Platon’un, “Şölen” diyaloğunda Aristophanes mitsel bir hikâye anlatır. Hikâyeye göre insan kökensel olarak iki yüzü ve dört bacağı olan küre formunda bir varlıktır.
Zeus, onu sergilediği taşkınlık ve kendini beğenmişlik yüzünden ikiye böler, amacı onu güçsüzleştirmektir. İşte o günden beri insan, öbür yarısını, kendisine daimi mutluluğu getirecek olan bütünlüğü aramaktadır.
Antik Yunanda bu duruma “symbolon” (sembol) denilmektedir. Byung Chul Han, ritüellerin önemine dikkat çektiği çalışmasında: “Ritüeller sembolik eylemlerdir” der.*
Ritüeller (dini veya seküler) insanın “dünyada olma” halini “evinde olma” haline dönüştürür. Bunun nedeni ritüellerin tekrara dayanmasından kaynaklıdır. Arada bir, aklımıza geldikçe yapılan davranışları ritüellerden ayıran şey ritüellerin yoğunluk üretme becerileridir. Ritüeller kanıksanmış şeyler değildir, eğer öyleyse o ritüelin bizi etkilemesi pek mümkün değildir.
Ritüel olarak kabul ettiğimiz olaylara ve şeylere gerekli özeni göstermemiz işin en önemli yanını oluşturur. Tüketmek değil, mecburen eşlik etmek değil, o olay, o şey, o gün ya da an için özenle hazırlanmak… Peki ne önemi var bunun?
Chul Han, Arendt’den yardım alarak bu konuya açıklık getiriyor:
“Ritüeller yaşamı istikrarlı hale getirirler. Mekânda şeyler neyse, yaşamda ritüeller odur. Evimizdeki aynı iskemle, aynı masa biz farkında olalım veya olmayalım, yerinde durmayan zihnimizin veya dünyanın karşısına bir sabitlik olarak çıkar. Biz farkında olalım ya da olmayalım hep aynı yerinde duran o masa ve o koltuk bizim bu dünyaya kök salmamıza yardım eden unsurlardan biridir.”
AKILLI TELEFON ETKİSİ
Kullandığımız tüm eşyalar arasında akıllı telefonun üzerimizde yarattığı etkiyse bunun tam tersidir. Akıllı telefon masa veya koltuk gibi değildir. O “aynılık”tan, hep aynı şey olmaktan mahrumdur. Masa veya koltuk dikkatimizi çekmek için uğraşmazken akıllı telefonun dikkatimize sürekli el koyan bitmek bilmez içerikleri vardır. Akıllı telefon bize kendimizle baş başa kalma veya şeylerle oyalanma olanağı vermez, o tüm ilginin kendisinde olması için icat edilmiştir adeta!
Akıllı telefon, Zeus’un insanı ikiye bölmesi gibi ikiye böler ve güçsüzleştirir. Bu öyle bir güçsüzlüktür ki “dikkat dağınıklığı” denilen sorunun bir virüs gibi tüm yaş gruplarında yaygınlaşmasına neden olmuştur. İnsan artık dikkatini bir türlü kendinde toparlayamayan varlıktır. Chul Han, dikkat eksikliği bozukluğunun, dizisel algının patolojik ölçüde keskinleşmesinin sonucu olduğunu söylemektedir. Dizisel algıdan kasıt, algının asla yerinde duramaması ve şeylerde oyalanmayı unutmuş olmasıdır.
Rutine uygun olanı demode olarak lanse eden neoliberalizm, insanları yenilik ve yerinde durmayan (hızlı) yaşama çağırmakta ve böylece insanların dikkatlerini parçalayıp onları deyim yerindeyse solan yapraklara çevirmektedir.
“Artık her şey hızlandı. Teknoloji çağında yaşıyoruz, bu hıza sen de yetiş! Yoksa çok şey kaçıracaksın!’ sloganlarıyla inşa edilen bu durum her fırsatta eleştirilmesi gereken son derece tehlikeli bir durumdur.
Ritüeller yaşamı istikrarlı kılarlar, tıpkı bir masanın, bir sandalyenin biz farkında olsak da olmasak da bize istikrar vermesi, bizi bir anlamda korumaya alması gibi.
*Byung Chul Han - Ritüellerin Yok Oluşuna Dair. Çeviri: Çağlar Tanyeri, İnka Kitap
