12 Mart’ın Nadir Nadi’li Cumhuriyet’e operasyonu

12 Mart darbesinin amaçları, işkenceler, idamlar, operasyonlar, hepsinde sonuca ulaşmak üzere yapılacakların paketlerinin bütünlüğünde, Cumhuriyet gazetesini Nadir Nadi sorumluluğundaki yönetimini hedef alan gazete içi aile darbesi de gündeme sokuluyor. Besbelli yazarların yargılanmaları, gazete kapatmaları yeterli görülmüyor. Nadir Nadi’nin yönetimden düşürülmesi ile yetinilmiyor, söz verildiği halde yazarları, çalışanları işten çıkarmalar da gündeme sokuluyor..

11 Temmuz 2020 Cumartesi, 06:00
12 Mart’ın Nadir Nadi’li Cumhuriyet’e operasyonu
Abone Ol google-news

8 Nisan’da güvenoyu alan Nihat Erim koalisyon hükümeti, 23 Nisan günü Cumhuriyet’te yayımlanan demecinde asayiş için anayasa değişikliği yapılacağını ilan eder. 24 Nisan sayfamızda anayasa değişikliği üzerinden haberler yer almaktadır.

25 Nisan günlü bir haberde ise Fransa’dan 2 uzman getirildiği bilgisi vardır. Hızla Cumhuriyet gazetesini doğrudan hedef alan İlhan Selçuk ile Kurböke’nin tutuklanmaları, 10 günlük gazete kapatma yürürlüğe girer. Gerçeğinde hükümetin kurulması öncesi, 12 Mart muhtırasının hemen ardından, subaylar, komutanlar odaklı atamalar, görevden almaların haberleri eksiksiz sürüp gidecektir. 11 Nisan günlü Cumhuriyet’te emekli edilen general ve albayların Danıştay’a başvurduklarının haberi bile yer alacaktır..

İŞKENCELER, OPERASYONLAR KESİNTİSİZ SÜRÜYOR

Cumhuriyet’in haber sayfaları operasyonlarla toplanan gençler, bilim insanları, öğretmen örgütleri listeleriyle dolup taşmaktadır. 11 Mayıs günü gözaltına alınma süresinin 30 güne çıkarıldığı duyurulur. 22 Mayıs tarihli Cumhuriyet’in birinci sayfasında Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’nın bir gecede gözaltına aldığı 116 kişik listede, Uğur Alacakaptan, Bülent Nuri Esen, Fakir Baykurt’tan Halit Çelenk’e çok sayıda TÖS kadrosundan yönetici, öğretmen, hukukçular, Bahri Savcı, Cahit Talas, Mümtaz Soysal gibi önemli anayasa hukukçuları, Uğur Mumcu içlerinde asistanlar, çok fazla sayıda öğrenci lideri, kapatılan kulüplerin adı da yer almaktadır.

26 Mayıs günlü manşetimiz sıkıyönetimin 2 ay daha uzatıldığı haberini vermektedir. Aynı haberin başlığı altında verilen güncel haberlere ilişkin spotları okuduğunuzda ise olayların ve kadroların geçmişlerine dönük azıcık bilgi sahibi iseniz, 12 Mart darbesinin gerçek mantığı ile güçlü örgütlenmelerin haklarını korumadaki direngenliğin etkisi altında yaşanan tersine gelişmeleri, çatışmacılıkları da kolaylıkla gözlemleyebilirsiniz..

Oysa 12 Mart’ın işleyişinin belirleyiciliğinde iç ve dış odaklı güçlerin, Türkiye’nin anayasa ve yasalarla kazanılmış örgütlenme hak ve özgürlüklerinin şemsiyesinde, 27 Mayıs’tan 12 Mart’a elde ettikleri kazanımların geriye çekilmesi, ötesinde püskürtülmesi hedefi vardır.

Türkiye’nin, örgütlenmelerin birbirlerini etkilemeleri ile oluşan güçlü örgütlülükler halkalarında yaşamakta olduğu toplumsal gelişme, bilinç patlaması, Batı dünyasını, en çok da emperyal çıkar odaklarını rahatsız etmiştir. Küresel ölçekte Amerika öncülüğünde, AB ülkelerinde yaşanan 68’liler hareketleri, gençlik ve işçi sınıfı kalkışmaları bile göze batmışken, Türkiye’deki solun çok hızlı, önlenemez, bilinçli, örgütlü yükselişi, sağ güçlü iktidara karşın bu yükselişin frenlenememesi, sağdan yetersiz kalmış siyasi erke, askeri destek gerekliliğini de gündeme sokmuştur.

