Sihirli değnek değil kadın emeği

Sihirli değnek değil kadın emeği

8.03.2026 11:23:00
Güncellenme:
Sihirli değnek değil kadın emeği

Milyonlar onu ekranlarda sihirle her şeyi çözebilen Betüş olarak tanımıştı. Ancak İnci Türkay, sıfırdan krudğu bir yaşamı tercih etti. Bu yaşamda sihir yoktu belki ama emekle örülmüş bir öykü vardı. Yeniden Türkiye’de tiyatro seyircisinin karşısına çıkmaya hazırlanan Türkay bize oğlu için gittiği Londra’da sıfırdan kurduğu hayatını, çocuklara adadığı drama kulübünü ve yıllar sonra döndüğü tiyatro sahnesini anlattı. 8 Mart’ı "yeniden başlama cesareti" olarak tanımlayan Türkay, "Liste" oyunuyla bizi kusursuzluk maskelerimizi düşürmeye davet ediyor.

Ekranda ve tiyatro sahnesinde rol verdiği karakterlerle seyircinin kalbinde yer edinmişken adeta “tası tarağı toplayıp” uzak diyarların yolunu tuttu İnci Türkay. “Oğlum için gittim” dediği İngiltere’de kendine bir yaşam kurdu ve çocuklara drama eğitimi veren “Inci’s Drama Club”ı yaşama geçirdi. “Inci’s Drama Club” Türkiye’de açılan şubeleriyle çocuklarla buluşurken İnci Türkay’da tek kişilik oyunu Liste (The List) ile tiyatro sahnesine dönüyor. Prömiyer’i 2 Mart’ta Londra’daki The Show Theatre’da yapılan oyun 13–14 Mart’ta Ankara Tatbikat Sahnesi’nde, 29 Mart’ta Zorlu PSM’de Türk tiyatroseverlerle buluşacak. Türkay ile keyifli bir sohbette buluştuk.

Image

- “Yıllar sonra sahnede olmak beni uykusuz bırakıyor” diyorsunuz. Uzun bir aradan sonra seyirciyle “tek başına” kalma anı, bunca yıllık tecrübeye karşın neden hâlâ bu kadar taze bir heyecan yaratıyor? Sahne tozunun uykuları kaçıran o büyüsü nedir?

Sahne benim için hiçbir zaman alışkanlığa dönüşmedi. Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, seyirciyle ilk karşılaşma anı hep aynı heyecanı ve titreşimi yaratıyor. Tecrübe elbette insanı sakinleştiriyor ama sahne samimiyet, gerçeklik ve tam bir konsantrasyon istiyor. Tek başına seyirciyle kalmak… Orada bir oyuncu olarak çırılçıplak kalıyorsunuz. Uykusuzluk korkudan değil, sorumluluktan geliyor. Heyecan oyunculuğu besleyen çok güçlü bir duygu ama kontrol edilebilir olması şart. Benim için sahneye çıkmak, her seferinde dibi görünmeyen bir suya atlamak gibi.

- Sizi ekranlarda sıcak ve güven veren rollerinizle sevdik. Şimdi “Liste” ile “dışarıdan kusursuz görünen ama altında suçluluk duygusu biriktiren” bir kadını canlandırıyorsunuz. Bu keskin karakter değişimi, İnci Türkay’ın oyuncu olarak kendini yeniden keşfetme arzusu mu?

Ekranlarda özellikle ”Sihirli Annem” ile sıcak, güven veren karakterlerle anıldım. Bunun için çok mutluyum. Türkiye’nin hafızasında İnci Türkay, Betüş’tür. Parmağını şıklatıp her sorunu çözen, düzeni ve huzuru sağlayan, kusursuz bir anne figürü. “Liste”de oynadığım karakter ise bunun tam karşısında duruyor. Sihirle hiçbir şeyi düzeltemeyen, aksine bir ihmalle bir hayatın kararmasına sebep olan, vicdan azabıyla kıvranan, kusurlu ve çok gerçek bir kadın. Bu karşıtlık benim için hem zorlayıcı hem de çok heyecan verici.

