Kıskanmak dizisinde Cemil Şevket karakterine yaşam veren Cem Uslu, aynı zamanda kendi yazıp yönettiği tek kişilik oyunu “Başka Hayat” ile tiyatro sahnesinde yer alıyor. Salı akşamı Fişekhane’de İstanbullu tiyatroseverlerle buluşacak oyun öncesi Uslu ile hem kamera önünü hem sahneyi hem de yapay zekâyı ele alan keyifli bir sohbette buluştuk.
- Kıskanmak dizisi izleyicinin oldukça beğenisini kazandı. Projeye nasıl dahil oldunuz?
Evet, bu beğeniyi ben de sokakta, sosyal medyada görüp mutlu oluyorum. Projeye son derece normal bir şekilde dahil oldum aslında: Audition verdim, anlaştık.
- Dizinin bence şöyle ilginç bir yönü var. Tarihi bir öyküyü ve karakterlerini bir ölçüde günümüze taşıyor. Dolayısıyla 1930'lu yılların ruhuyla kaleme alınmış bir olay örgüsü günümüz şartlarında sunuluyor.
Evet, Kıskanmak bir roman uyarlaması ama serbest bir uyarlama. Dizideki karakterlerin büyük kısmı romanda yer almıyor bile. Yılmaz Şahin ve Melike Vatansever, romandan yola çıkarak yepyeni bir dünya kurdular. Oynadığımız karakterler de bugünün insanının ruhunu taşıyor. Bu yüzden, bu konuda özel bir çaba sarf etmem gerekmedi açıkçası.
- Kendinizin yazıp yönettiği tek kişilik oyununuz "Başka Hayat" ile tiyatro sahnesindesiniz. Kâmil Osman Dilek, kendi kişisel öyküsünü anlatıyor. Ancak bu öykü izleyiciler arasında pek çok insanın da sıkışmışlığına dokunan bir yere temas ediyor.
Bir süredir “kaçmak” teması üzerinde çok düşünüyordum. Hem kendi hayatımda kaçtığım şeyler, kaçmayı neden istediğim hem de gördüğüm sürekli “bir şeylerden kaçma” arzusu. Sorunlardan kaçmak, gerçeklerden kaçmak ve tabii ki şehirden kaçmak. İstanbul’dan ayrılıp daha sakin bir yerlere gitmek benim de hayalimdi son birkaç yıldır. Pandemiyle bir anda çok fazla insanın hayali oluverdi. Gideyim, köyde bir yer alayım… Bir arazi, bir taş ev… Keçilerim, tavuklarım olsun… Bu meseleler üzerine uzun zamandır düşünüyordum zaten.
ESKİSİNE GÖRE DAHA ‘İYİ’
- Dediğiniz gibi başka bir hayat özlemi bugünlerde ülkemizdeki pek çok insanı kapsayan bir konu başlığı. Karakteriniz başka bir hayatı kentten kırsal göç ederek arıyor. Peki bu yolda yaşadıkları onu ne kadar "iyileştiriyor"?
Kaçacak bir yer olmadığını fark ediyor Kâmil. Meselenin kaçmak değil, kalıp alanını savunmak olduğunu. Kaçmanın sonu olmadığını. Çünkü nereye gidersen git, gelir seni bulur. Onu da buluyor. Bu yolda yaşadıkları onu iyileştirmiş mi? Bir dereceye kadar evet ama iyileşmesini sağlayan şey yaşadıkları değil de yaşadıklarını değerlendirme biçimi. Sorumluluğu üzerine alıyor. Dibe vurduğu yerden sıçrayarak geliyor. Akılcı ya da değil, eyleme geçirdiği bir planı var ve yaptığının arkasında duruyor. Korkularıyla kucaklaşarak yürüyor yolunu artık. Bu Kâmil, eskisine göre daha “iyi”, bunu söyleyebilirim en azından.
- Kırsala yerleşen beyaz yakalının trajikomik hikâyesi genellikle doğayı “romantik” bir dekor sanmasından kaynaklanıyor. Kâmil’in doğayla imtihanı, aslında modern insanın kendi içindeki “vahşilikle” mi yoksa teknolojiden arınamamış “konfor arayışıyla” mı yüzleşmesi?
Kâmil’in asıl imtihanı kendiyle. Aylarca çadırda yatmış, günlerce beton kırmış. Yanlış yeri kırmış bir daha yapmış. Yanlış yere yapmış, bir daha kırmış. Ancak bunlardan hiç öyle yakınarak söz etmiyor. Aksine, keyifle, gururla anlatıyor o günlerini. Çünkü ilk kez gerçekten “bir şey yaptığını” hissetmiş. Evini inşa ederken, bir yandan kendini de yeniden kurmuş. Acele etmeksizin, özenle, kendince. Hava güzelmiş, evini yapmış. Hava kötüymüş, o havada yapılabilecek kadarını yapmış. Hava çok kötüymüş girmiş çadırına, çekmiş fermuarını, evini yapabileceği havayı beklemiş. Doğayla inatlaşılmayacağını öğrenirken geçmişiyle de inatlaşmanın bir anlamı olmadığını kavramış bir yandan.