SOLA DÖNÜK TEK YANLI OPERASYONLAR

12 Mart darbesi operasyonu ile partiler koalisyonu olarak kurdurulmuş Erim Hükümeti paravanasında, içten içe çetin çatışmacılık icraatlarının bütününde, anarşi ve teröre karşı savaş gündemli, derinden çok acımasız sol örgütlenmelerin güçlendikleri tüm alanlar hedef alınmış olarak, soluksuz operasyonlar ve işkence de içinde her türden provokatif eylemlerin derin icraatları yaşanmaktadır. Mayıs, geçen haftaki söyleşimizde yer alan ağırlıklı Turhan Selçuk’a yönelik işkenceler de içinde, çok yoğun operasyonlar, işkenceler, açılmış davalarda, ağır suçlamaları, idamları da kapsayan iddianamelerin haberlerinin yarıştırılması haberlerinin izlenemeyecek kadar sıkıştırılmış bir tablonun aynası gibidir..

Yeri gelmişken Erim’in 9 Haziran günlü Cumhuriyet’in manşetinde paylaşılan anayasaya ilişkin temel görüşlerine yer verelim. En doğrusu, 10 Haziran ve 20 Haziran günlü manşetlerimizi de paylaşarak, bu sorun çözme adına kurdurulmuş sözde koalisyon hükümeti şemsiyesinde, 10 yıl sonrasında gündeme gelmiş operasyonların içeriğini kavramaya çalışalım.. Nadir Nadi, “Geriye Dönük Çabalar” başlıklı yazısında, çarpıcı gerçekleri kamuoyu gündeminin dikkatine sunacaktır. Makalesinin başında yürürlükteki 27 Mayıs Anayasası’nın CHP ile ozamanki Milli Birlik Komitesi’nin eseri olduğunun altını çizer.

Adalet Partisi’nin, eski DP’nin yerini alarak yönetime katıldığı günden başlayarak, tek başına iktidarı ele geçirdikten sonra daha güçlü olarak anayasayı uygulamamak üzere elinden geleni esirgemediğinin altını çizer.

Şimdi bu anayasanın büyük ölçüde değiştirilmesi söz konusu iken, anayasada öngörülen reformları gerçekleştirmemiş olmakla suçlanmış AP çoğunluğunun avuçlarını nasıl pişkinlikle ovuşturmakta oldukları gerçeğini anımsatır. Atatürk ilkelerine, reform atılımlarına yer verilmeden, 27 Mayıs’ın öcünü alma yemini etmiş, daha da gerilere zahmetsizce yürümek isteyenlerin sevinçlerinin altını çizer.

Anayasanın özünü değiştirici olumsuz kaygılarından örnekler verir. Toprak reformu, vergilerin gerçek değerlendirilmeleri, laiklik üzerinden ciddi kaygılarını sıralar. Nadir Nadi’nin söz konusu kaygılarını gazetenin manşetinde yer alan, AP’nin anayasada değişiklik önerilerinin Anayasa Mahkemesi’nce esastan incelenmesine karşı çıkılması önerisi ile CHP’nin, “Anayasa anarşinin nedeni değil” itirazı ile birlikte okumak ve yanındaki Ali Ulvi’nin karikatürüne de dikkat etmek gerek..

Erim’in 21 Haziran günü Cumhuriyet’te yayımlanan “Partiler, Parlamento ve Türk Silahlı Kuvvetleri arasındaki dengeye dayanarak rahat çalışma yapabilir” yolundaki uyarısının anlamı üzerinde de durmak gerek.

Aynı haber içinde bir başka haberin başlığında ise Turhan Selçuk’u 7 polisin dövdüğünün saptandığı bilgisi veriliyor. İleriki yıllarda bu insanlık dışı işkencenin faillerinin ortaya çıkarılmış olmasına karşın, kanıtların nasıl buharlaşacağının haberleri de ortaya çıkacaktır.

Ecevit ise başından beri karşı çıktığı 12 Mart muhtırası sonrası CHP’den istifasını getiren adımları içinde, “Varlıklarını yarı askeri idarenin devamında görenler tehlike yaratabilir” uyarısını yapacaktır.

NADİR NADİ, CUMHURİYET 12 MART’IN HEDEF TAHTASINDA

12 Mart darbesi ile Türkiye’nin düzeninde hedeflenen amaçlara ulaşılmaya dönük, Cumhuriyet gazetesi ve Nadir Nadi yönetimine dönük operasyonun da gündeme sokulması günlerine gelinmiştir.