FARKINDALIK LİSTESİ

- Hepimizin yaşamında yapılması gerekenler, ertelenenler veya yüzleşilemeyenlerden oluşan listeler var. Sizin listenizde, bu oyunla birlikte "artık yüzleşmeliyim" dediği bir madde var mıydı?

Sanırım artık şununla yüzleşiyorum: Çoğu zaman başkalarının mutluluğuyla mutlu oluyorum. Kendimi geri planda bırakıp onların huzurunu sağlamak için çabalıyorum. Bunu fark etmek benim için önemli bir adım.

- Oyunun yazarı Jennifer Tremblay ile bizzat iletişime geçip hakları alacak kadar bu metne tutunmanızın sebebi neydi? Metni ilk okuduğunuzda sizi "Bu oyunu ben oynamalıyım" dedirten o ilk cümle neydi?

Jennifer Tremblay’in metnini ilk okuduğumda beni etkileyen şey, şiirselliği ve ezber bozan diliydi. Çok sade ama insanın içine işleyen bir iç hesaplaşma vardı. Okudukça metnin peşine düştüm. Jennifer Tremblay ile doğrudan iletişime geçtiğimde hikâyenin gerçek bir olaydan yola çıktığını öğrenmek beni daha da sarstı.

- Peki Londra öykünüzün kökeninde nasıl bir öykü var? 2017'den beri sürdürdüğünüz “İnci's Drama Club”ın. artık Türkiye'de de şubeleri var. Bu proje nasıl ortaya çıktı?

Londra’ya yerleşmek kolay değildi. Yeni bir ülke, yeni bir sistem, yeni bir dil… Ama çocuklarla çalışmaya başladığımda her şey anlam kazandı. “Inci’s Drama Club”ın Türkiye’de şubeler açması benim için çok duygusal bir süreçti. Çift dilli yaratıcı drama eğitimi veriyoruz. Uluslararası bir perspektifle, disiplinli ama özgür bir alan yaratmaya çalışıyoruz. Bu proje bir iş değil, bir ihtiyaçtan doğdu. Çocukların sahnede kendilerini özgürce ifade ettikleri o anlar bütün yorgunluğa değiyor.

LONDRA’YA GİDİŞ

- Dediğiniz gibi oyun, küçücük bir ayrıntının koca bir yaşamı değiştirebileceğini söylüyor. Sizin kariyerinizde veya Londra’ya yerleşme sürecinizde, “iyi ki o küçük ayrıntıyı kaçırmamışım” dediğiniz bir dönüm noktası var mı?

Londra’ya gelişim oğlum içindi. Ama burada kalma ve bir düzen kurma kararı küçük bir anla netleşti. İlk drama atölyemde çocukların gözlerinde gördüğüm merak, heyecan ve ışıltı… O an kendime, “Burada bir işaret var,” dedim. 2017’den beri sürdürdüğüm “Inci’s Drama Club” böyle doğdu. Türkiye’de de şubeler açıldı. Hayat bazen büyük planlarla değil, küçücük bir işareti doğru okumakla yön değiştiriyor. Dışarıdan kusursuz görünen hayatlarımızın içinde çoğu zaman yüzleşmekten kaçtığımız kırılmalar olduğunu hatırlatan bir metin bu. Hepimizin içinde bir yerde duran, sustuğumuzu sandığımız ama hiç susmayan o vicdan sesi… Jennifer’ın bana yazdığı bir mesajda, “Sahneye her adım attığında onu yaşatacak ve hatırlatacaksın” demesi benim için çok belirleyici oldu. O cümle, bu oyunu sadece oynamak değil, bir sorumluluk olarak taşımak demekti. Küçücük bir ayrıntı, koca bir hayatı değiştirebilir mi? İşte oyun tam da bu sorunun etrafında dönüyor.

- Atilla Saral ile mesafe tanımayan bir evliliğiniz var. Sakıncası yoksa evlilik dinamiklerinizden biraz söz edebilir misiniz?

