Türkiye’de derinleşen yoksulluk, bayramların anlamını da değiştiriyor. Bir zamanlar çocukların harçlık heyecanıyla, büyüklerin kalabalık sofralarla karşıladığı bayramlar artık milyonlarca emekli için kaygı, hesap ve eksik duygusuyla anılıyor. Emekli maaşıyla yalnızca ayakta kalmaya çalışan yaşlılar, bu bayramda da “Kim gelecek, nasıl ağırlayacağız?” endişesi taşıyor.
Eskiden “Neden gelmediler?” sitemiyle geçen bayramların yerini bugün “Gelirlerse ne ikram edeceğiz?” korkusu aldı. Çocuklarına mahcup olmak istemeyen, torununa harçlık verememenin utancını yaşayan emekliler için bayram, artık dayanışma kadar yoksulluğun da görünür olduğu bir döneme dönüştü.
Son olarak Forum Enstitüsü’nün hazırladığı “Türkiye’de Emekli Yoksulluğu Araştırması”, bu tabloyu rakamlarla ortaya koydu. Araştırmaya katılan 440 kişinin yüzde 89’u emeklilik sonrası çalışmadan temel ihtiyaçlarını karşılayamadığını belirtirken yüzde 66.3’ü borçlu olduğunu söyledi. Katılımcıların yüzde 57’si beklenmedik masrafları karşılayamadığını, yüzde 75.8’i ise maddi nedenlerle sosyal etkinliklere katılamadığını ifade etti.
GELİRDEN ALINAN PAY DÜŞTÜ
Araştırmaya katkı sunanlardan, çalışma ekonomisi uzmanı Prof. Aziz Çelik, genel yoksulluk, kadın yoksulluğu, göçmen yoksulluğu gibi kırılgan kesimleri ifade eden yoksulluk türlerinin yanında 'çalışan yoksulluğu' ve 'emekli yoksulluğu' gibi yeni yoksulluk türlerinin ortaya çıktığına dikkat çekti ve "Yoksulluk artık sadece işgücü piyasasına giremeyen veya girdiğinde ayrımcı uygulamalarla yüz yüze kalan kesimlerin sorunu değil. Bulgular temel amacı toplumu yoksulluktan korumak olan sosyal güvenlik ve istihdamın, günümüz Türkiyesinde işlevini yitirdiğini teyit ediyor" dedi.
Çelik, AKP iktidara geldiğinde en düşük memur emekli aylığının, kişi başına düşen GSYH'nin yüzde 82’siyken 2025’te yüzde 32’ye düştüğüne dikkat çekerek aslında kaynak olduğunu vurguladı: "En düşük işçi emeklisi aylığının kişi başına GSYH’ye oranı yüzde 56 iken, 2025’te yüzde 29’a düştü. 2026 için kişi başına aylık GSYH'nin 75.000 TL civarında olması tahmin ediliyor. Dolayısıyla en düşük işçi ve memur emekli aylığının 40.000 ila 60.000 TL bandında olması mümkündü. Ancak bu pay korunmadığı için emekliler yoksullaştı. Kaynak var ama tercih yok."
Son yıllarda yaşlılara yönelik dillendirilen tek şey, "uzun süreli bakım sigortası" sistemi ve bu, yetersiz huzurevleri karşısında evde bakım alamak için çalışma döneminde prim ödemeyi gerektirecek. Çelik, mevcut sosyal güvenlik sistemi içerisinde devletin bakımı sağlayabilmesi gerektiğini belirtti ve şunları ekledi: " Devletin, yurttaşlarını yaşlılığında ve hastalığında refah içinde yaşatma zorunluluğu vardır. Ayrı primli bir sistem kurulması, işi yokuşa sürmek ve harcanabilir ücretleri daha da düşürmek demektir. Ayrıca prim ödeme gücü olmayanlar ne yapacak? Yapılmak istenen; bakım hizmetlerinin faturasını zaten geliri düşük olan vatandaşa yüklemek"
BAYRAM ALIŞVERİŞİ ARTIK YOK
Tüm Emeklilerin Sendikası Zeynel Abidin Erdem, emeklilerin 4 bin lira ikramiyeyi çeker çekmez eksik olan en temel ihtiyaçları için kullandıklarını söyledi. Bundan yalnızca 8 yıl önce 1000 liralık bayram ikramiyesinin bir kurban fiyatına denk geldiğine dikkat çeken Ergen, emekliler açısından artık bayram alışverişi diye bir geleneğin gündemde olmadığını belirtti. Erdem, "Asla gerçekleşmeyecek enflasyon tahmini ve TÜİK marifetiyle yoksulluğu yönetmeye çalışan bir yönetimle karşı karşıyayız. İktidar muhalefeti de dizayn etmeye çalışarak emeklinin, emekçinin, yoksulun insanca yaşam için direniş eğilimlerini, umudunu parçalamayı deniyor. Emekliler bu oyuna gelmeyecektir. Umut mutlak dayanışmada, mutlak birleşmededir" ifadelerini kullandı.
Emekliler Dayanışma Sendikası Genel Sekreteri Mahinur Şahbaz “17 milyona yakın emeklinin 13 milyonu ‘mutlak yoksul’ Kredi kartları kullanılabilir durumdaysa çok sınırlı bayram hazırlığı yapılabildi. Nedeni sosyal güvenlik sisteminde reform denen dönüşümle kamu emekliliği yerine sosyal yardım ve sosyal hizmet yönteminin ikame edilmesi” diyerek tepki gösterdi.
YAŞLILIK ARTIK MÜCADELE DÖNEMİ
Derin Yoksulluk Ağı kurucusu Hacer Foggo da yaşlılığın artık dinlenme ve güvence dönemi olmaktan çıktığını söyledi. Foggo’ya göre Türkiye’de giderek daha fazla yaşlı insan için yaşam, geçim sıkıntısı, sağlık giderleri, barınma krizi ve bakım sorunlarıyla örülü ağır bir mücadeleye dönüşmüş durumda. Eskiden ‘yoksul ama idare eden’ bir yaşlı profili vardı” diyen Foggo, bugün bu tablonun çok daha ağır bir noktaya geldiğini anlatarak “O idare etme hali yetersiz beslenme, pazara çıkamama, sosyal hayattan tamamen çekilme, huzur evine erişememe; 70 yaşın üzerinde bilmediği işlerde, inşaatlarda çalışma biçimine dönüştü" dedi.
İSİG verilerine göre 2025 yılı ve 2026'nın ilk üç ayında 65 yaş üstü 145 işçinin iş yerlerinde yaşamını yitirdiğini hatırlattı. Foggo, çözüm için kamu sorumluluğunu vurguladı: "Yaşlı yoksulluğu, yaşlıların ‘idare edememesi’ değil, sosyal koruma sisteminin yaşlıları onurlu bir yaşam için yeterince koruyamamasıdır. Mesele yardım değil, hak temelli ve bütüncül bir yaşlılık politikasıdır. Emekli aylıkları temel yaşam maliyetlerine göre yeniden düzenlenmeli. Sosyal konut desteği artırılmalı, ücretsiz sağlık hizmetleri yaygınlaştırılmalı, evde bakım sistemleri güçlendirilmeli ve kamusal huzurevleri açılmalıdır.”