Nadir Nadi’nin 24 Haziran günlü, “Asıl Bölücüler” başlıklı yorumundan kendisine ve Cumhuriyet gazetesinin savunduğu değerlere yönelik saldırılar ve baskıların kazandığı boyutlara değinmek gereğini duyduğunu okuyoruz..

Nadir Nadi, yavuz hırsızın ev sahibini bastırması örneğiyle, Atatürk ilkelerinden ödün vermemekte öncülük yapan Cumhuriyet’e dönük Atatürk düşmanlarından gelen yıkıcı ve bölücü çabalardan örnekler verir. 12 Mart öncesinde birden ortaya çıkan terör ve provokasyonların da bu türden araç olarak kullanılması gerçeğinin altını çizer.

Karşıdevrimcilerin sinsi çabaları ile çıkar çevrelerinin desteğinde, Nurculuk, Süleymancılık, “Büyük Hakan Abdülhamit Han” propagandaları ile Atatürk’e düpedüz deccal denilerek gençliği çileden çıkaranların, üniversiteler üzerine silahlı saldırılar düzenletenlerin, anarşik hareketlere hızla kapı açtıklarının örneklerini paylaşıyor.

Aynı gün ikinci sayfadaki yazısında Prof. Muammer Aksoy, Nihat Erim’e anayasa konusunda açık mektupla ağır eleştirilerini getiriyor.

5 TEMMUZ NADİR NADİ’NİN AİLE İÇİ YÖNETİM, NİYAZİ NUN DARBESİ İLE YÖNETİMDEN ALINDIĞI GÜN

Değil Cumhuriyet okuru, bizim Cumhuriyet çalışanları olarak haberimiz olmuyor. Çünkü annesi Nazime Nadi, istifa etmemesi için ricacı oluyor. Geçici yıllık izne ayrılması isteniyor. Ne büyük rastlantıdır ki..

6 Temmuz günlü gazete haberleri içinde Selçuk ve Kurtböke’nin birer yıla mahkûm olmaları haberi var. 8 Temmuz tarihli Ankara haberinde ise Madanoğlu davasının çok sayıda sanığının tutuklanmalarının haberi veriliyor. Tutuklanan isimlerin içinde çok sayıda Cumhuriyet yazarı ile çalışanların doğrudan aile bağı ilişkileri var.

11 Temmuz tarihinde yayımlanan “Bizim Kuşak” başlıklı, okurla duygularını, sorumluluklarını paylaştığı çok incelikli yazısını yazıyor. Çünkü kendi istifası ile birlikte yeni yönetim kurulu ile çalışanların işten atılmamaları konusunda pazarlık yapıyor. Gereken sözü almış olarak, yıllık iznini kullanmakta olduğuna ilişkin altında yer verilen duyuru yapılıyor. Zor da olsa kupürünü olabildiğince okunur kılarak sizinle paylaşmayı seçtik.

Ne rastlantı ama 11 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde Erim’in “partileri uzlaştıramadım” itirafı ile birlikte anayasa taslağının Meclis’e geldiği duyuruluyor. Sayfanın diğer yarısında Gezmiş ve arkadaşlarının yargılanmalarının yer alması sizce rastlantı mıdır?

1 Ağustos tarihli Ali Ulvi’nin karikatürünün de özel okunması gerekebilir. Aynı günün gazete manşetinde İnönü, anayasaya ilişkin görüşlerini açıklamış, “Basın özgürlüğü temel ilkemizdir” cümlesi ile galiba ödün verebilecekleri sınırı çizmeye çalışmış. Aynı manşetin sağ başında ise Erim’in çok çarpıcı bir çıkışı daha, “Muhtıra belki de kanlı bir darbeyi önledi” cümlesi yer alıyor.

Ve Nadir Nadi söz verildiği halde yazarlar ve çalışanların işten atılmaları sözünden dönülmesi üzerine 4 Ağustos tarihi ile gazeteden istifa etmek gereğini duyuyor. Duyurusu 5 Ağustos tarihi itibari ile yapılıyor.

Bir gün sonrasında, 6 Ağustos günü ısrarcı olduğu gerekçesinin açıklanmasına, Nadi’nin çok alındığının altını çizdiği 4 Ağustos tarihli gazetede yayımlanmış, 5 Temmuz tarihli darbenin gerekçesi yapılmış suçlamalara da yer veriliyor.