Bizim dinamiğimizde mecburiyet değil, tercih var. Bu çok kıymetli.

8 MART’IN ANLAMI

- Çocuğuyla birlikte tek başına kendine yeni bir yaşam kurmuş bir kadın olarak 8 Mart sizin için nasıl bir anlam taşıyor?

8 Mart sadece kutlanacak bir gün değil. Hayata tutunmanın, yeniden ayağa kalkmanın ve bir çocuğa umut dolu bir gelecek sunmanın sorumluluğunu taşıyan bir gün. Benim için annelik, çocuğunu her şeyden sakınmak, korumak değil. Ne olursa olsun, başına ne gelirse gelsin yeniden başlayabileceğini öğretmek demek. Eğer o bunu benim mücadelemde görebiliyorsa, işte o zaman 8 Mart benim için gerçekten anlamlı oluyor. Bu yüzden Dünya Emekçi Kadınlar Günü görünmeyen emeğin, fedakârlığın, koşulsuz sevginin fark edilmesi ve takdir edilmesi gereken bir gün.

‘ÇOCUKLUĞUMUN BİR PARÇASIYDINIZ’

- “Sihirli Annem” ile o dönemin çocukları için belki de hiç unutulmayacak bir iz bıraktınız. Sanırım günümüz çocukları da bu diziye erişebildikleri ölçüde ilgi gösteriyor.

“Sihirli Annem” bir kuşağın hafızasında yer etti. Şimdi o çocukların çocukları diziyi izliyor. En çok duyduğum cümle şu: “Çocukluğumun bir parçasıydınız.” Bundan daha güzel bir cümle olabilir mi? Bu benim için büyük bir hediye. Ama beni en mutlu eden şey, artık sadece nostaljiyle değil, yeni projelerle de karşılarına çıkabiliyor olmak.

İKİ DİLLİ OYUN

- Oyunu hem Türkçe hem de İngilizce sahneliyorsunuz. Bir metni iki farklı dilde hissetmek ve aktarmak, oyunculuk tekniği açısından nasıl zenginlik yaratıyor?

Londra’da yaşamak beni iki dil arasında düşünmeye alıştırdı. Türkçe benim iç sesim, duygularım o dilde daha doğal ve akıcı. İngilizce ise daha mesafeli ve kontrollü bir alan açıyor. Aynı metni iki dilde oynamak aslında iki farklı duygu ritmi kurmak demek. Türkçe’de karakter daha sıcak ve içten akıyor. İngilizce’de ise ton, tempo ve mesafe değişiyor; kelimelerle daha dikkatli bir ilişki kurmam gerekiyor. Bu geçişler oyunculuk açısından büyük bir disiplin gerektiriyor.

‘TİYATRO, İNGİLTERE’DE KURUMSAL TÜRKİYE’DE TUTKULU’

- Çok uzun yıllar Türkiye'de tiyatro sahnesindeydiniz. Şimdi Londra'dan bir bakışla ülkemizdeki tiyatro sahnesini genel anlamda nasıl yorumlarsınız?

Türkiye’de tiyatro inanılmaz üretken ve cesur. Koşullara rağmen sahnede kalma direnci çok güçlü. Londra’da sistem daha kurumsal ve planlı. Ama Türkiye’deki tutku başka. İmkânsızlıklara rağmen üretme enerjisi çok kıymetli.

FELSEFENİN ÖNEMİ

- Üniversitede felsefe okumuştunuz. Felsefe yaşamınızda ve mesleğinizde size ne kattı?

Bu arada belirtmem gerekir; konservatuvarı felsefeye tercih ettim, hem de çok çabuk. Felsefe okumak bana kesin cevaplardan çok, soruların anlamını ve değerini öğretti. Oyunculukta karakteri yargılamadan anlamaya çalışmak çok önemli. Felsefe bana gri alanları kabul etmeyi, çelişkilerle yaşamayı öğretti. Belki de bu yüzden kusursuz karakterler değil; hasarları ve çatlakları olan insanlar ilgimi çekiyor.