Akın Atalay: Biz onların canını onlar da bizim Can'ımızı yaktı

Cumhuriyet Gazetesi İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Medyaradar'dan Alev Gürsoy Cimin’e konuştu. Atalay son dönemde Cumhuriyet Gazetesi'nin başından geçenleri anlattı.

26 Aralık 2015 Cumartesi, 01:50
Abone Ol google-news

“KENDİ OKURUMUZ BİLE BUNU YAPARSA”

- Geçmiş olsun diyerek başlamak istiyorum. Siz “Gazetecilikten içerideler” diyorsunuz, bir kesim de hainlikten ve devletin gizli bilgilerini ifşa etmekten içerideler diyor,  Can Dündar ve Erdem Gül neden içeride, bu sorunun cevabı var mı sizde?

Bence sorunun gerçek cevabı aslında yine sorunun içerisinde. Evet, tam anlamıyla “gazetecilikten” içerideler. Bugünler geçtiğinde, bunun hukukla ilgisi olmadığını herkes görecek ve bu kara olay bir utanç olarak tarihe geçecek. Cumhuriyet Gazetesi ve Can Dündar bugünkü iktidarın hiç de hoşlanmadığı eleştirel bir gazetecilik yapıyordu, işte bunu sindiremediler. Biliyorsunuz Charlie Hebdo olayında da biz bunu yaşadık, adeta canımıza kastedilmek istendi. İfade özgürlüğü ve dayanışma adına bir yayın faaliyetinde bulunmuştuk ama o süreçte de yine bir türlü kendimizi anlatamadık. Evet, işte o günlerde de yine Cumhurbaşkanı ve Başbakan tarafından büyük tepki görmüştük.  Biz bu tepkilere, bu haksızlıklara aslında alıştık. Her kesimden tepki görüyoruz ve çok ilginçtir bazen kendi okurlarımızdan bile tepki görebiliyoruz yaptığımız habercilikle.

“GAZETECİLİKTE TABU OLAMAZ”

- O zaman biraz da kendinizi mi sorgulamanız gerekiyor bu aşamada?

Biz şuna inanıyoruz gazetecilik yapmak inanç meselesi değil, gazetecilikte tabu olmaması gerekiyor. Kimi zaman yaptığınız habercilik sizin kendi okur profilinizi bile rahatsız edebilir ama bu da önemli değil çünkü gerçek haber neyse onu yapmak zorundayız. Biz inandığımız değerlere sahip çıktık, başka bir şey yapmadık. 17-25 Aralık sürecinde de vatandaşın haber alma özgürlüğüne sahip çıktık ve olup biten her şeyi verdik, haberi saklamadık. Bunu yaparken de kimsenin özel hayatına yönelik bir itibar suikastı yapmadık. Öyle bir siyasi iklim oluştu ki, kimse eleştiriye tahammül edemiyor artık bu ülkede.

“GAZETECİLİK CASUSLUK DEĞİLDİR”

- Çok ağır bir itham ama sormazsam da olmaz. Casusluk deniliyor bu son olay için. Casusluk mu yaptınız?

Bizim bildiğimiz casusluk bir ülke lehine bir başka ülke ile anlaşarak kendi devletinizin sır sayılan belgelerini oraya aktarmaktır. Haberciliğin casuslukla ilgisi olmaz, dünyada böyle bir casusluk örneği de yok. Kimi yarım akıllıların verdiği Snowden ve Assange örneği var. Bunu bizimle karşılaştırıyorlar ama onlar gazeteci değil ki! Bunların verdiği bilgileri de dünyada birçok gazete yayınladı. Şimdi o gazeteler casus mu oldu ya da casusluğa aracılık mı etti? Hiçbiri hakkında da daha tek bir soruşturma açıldığını duymadık. Devletin sır saydığı bilgileri sızdıran kendi ajanları ya da memurları varsa devlet onlar hakkında kanunlara göre takip yapar, soruşturma başlatır ama gazetecinin görevi haber yapmaktır. Haberciliği casuslukla özdeştirdiğiniz zaman dünyada gazetecilik diye bir şey kalmaz, yapılamaz.

“BEDEL ÖDEYECEĞİMİZİ BİLE BİLE YAPTIK”

- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı süreçte çok kızdırdınız. “Onu öyle bırakmam, bedelini ödeyecek” dedi. Şu an bedel mi ödeniyor?