- Oyun yazarlığı ve seslendirme gibi alanlar son zamanlarda yapay zekânın işin içine dahil olmasıyla gündemde. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Zanaatın büyük ölçüde sona ereceğini düşünüyorum. Yapay zekâ her şeyin en beğenilenini hem de usta bir teknikle üretebilir. Çünkü kullanıcısını memnun etmek üzerine kurulu bir yapısı var ve bu konuda çok da becerikli! Sanatınsa böyle bir amacı yok. Sanatçı eserini, kendini en özgün ve heyecan verici biçimde ifade etmek arzusuyla tasarlayıp üretir. Beğenilmesini isteyebilir tabii ama herkesten önce kendisi beğenmek ister. Çoğunlukla da beğenemez. (Gülüyor) Bu yüzden yapay zekânın sanatı tehdit edebileceğini düşünmüyorum. Özgünlüğe her zamankinden daha ender rastlanacak bir çağa giriyoruz. Bu da onu daha da kıymetli hale getirecek. Yapay zekâ, Çehov’u çok iyi taklit ettiği belki yüzlerce oyun yazacak, hatta bu oyunlara aylarca bilet bulunamayacak belki ama hiçbir zaman bir Çehov olamayacak.
SANATÇININ DA İÇİ SIKILIYOR
- Türkiye'de insanlar, farklı nedenlerle iç sıkıntısı ve umutsuzluk içinde diye düşünüyorum. Sizce böyle zamanlarda tiyatro ve sanat nasıl bir rol üstlenmeli?
O “içi sıkılan, umutsuzluk içindeki” insanların bir kısmı da tiyatrocu ve başka sanatçılardan oluşuyor. (Gülüyor) Bir başka şekilde söylersek sanatçılar da bu toplumun bir parçası. Ressamın da içi sıkılıyor. Bunu da sanatına yansıtıyor. Bu yansımayla bağ kurabilenler kurar ama bu bir çaba da gerektiriyor. Görmek için o tarafa bakmak gerekiyor. Duymak için bazen kulak kabartmak gerekiyor.
ÇUKUR UNUTULMADI
- Pek çok insan sizi Çukur ve Metin Yaman karakteriyle tanıdı. Aradan geçen yıllarda Çukur kendine nasıl bir miras edindi?
Televizyon suya yazı yazmak gibi. Her şey çok hızlı bir biçimde üretilip aynı hızda tüketiliyor. Bu sürat içinde bir dizinin izleyicide kalıcı bir iz bırakması çok zor. Çukur bunu başarabilmiş ender işlerden. İzleyicisiyle çok derin, çok katmanlı bağlar kurdu. Bu bağlar hâlâ kopmadı, kopacağa da benzemiyor. Sokakta hâlâ “Metin ağabey” diye çağrıldığım oluyor, sosyal medyada hâlâ Çukur hayranlarından mesajlar alıyorum. Bu tabii ki çok sevindirici bir şey. Ayrıca seti, çalışma arkadaşlarımı, o günleri hatırladığımda da hâlâ yüzümü güldüren bir iş. Bu tarafı daha da paha biçilmez.
ALBÜM GELİYOR
- Sosyal medyada elinizde gitarla paylaşımlarınız var. Müzikle ilgili ne gibi çalışmalarınız var? Başka ne gibi merak ve ilgi alanlarınız var.
Lisedeyken gitar çalmaya başladım. O zamandan beridir de kendi kendime şarkılar yazıp söylerim. Genelde yakın arkadaşlarım dinler, sever. (Gülüyor) Fakat 2017’de zaten uzun yıllardır sevdiğim bir dostum olan Onat Esenman’la ev arkadaşı olup dört yıl aynı evi paylaştık. Müzik üzerine çalışıp bir şeyler üretmeye Onat da benim gibi meraklı olduğundan birlikte bir şeyler çalıp söylemeye, şarkılar yazmaya başlamamız uzun sürmedi. Derken pandemi oldu. O uzun ve sıkıntılı günlerde çalışmalarımız daha da yoğunlaştı. Sonunda da bir müzik grubu kurmaya karar vererek evde birkaç demo kaydettik. Şimdiyse bir albüm üzerinde çalışıyoruz. Prodüktörümüz Kaan Arslan’la stüdyo sürecindeyiz. Bir yandan üretip bir yandan öğrendiğimiz ve çok eğlendiğimiz bir süreç oluyor. Her şey yolunda giderse birkaç aya ilk teklimizi yayınlayacağız inşallah.