ABD ve İran’ın oturduğu müzakere masasından uzlaşının çıkmaması endişeleri artırdı: Belirsizlik korkutuyor

ABD ve İran’ın oturduğu müzakere masasından uzlaşının çıkmaması endişeleri artırdı: Belirsizlik korkutuyor

13.04.2026 04:00:00
Güncellenme:
ABD ve İran’ın oturduğu müzakere masasından uzlaşının çıkmaması endişeleri artırdı: Belirsizlik korkutuyor

Sürecin yeni bir görüşmeyi mi yoksa yeni çatışmaları mı getireceği ise belirsiz. Ekonomistlere göre rezervler erirken üretim ve alım gücü daha büyük baskıyla karşı karşıya kalacak.

İran ile ABD arasında müzakere masasından çıkan olumsuz haber ülke ekonomilerinde belirsizliğin kalıcı olacağına ilişkin endişeleri arttırdı. Kırılgan olan Türkiye ekonomisinin risklerinin arttığını belirten ekonomi çevreleri, hem vatandaşı hem iş dünyasını zor günlerin beklediğini, kısa vadede etkileri yok edebilecek kolay bir çözümün olmadığını söylüyor.

Dış Ticarete Yön Verenler Derneği Başkanı Dr. Hakan Çınar, Hürmüz Boğazı riskinin kalıcı bir fiyatlama unsuru haline gelebileceğini, enerji fiyatlarının artık sadece arztalep değil, jeopolitik risk primiyle belirlenmeye başlanacağını ve navlun piyasasında geçici oynaklığı aşan bir belirsizlik dönemine girileceğini düşünüyor ve şu etkilerin altını çiziyor:

“CDS ve risk primi oynaklığı ile finansmana erişim zorlaşacak. Üretimdeki aksamalar ile firmaların stok politikaları değişeceğinden ‘just in time’ modeli zayıflayacak. Firmaların daha fazla stok tutmak zorunda kalması da kritik girdilerde mali yükü artıracak; depolama maliyetleri de yükselecek. Üretim pahalılaşacak ve ihracatçı marjları daralacak. Ancak Avrupa’ya yakınlığımız ise olumlu bir dönüşe ve siparişlerin artmasına neden olacak. Bu durum ülkemiz için lojistik üs olma şansını güçlendirebilir”

Ekonomist İris Cibre, savaşın geçici olacağına ilişkin beklenti aşındıkça enerji piyasa fiyatlamalarının saha fiyatlamalarına yakınsama riskinin arttığını söylüyor ve “Bu da bizim cari açık ve arz yönlü enflasyonist baskı ile daha uzun süre etki altında kalacağımız anlamı taşıyor. Diğer yanda sadece sıcak para ile artan rezervler üzerinde de kırılganlıklarımızı artırıyor” tespitini paylaşıyor. Cibre, bir yandan maliyet kaynaklı fiyat artışlarıyla ücretlerin eriyip talebin daralması, diğer yanda Körfez pazarının durmasınının; üreticinin daha da sıkışması ve üretimi daraltması anlamına geldiğini vurguluyor: “Hem talep hem de arz yönlü bir yavaşlama riski söz konusu. Bu da, arz yönlü fiyatlar artarken, yavaşlayan bir ekonomik gidişata yol açma riskini artırıyor. Savaş riskinin yönetilmesi, bizim gibi kırılganlıklara sahip ülkelerde uzun soluklu olamıyor.”

HEDEFLİ ÖNLEM ALINMALI

Ekonomist Arda Tunca önlem olarak yapılanların krizi savurma taktiklerinden ibaret olduğunu ve kısa vadede yapılabilecek bir şey olmadığını belirtirken şunların altını çiziyor:

“Yapılması gereken, krizi yönetmek değil krizi üreten yapıyı değiştirmektir. Temel sorun geçici bir dalgalanma değil, dışsal şoklara açık ve iç dengeleri zayıflamış bir ekonomik yapıdır. Para ve maliye politikası arasında gerçek bir eşgüdüm kurulmalı. Bu eşgüdüm sadece talebi baskılamaya değil, arz kapasitesini güçlendirmeye yönelmeli. Seçici ve hedefli kredi mekanizmaları devreye alınmalı. Ayrıca hukuk devleti ilkeleri ve politika tutarlılığı olmadan yatırımcı uzun vadeli pozisyon alamaz.”

Ekonomist Murat Kubilay ise para politikasıyla ilgili beklenmedik bir hamleye gerek olmadığını belirterek “Dış şok olduğu için ekonomi yönetiminin etkiyi dengeleyecek bir aracı yok. Maliye politikasında eşel mobil sistemi kapasitesinin yüzde 100’e genişlemesi önemli. Gübre gibi diğer ürünlerde de fiyat desteği olabilir çünkü temel sorun girdi maliyetleri ve bunların tüketiciye yansıması” diyor.