Bedelin en büyüğü hem de. Ama biliyorduk bunu… Çok da sürpriz olmadı. Biz hala haberciliğin gereğini yerine getirdiğimizi düşünüyoruz. Ortada devlet sırrı ve yalan haber diye bir şey yok, sadece ortaya çıkmasından rahatsız olunan gerçekler var.


“BİZ ONLARIN CANINI ONLAR DA BİZİM CAN’IMIZI YAKTI”

- Ama böyle bir haberciliğin de bir bedelinin olabileceğini herhalde biliyordunuz?

Hiç kuşkusuz. Bunun nasıl bir sona yol açacağını yayınlamadan önce biliyorduk. Bu haberi değerlendirirken, 29 Mayıs öncesi dedik ki; “Bu çok canlarını yakacak, bu devletin yalanını ortaya çıkaran bir haber ve bu nedenle peşimize düşerler”. Can Dündar arkadaşımız da “Bu olay büyük bir haber, bir şeylerden korkup bu haberi yapmazsam mesleğime ihanet etmiş olurum ve mesleği bırakmak zorunda kalırım” dedi. Ve bunu yayınladık… Can, aslında haberciliğin gereğini yaptı, onurlu davrandı. Dünyanın neresinde olursanız olun bu olay gerçek bir haber…

“ONLAR YAZDIYSA DOĞRUDUR”

- Sizden önce aynı haberi Aydınlık Gazetesi de yapmıştı ama sizin gördüğünüz tepkiyi görmediler neden?

Sadece Aydınlık değil ki bu olay 2014’te her yerde naklen yayınlandı. Devletin iki kuvveti Jandarma ile MİT birbirine girdi. Bütün sosyal medya yıkıldı ama gelin görün ki bunu Cumhuriyet yayınlayınca etkinliği çok daha fazla oldu. Neden? Çünkü Cumhuriyet 92 yıllık bir çınar ve çok büyük saygınlığı var. ‘O yazıyorsa gerçektir’ anlayışı hâkim ve ‘Cumhuriyet yazdıysa doğrudur’ bakış açısını kimse değiştiremez. Biz de okurlarımızı yanıltmamak için çok büyük bir özen içerisinde habercilik yapıyoruz. Masa başında habercilik yapmıyoruz, yapan olursa da bu gazetede yaşama şansı yok. Bize göre gerçek halkın yararınadır ve gerçekleri öğrenme hakkı bizim tek ölçümüz.

“BUGÜN OLSA YİNE YAPARIZ”

- Hiç kendinizi sorguladınız mı, o haberi yayınlamak konusunda. Bugün olsa yine gazeteye basar mıydınız?

Cumhuriyet Gazetesi bugün de olsa bunu yine yayınlardı. Haber gerçekse hiçbir güç bunu yasadışı yollar olmadığı sürece engelleyemez.

“CAN ÇEKİŞE ÇEKİŞE GERÇEK HABERCİLİK YAPIYORUZ”

- Can Dündar ve Erdem Gül şu an cezaevinde. Size  de özellikle iktidar kanadından çok büyük bir tepki var. Şu an ne gibi zorluklar yaşıyorsunuz?

Bakın bir gazetenin hem genel yayın yönetmeni hem de Ankara temsilcisi aynı anda tutuklanıyor, bu dünyanın hiçbir yerinde yok. Bir gazeteye bundan daha büyük zarar veremezsiniz. Şu an yaşadıklarımız elbette çok zor ama biz bunları uzun zamandır yaşıyoruz, yeni değil ki. Siyasi ve ekonomik baskılar altında can çekişe çekişe gerçek habercilik yapmaya çalışıyoruz. Cumhuriyet’teki gazeteci arkadaşlarımız çok büyük fedakârlık göstererek şu an çalışıyor ve mesleklerine sahip çıkıyorlar. Bu siyasi iktidar çok güçlü ve iktidarın sürekli hedefindeki bir yayın kuruluşuna reklam verenler de çekiniyor, doğal olarak ve fiili bir ambargo oluşuyor. Haberlerle ilgili de bir dolu baskı görüyor ama aldırış etmeden ulaştığımız her haberi süzgeçten geçiriyoruz, doğruysa eğilmeden, bükülmeden onu okurla buluşturuyoruz.

