caz ve Latin caz, ifade özgürlüğü için geniş alan sunan türler. Bir müzisyen olarak kendimi bu akışa bağlı hissederken hangi yeni trendlerin gerçekten dikkate değer olduğunu da her zaman titizlikle analiz ediyorum.

- Küba müziği, Afrika’nın ritmik gelenekleri ile İberya etkisindeki Avrupa’nın armonik yapılarının buluşmasından doğdu. Bu anlamda cazın kendisi de bir kültürel hibritleşme örneği. Sizce günümüzde müzik hâlâ bu tür karşılaşmalarla evrilmeye devam ediyor mu?

Buna yanıt vermek zor. Müzik devasa bir fenomen ve bazı türler ilerlerken bazıları geriye gidiyor. Her şeyin çılgınca bir hızla ilerlemesini sağlıklı bulmuyorum. Farklı türlerin etkileşimiyle yeni formlar doğmaya devam etse de genel bir tutarlılık eksikliği gözlemliyorum. Ne yazık ki caz da buna dahil. Yeni projeleri dinlediğimde icra kalitesinin ve kaydın harika olduğunu görüyorum ama bir şeylerin eksik olduğunu hissediyorum. Belki de bu yeni çağa ayak uydurması gereken benimdir...

ALGORTİMALAR CAZLA UYUŞMUYOR

- Günümüzde algoritmalar insanların müziği keşfetme ve dinleme biçimine giderek daha fazla müdahil oluyor. Sizce bu ortam cazın doğaçlama üzerine kurulu doğası için bir zorluk yaratıyor mu?

Teknolojinin o meşhur algoritmalarının, caz gibi kendiliğinden gelişen ve çok yönlü bir türle uyuşmadığını kesinlikle hissediyorum. Caz zaman ayırmayı, her seferinde yeni ayrıntılar keşfetmek için aynı albümü tekrar tekrar dinlemeyi gerektirir. Ancak algoritmalar, zaman harcamak istemeyen günümüz insanını kısa şarkılara ve videolara yönlendiriyor. Kimse üç dakikadan fazlasını ayırmıyor. Küresel çapta kültüre olan ilginin gidişatı konusunda endişeliyim. Festivallerin ve menajerlerin, bir müzisyenin sanatından çok beğeni ve takipçi sayısına odaklandığını görmek üzücü. Bu noktada biz caz müzisyenlerine büyük bir görev düşüyor: Dinleyiciyle bağ kurabileceğimiz gerçek ortamlarda müzik yapmayı sürdürmeliyiz. Yetkililerden ve müzikseverlerden canlı konserleri desteklemekten vazgeçmemelerini istiyorum. Dünyanın müziğe ihtiyacı var.

‘YENİ FÜZYONLAR DOĞUYOR’

- Son yıllarda müzik türleri arasındaki sınırlar giderek bulanıklaştı. Siz bu değişime daha geleneksel bir perspektiften mi yaklaşıyorsunuz, yoksa çalışmalarınızda yeni müzikal etkiler keşfetmeye açık mısınız?

Kültürel gelenek altyapım konusunda endişelenmeme gerek yok çünkü bu geleneğe güçlü bir şekilde bağlıyım. Bir yandan da seslerin veya tarzların yeni kombinasyonlarını keşfetme fikri beni cezbediyor. Günümüz teknolojisi, farklı kuşaklardan müzisyenleri birbirine yaklaştırıyor, bu da yeni füzyonların doğmasını sağlıyor. Geleneğimi ve kültürümü yansıtırken yeni nesillerle bağ da kurabilen olasılıkları aramaya niyetliyim. Umarım başarabilirim de.

İlgili Konular: #Grammy