Krizdeki ekonomi şimdi de AB’nin gündemindeki yerlilik stratejisinin tehdidi altında: ‘Made in Europe’ korkusu

Krizdeki ekonomi şimdi de AB’nin gündemindeki yerlilik stratejisinin tehdidi altında: ‘Made in Europe’ korkusu

28.01.2026 04:00:00
Güncellenme:
Krizdeki ekonomi şimdi de AB’nin gündemindeki yerlilik stratejisinin tehdidi altında: ‘Made in Europe’ korkusu

AB’nin yerli üretimi teşvik etmeyi amaçlayan “Made in Europe” stratejisi, Türkiye’nin Avrupa üretim zincirindeki konumunu tartışmalı hale getirdi. Türkiye’nin dışarıda kalması halinde otomotivden çeliğe birçok sektörde ağır bedel ödenecek. AB uzmanları siyasi ve ekonomik reformların acil yapılmasını öneriyor.

Avrupa Birliği’nin (AB) küresel rekabetteki konumunu güçlendirmek amacıyla üzerinde çalıştığı “Made in Europe” stratejisi, Türkiye’nin önünde en büyük ticaret ortağına ilişkin yeni bir belirsizlik alanı yarattı.

Türkiye’nin Avrupa üretim zincirindeki yerini tescillemek ile oyunun dışına itilmek arasındaki bu ince çizgi, uzmanlara göre bir ticaret başlığı olmaktan öte sanayi yapısını, rekabet gücünü ve kalkınma rotasını etkileyecek kritik bir eşiği simgeliyor.

Yerli üretimi teşvik etmeyi hedefleyen sanayi hamlesi yarın AB Konseyi’nde görüşülecek. Taslakta ürünlerin içeriğinin yüzde 70’e varan oranda “Avrupa malı” olması şartı öneriliyor. Bu eşik elektrikli araçlardan batarya hücrelerine, yeşil enerji teknolojilerinden çelik ve tekstile kadar uzanan geniş bir ürün yelpazesinde tedarik zincirini Avrupa coğrafyasına konsolide etmeyi hedefliyor. Türkiye’nin bu tanımın dışında kalması halinde üzere stratejik sektörlerin nasıl etkileneceği, Gümrük Birliği’nin bu süreçte Ankara’ya hukuki ya da siyasi bir koruma sağlayıp sağlamayacağı ve Türkiye’nin nasıl bir yol haritası izlemesi gerektiği temel soru başlıkları olarak öne çıkıyor.

‘BEDELİ AĞIR OLUR’

Paris Bosphorus Enstitüsü Başkanı Bahadır Kaleağası, konuyu 21. yüzyılın değişen paradigmaları üzerinden değerlendiriyor. Jeopolitikanın artık sadece askeri değil tedarik, teknoloji ve iklim güvenliğini de kapsadığını ve finans, teknoloji ve sosyoloji unsurlarının belirleyici olduğunu belirten Kaleağası, böyle bir ortamda AB’nin kısa vadeli korumacı politikalara yönelmesinin Türkiye’yi çok olumsuz etkileyeceği uyarısını yaparak “AB, dünyanın en geniş ticaret anlaşmaları ağına sahip güç olmaya devam ederken Türkiye ile Gümrük Birliği ise 90’ların koşullarında yapılmış ve artık çağdışı kalmış bir yapı. Müzakere gücümüzü artırmak için iç ekonomik ve siyasi reformları hızlandırmak zorundayız. Hazırlıksız yakalanmanın bedeli ağır olur. Ekonomiyi sarsabilecek sonuçlar doğar” diyor.

EN ÇOK OTOMOTİV ETKİLENECEK

EDAM Direktörü Sinan Ülgen ise Gümrük Birliği’nin siyasi ve hukuki avantaj sağlayacağını düşünüyor ve bu düzenlemenin Dünya Ticaret Örgütü kuralları çerçevesinde de ele alınması gerektiğini söylüyor. Aksi durumda ise başta otomotiv olmak üzere demir-çelik, alüminyum, çimento ve yapı malzemeleri gibi enerji yoğun sektörlerde Türkiye’nin ciddi bir rekabet dezavantajıyla karşı karşıya kalacağına dikkat çekiyor.

Türkiye AB’nin araç ithalatında ikinci, araç ihracatında üçüncü sırada yer alıyor; otomotivciler tetikte bekliyor. Renault Group Türkiye’nin eski CEO’su Hakan Doğu, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “1996’dan bu yana AB otomotiviyle entegre olan bir pazardan böyle kovulmak kabul edilecek bir durum değil ancak geri dönüşü olmayan bir yola girildi. Artık Türkiye’nin yeni bir hikâye yazması gerekiyor” ifadelerini kullandı.