“ZOR BİR SÜREÇ”

- Bu olaydan sonra yayın politikanızda biraz olsun esneme oldu mu? Yani demem o ki güvercin tedirginliğinde bir habercilik baş gösterdi mi?

Asla. Çok rahat söylüyorum yayın politikamızda hiçbir değişiklik, hiçbir esneme olmadı, olmayacak da. Şunu da söyleyeyim insanların korkmaması mümkün değil. Çünkü sürekli hedef halinde yaşıyorsunuz, sürekli güvenlik altında yaşıyorsunuz. Zor bir süreç ama eminim ki bunu da atlatacağız. Neler atlatmadı ki bu gazete?

- Avukatları olduğunuz için en iyi siz bilirsiniz, cezaevi koşulları nasıl?

Türkiye’de hiçbir zaman iyi olmadı. İnsan haklarına uygun olmayan bir tecrit politikası var. Sürekli bir hücrenin içinde teksiniz ve bu insanlık dışı. Bunlar bir de tutuklu, hükümlü bile değil. Suçluluğu kesinleşmemiş insanları siz insanlık dışı koşullarda peşin peşin cezalandırıyorsunuz.

“CEMAATİN EN BÜYÜK DÜŞMANI CUMHURİYET’Tİ”

- Süreçte Cumhuriyet bir konuda çok tartışıldı. Fikren, zikren, bedenen kıyasıya karşı olduğunuz bir güç vardı, o da cemaat. Ama son dönemde isminiz birlikte o kadar sık anıldı ki neredeyse yol arkadaşı gibi gösterildiniz. Cemaatle bu yakınlık niye?

Öyle bir yakınlık yok. Cemaatin daha düne kadar güçlü olduğu o süreçte en büyük hedefi, en büyük düşmanı Cumhuriyet’ti. Cemaat ile Cumhuriyet’in siyasi olarak bir araya gelmesi söz konusu olmaz.

“CEMAAT İLE HİÇ BİR İŞİMİZ OLMAZ”

- Peki, sizi bir araya getiren ne oldu, iktidar karşıtlığı mı yoksa?

Ama bizi bir araya getiren bir şey yok ki. Biz bir arada falan değiliz. Bunlar deli saçması. Bizim cemaat ile hiçbir işimiz olmaz. Onlarla birlikte anılmak bizim tercihimiz değil ki.

“PARALEL YAPININ EN BÜYÜK KARŞITI İKTİDAR DEĞİL, BİZDİK”

- Neden o zaman ‘Cumhuriyet, cemaat gazetesi oldu’ deniliyor?

Cumhuriyet 17-25 Aralık olaylarına şöyle baktı. Evet, 17-25 Aralık olayları cemaatin devlet içine sızmış hali ama yapılan ve ortaya çıkan da suçlar var. Görmezden gelinemez. Bu yapıyı her zaman dile getirdik, kıyasıya karşı çıktık ama iktidar onlarla kol kolaydı, yol arkadaşlarıydı. Hem de bu çok uzun süre önce olan bir şey değil, daha düne kadar aynı yoldan yürüyorlardı. İşbirliği içindelerdi ve bu yapının en büyük karşıtı da bizdik biz. Onlar değil!

“CEMAAT KARŞITIYIZ”

- Hala cemaat karşıtı mısınız?

Elbette hala öyleyiz. Hiç kuşku duyulmasın bundan, biz netiz… Tek kol kola olduğumuz bir yapı var, o da okurumuz.

- Yani son süreçte Cumhuriyet Gazetesi cemaate teslim olmadı mı?

Asla. Hiç böyle bir şey yok. Adımdan nasıl eminsem bundan da öyle emin konuşuyorum.

“CUMHURİYET’İN ARKASINDAKİ GERÇEK FİNANSÖRÜ…”

- Sizi Cemaatin finanse ettiğini söylüyorlar ama!

