İran ile ABD arasında müzakere masasından çıkan olumsuz haber ülke ekonomilerinde belirsizliğin kalıcı olacağına ilişkin endişeleri arttırdı. Kırılgan olan Türkiye ekonomisinin risklerinin arttığını belirten ekonomi çevreleri, hem vatandaşı hem iş dünyasını zor günlerin beklediğini, kısa vadede etkileri yok edebilecek kolay bir çözümün olmadığını söylüyor.
Dış Ticarete Yön Verenler Derneği Başkanı Dr. Hakan Çınar, Hürmüz Boğazı riskinin kalıcı bir fiyatlama unsuru haline gelebileceğini, enerji fiyatlarının artık sadece arztalep değil, jeopolitik risk primiyle belirlenmeye başlanacağını ve navlun piyasasında geçici oynaklığı aşan bir belirsizlik dönemine girileceğini düşünüyor ve şu etkilerin altını çiziyor:
“CDS ve risk primi oynaklığı ile finansmana erişim zorlaşacak. Üretimdeki aksamalar ile firmaların stok politikaları değişeceğinden ‘just in time’ modeli zayıflayacak. Firmaların daha fazla stok tutmak zorunda kalması da kritik girdilerde mali yükü artıracak; depolama maliyetleri de yükselecek. Üretim pahalılaşacak ve ihracatçı marjları daralacak. Ancak Avrupa’ya yakınlığımız ise olumlu bir dönüşe ve siparişlerin artmasına neden olacak. Bu durum ülkemiz için lojistik üs olma şansını güçlendirebilir”
Ekonomist İris Cibre, savaşın geçici olacağına ilişkin beklenti aşındıkça enerji piyasa fiyatlamalarının saha fiyatlamalarına yakınsama riskinin arttığını söylüyor ve “Bu da bizim cari açık ve arz yönlü enflasyonist baskı ile daha uzun süre etki altında kalacağımız anlamı taşıyor. Diğer yanda sadece sıcak para ile artan rezervler üzerinde de kırılganlıklarımızı artırıyor” tespitini paylaşıyor. Cibre, bir yandan maliyet kaynaklı fiyat artışlarıyla ücretlerin eriyip talebin daralması, diğer yanda Körfez pazarının durmasınının; üreticinin daha da sıkışması ve üretimi daraltması anlamına geldiğini vurguluyor: “Hem talep hem de arz yönlü bir yavaşlama riski söz konusu. Bu da, arz yönlü fiyatlar artarken, yavaşlayan bir ekonomik gidişata yol açma riskini artırıyor. Savaş riskinin yönetilmesi, bizim gibi kırılganlıklara sahip ülkelerde uzun soluklu olamıyor.”
HEDEFLİ ÖNLEM ALINMALI
Ekonomist Arda Tunca önlem olarak yapılanların krizi savurma taktiklerinden ibaret olduğunu ve kısa vadede yapılabilecek bir şey olmadığını belirtirken şunların altını çiziyor:
“Yapılması gereken, krizi yönetmek değil krizi üreten yapıyı değiştirmektir. Temel sorun geçici bir dalgalanma değil, dışsal şoklara açık ve iç dengeleri zayıflamış bir ekonomik yapıdır. Para ve maliye politikası arasında gerçek bir eşgüdüm kurulmalı. Bu eşgüdüm sadece talebi baskılamaya değil, arz kapasitesini güçlendirmeye yönelmeli. Seçici ve hedefli kredi mekanizmaları devreye alınmalı. Ayrıca hukuk devleti ilkeleri ve politika tutarlılığı olmadan yatırımcı uzun vadeli pozisyon alamaz."
Aksi halde her dış şokun aynı kırılganlıkları yeniden ortaya çıkaracağı uyarısını yapan Tunca, savaşın olmadığı bir senaryoda dahi Türkiye’nin durumuna enflasyon karşılaştırmasıyla dikkat çekiyor:
Enflasyon Hindistan’da %3.2, Endonezya’da %3.5, Şili’de %2.8, Güney Afrika’da %2.9 seviyesinde. Kolombiya’da %5.3, Pakistan’da %7.3, Malezya’da %1.4 ve Filipinler’de %4.1. Türkiye’de ise enflasyon yaklaşık %30 seviyesinde sıkışmış durumda. Türkiye, Pakistan seviyesine dahi gerilemeyi bir başarı olarak görecek kadar zor bir noktaya geldi. Bu yapı düzelmeden kalıcı bir iyileşme sağlanamaz.
Ekonomist Murat Kubilay ise para politikasıyla ilgili beklenmedik bir hamleye gerek olmadığını belirterek “Dış şok olduğu için ekonomi yönetiminin etkiyi dengeleyecek bir aracı yok. Maliye politikasında eşel mobil sistemi kapasitesinin yüzde 100’e genişlemesi önemli. Gübre gibi diğer ürünlerde de fiyat desteği olabilir çünkü temel sorun girdi maliyetleri ve bunların tüketiciye yansıması” diyor.
Ekonomist Özlem Derici Şengül, 100 dolar üzeri bi petrol fiyatının yıl ortalaması haline gelmesinin, yüzde 30’un altını kıramayan bir yıl sonu enflasyonu demek olacağını belirtiyor. Cari açığın da 60 milyar seviyesine taşınabileciğini söyleyen Şengül “Bu da tabii finansman açısından sıkıntı. Kur üzerindeki baskı açısından sıkıntı ve Merkez Bankası rezervleri açısından sıkıntı. Rezervlerde kaybın devam ediyor olması Merkez Bankası'nı faiz artışına götürecektir. Biz nisan toplantısında muhtemelen bu koşullar devam edecek olursa Merkez Bankası'ndan koridoru olduğu gibi yukarı çekmesini bekleyebiliriz. Sadece faiz koridorunun üst bandı değil, politika faizinde de yukarı yönlü bir hareket görüp politika faizini %40'a çekmesini, böylece faiz koridorunun üst bandını 43'e getirmesini ve fonlamayı da daha yoğun şekilde %43'e yakın seviyelerden yapmasını bekleriz.” diye konuştu.
“MANİPÜLATİF KÜRESEL OYUN”
Ekonomist Emre Şirin ise anlaşmaya varılamamasını “danışıklı dövüş” olarak nitelendiyor: “Piyasaları bozup yine anlaşırlar. Bu arada dalgalanma olur ama baştaki gibi sert olmaz çünkü birçok husus fiyatlamalara girdi zaten. Ama bu küresel çapta oynanan bir oyun, bireysel varlıkları eritme amaçlı. Yatırımcının kafası karışacak, panik yapacak, bezdirilecek ve kaybedecek. Sonra hiçbir şey olmamış gibi anlaşacaklar ve piyasa toplayaca."