Bu da çok komik bir iddia, hesaplarımız gayet açık. Öncesini bıraktık şu son iki yıla bir bakalım, cemaate yakın şirketlerden bize nasıl bir reklam gelmiş, nasıl girdiler yapılmış bir görelim. Bizim cemaatle hiçbir işimiz olmaz. Bizi de kimsenin finanse ettiği falan yok. Reklamlarımız olmasa canımız çıkar. Cumhuriyet olarak işimiz artık daha da zorlaştı; daha çok baskı, tehdit, hapis ve ceza tehdidi, mali ambargo altında gazetecilik yapmak durumundayız. Cumhuriyet Gazetesi‘nin gelirlerinin %65-70’ini bayii’den gazete satış geliri, %30-35’ini reklam/ilan gelirleri oluşturduğu için bir başka deyişle sırtımızı ekonomik bakımdan esas olarak kendi okurumuza yasladığımızdan, kimseye bağımlı olmadan, biat etmeden, gerçeği eğip bükmeden, kendi yayın ilkelerimiz doğrultusunda cesaretle gazetecilik yapabiliyoruz. Mali külfeti, büyük ölçüde okurlar, cezai ve siyasi külfeti gazeteciler karşılayarak, okurlarımızla büyük bir dayanışma içinde gazeteyi yayınlamaya devam ediyoruz, edeceğiz. Bu nedenle, gerçekleri öğrenmek için bayiden her gün Cumhuriyet Gazetesi almayı unutmayın. Bu vesileyle bazı tetikçilerin, Cumhuriyet’in arkasındaki gerçek finansörü de öğrenmiş olduklarını umuyoruz…

“BİZE CEMAATÇİ DİYECEKLER DİYE HABERDEN Mİ KAÇSAYDIK?”

- Son dönemde cemaatten gelen haberlerle beslendiğiniz de iddia ediliyor. Mesela ‘Tape gazeteciliği yapıyor’ bunlar deniyor?

Bakın o tapeler bizden çok çok önce olmadı mı? Bizden önce sosyal medyadan zaten dinledi, herkes her şeyi. Bu nasıl bir komedidir ki bize tape gazeteciliği suçlaması yöneltiliyor? Ortada haber değeri olan bir şey varsa ve tüm Türkiye bunu biliyorsa “Aman bize tape gazeteciliği yapıyor bunlar” diyecekler diye haberi mi görmezden gelecektik. Bu tapeleri bilmeyen yok ki, ilk biz yayınlamış da değiliz. Bize cemaatçi diyecekler diye haberden mi kaçsaydık? Yaftalamak kolay… Biz asla özel hayata ilişkin kimsenin tapesini yayınlamadık ama içinde suç ve toplumu ilgilendiren bir yayın varsa gazeteci de bunu kullanır. Bunların hukuken delil olup olmaması mahkemeleri ve hukuk alanını ilgilendirir. Gazetecilik alanına gelince ve ortada bir kamu yararı varsa; bu usulsüz dinlenmiş ya da hukuka uygunmuş, değilmiş diye bakamazsınız. O tapelere dayanarak kimseyi de mahkûm edemezsiniz, o mahkemelerin işi. Bizim işimiz yargılamak ve hüküm vermek değil, haber yapmak. Gerçekse bu ve kamu yararı varsa bunu yayınlarsınız ama dediğim gibi bunu ilk yayınlayan biz değildik.

- Finansınızı az önce açıkladınız ama gazetede para işleri sizden soruluyor ve ben aklımdaki bir soruyu da hemen araya sıkıştırmak istiyorum.  gazetenin arkasındaki sermayenin cemaate yakın olduğu bilinen Kaynak Holding ve Kayserili bir işadamı olduğu da söyleniyor. Bu doğru mu?

Bunu az önce de söyledim, bizim hesaplarımız gayet açık ve net. Ben kendim baktım ve bizzat inceledim, tüm gazetelerle de karşılaştırdım ve son iki yılda bize bu bahsi geçen şirketlerden gelen para yok ama NTY diye bir yerden sadece 5 Bin TL reklam girdisi olmuş son iki yılda. Bu şirketlerle başka da hiçbir ilişkimiz olmamış. O zaman Star ve Yenişafak gibi gazetelere bir baksınlar, hepsini incelesinler, kimseyle bir ilişkimiz yok. Ben bu iddialara kızmaktan ziyade artık gülüyorum…

“CEMAATLE DÜNYAYA BAKIŞIMIZ VE DURUŞUMUZ ÖRTÜŞMÜYOR”

- Yani siz özetle diyorsunuz ki, Cumhuriyet cemaatin Truva atı değil, öyle mi?

En büyük yalanı ne kadar tekrarlarsanız tutturmaya çalışırsınız ama bu asla tutmaz, boşuna heveslenmesinler. İktidar ve cemaat kol kola deyince buna herkes inanırdı ama Cumhuriyet ve cemaat kol kola derseniz buna kargalar bile güler. Bizim cemaatle bir kez dünyaya bakışımız ve durduğumuz yer asla örtüşmüyor. Cumhuriyet’i cemaat ile yan yana anmak bile bize en büyük hakaret. Ama şunu hep söyledik “Eğer bir gün mahkemeye biri düşerse ve o kişi haksızlığa uğrarsa; biz onun görüşüne, durduğu yere, dünyaya bakışına bakmayız ve deriz ki bu hukuksuz.” Ha şunu da söyleyeyim yarın iktidarın başına gelse aynı hukuksuzluklar biz onların da yanında dururuz. Tekrar söylüyorum, iktidar ile cemaat kol kola oldu, işbirliği yaptı ama Cumhuriyet ile bu birliktelik hiçbir zaman olmadı, olmayacak da.

“GAZETECİ HERKESLE GÖRÜŞÜR”

- Ama şu da var Akın Bey, Can Dündar’ın, paralelci olduğu iddia edilen emniyetçi Nazmi Ardıç'la görüntülenmesi ardından da 17 Aralık Savcısı Celal Kara ile röportaj yapması bu iddiaları kuvvetlendirdi. Ve kafaları da karıştırdı, buna ne dersiniz?

Gazeteci herkesle görüntülenebilir ve haber değeri gördüğü herkesle röportaj yapabilir. Can Dündar o kişi ile gizli kapaklı bir buluşma yapmadı ki, görüştü ve hemen ardından bunu yazı dizisi yaptı, köşesine taşıdı. Süreçte bu tam anlamıyla haberdi. Sen gazeteciyi biriyle görüntülendiği için yaftalayamazsın. Bu iktidar yıllarca bu kişilerle kol kola değil miydi?


CEMAATİN DEĞİL, MAĞDURİYETİN YANINDAYIZ”

- Kayyum'un atanmasının ardından ilk Can Dündar, destek için Koza İpek grubundaydı, Can Dündar tutuklandı, cemaate yakın birçok gazeteci ve yazar destek için Cumhuriyet önündeydi. Oysa Can Dündar ve gazetesi, önceleri Cemaat'le ve Cemaat'in yazarlarıyla sürekli davalık oluyordu. Şimdi ne oldu da en zor günlerde birbirilerini sahiplendiler. İktidar karşıtlığı bu iki kutbu birleştirmiş durumda mı?

Bakın hayat sizi bazen sizin iradeniz ve tercihinizle olmayan yerlere sürükleyebilir. Bazen hiç ummadığınız anda, ummadığınız kişilerle aynı mağduriyette buluşursunuz, işte bu da öyle bir şey. Zaten iktidar bizim cemaatle ya da cemaatin bizimle yakın ilişkideymişiz gibi görünmemizi sağlamak için ayrı bir çaba sarf ediyor. Peki, soruyorum size, ortada büyük bir haksızlık varken, birçok insan mağdur edilmişken, biz onlarla anılacağız diye korkup bu haksızlıklara karşı durmayalım mı? Tamam, haksızlık var ama biz susalım çünkü onlar cemaat, aman adımız kötüye çıkar mı diyelim? Biz doğru bir yerde duruyoruz. Dedim ya bugün cemaat, biz, yarın iktidar mağdur olur ve biz o gün de mağdur olan o iktidara da kollarımızı açarız. Biz bir haksızlığa uğradığımızda bize desteğe gelen insanların dinini, milletini, ırkını ya da bağlı olduğu değerleri mi sorgulayacağız, bu nasıl bir ayıptır?

“HINCAL ULUÇ’A KIZMIYORUM ÇÜNKÜ…”

- Akın Bey, Süreçte siz de çok sert tepkiler gördünüz, Sabah Gazetesi Yazarı Hıncal Uluç, “İcra Kurulu Başkanı şapkanızı çıkarın. "Avukat" cübbenizi giyin ve iki meslektaşımın "Tutuksuz Yargılanmaları" için elinizden geleni yapın” diye seslendi. Çok da sert sözler söyledi. Bu eleştiriyi hak ediyor musunuz siz?

Evet okudum. Hıncal Uluç ağır bir dil kullanmış ama çok daha ağır bir dil de kullanabilirdi. Hiç kızmadım, etkilenmedim de. Çünkü bir iş yapıyorsanız ve onun doğru olduğuna inanıyorsanız sonuna kadar gidersiniz. Tüm eleştirilere de açıksınızdır. Hıncal Bey acaba kendini hangi konularda sorgulamış ve eleştirmiş çok merak ediyorum.

“DESTAN DA YAZSAK SONUÇ DEĞİŞMEYECEKTİ, TUTUKLANACAĞIMIZI BİLİYORDUK”

- Hıncal Bey, Can Dündar’a itiraz dilekçesinde sadece 3 cümle yazan avukatlarını azletmesini de teklif etti. Yani sizden bahsediyordu yine.  Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Hıncal Bey, oradaki ince ironiyi anlamamış. Biz Türkiye’de Sulh Ceza Hâkimliklerinin mekanizma olarak, kurumsal olarak, yargı kurumları olduğuna ve orada adalet dağıttıklarına inanmıyoruz. Çünkü herkes de biliyor ki; cemaat ile mücadele etmek için eski özel yetkili mahkemeleri kaldırdılar ve bunların yerine kurdukları bu sulh mahkemelerinde fiilen insanları mahkûm ettirmek istediler. Yani bu, sırf insanları cezalandırmak için oluşturdukları hukuksuz bir yapıydı. Neden üç cümlelik bir itirazdı onu da söyleyeyim. Neyin ne olduğunu, o mahkemelerin de ne olduğunu çok iyi bildiğimiz için bunu kamuoyuna da anlatmak istedik. Biz orada açıkça şunu dedik; “Biz buradan adalet beklemiyoruz.” Ne yazarsak yazalım, destan da yazsak sonuç değişmeyecekti. Bizim de müvekkilimizin de beklediği buydu. Biz zaten daha oraya giderken tutuklanacağını biliyorduk. Çünkü bu iş hukuk işi değil.

“HERKES BİLİYOR AMA KORKTUĞU İÇİN SÖYLEYEMİYOR”

- Hukuk işi değil de ne işi?

Bir muktedirin bundan altı ay önce söylediği “Bedelini ağır ödeyeceksin” sözlerinin gereğinin yerine getirilmesiydi. Bunu herkes biliyor ama kimse korkudan dile getiremiyor. Suskun, sessiz bir toplum haline getirmek istiyorlar herkesi.

“HİÇBİR GÜÇ ODAĞINA SIRTIMIZI DAYAMIYORUZ”

- Biraz da Cumhuriyet Gazetesi’ni konuşalım. Çünkü Cumhuriyet Can Dündar sonrası ve yeni ekiple oldukça tartışıldı, Cumhuriyet, Cumhuriyet olmaktan çıktı diyenler var. Cumhuriyet özünden çıktı mı sahiden?

Bakın Cumhuriyet’in bir Anayasası var. Bu gazetenin sahibi Cumhuriyet Vakfı adı altında bir vakıf. Hiç bir ekonomik, siyasi güç odağına sırtını dayamayan bir gazete burası ve diğer gazetelerden çok farklı bir yapısı var. Bu gazetenin bütün gelirlerinin yüzde 65 yüzde 70’i okurlarından elde ettiği satış geliri. Bu ona büyük bir özgürlük alanı sağlıyor. Sırtımızı hiçbir güç odağına dayamayınca da işte böyle rahat habercilik yapıyoruz. MİT TIR’ları da bunun bir örneği. Biz Anayasamızın gereği neyse onu yerine getiriyoruz.

- Yani yeni ekiple birlikte gazetede hiçbir değişlik olmadı mı?

Asla. Habercilik yapıyorduk, yine habercilik yapmaya devam ettik.

- Mesela sizin gazetenin yapısına ve okur kitlesine çok da hitap etmeyen yazarları aldınız. Gazetede ‘Yetmez ama Evetçi’ bir yazar akımı başladı. Bu da tepki gördü…

Ben buna katılmıyorum. Kalemi güçlü olan kim varsa bizim ailemize dâhil oldu. Eleştiri her zaman olur, kimseyi yüzde yüz memnun edemezsin. Sonsuz memnuniyet diye bir şey yok. En iyisini bile yapsanız birileri çıkar yine beğenmez. Biz eleştiriye saygılıyız.

“O ELEŞTİRİLERE DUYARLI OLSAYDIK, RESMİ GAZETE GİBİ ÇIKARDIK”

Özellikle ulusalcı bir kanattan ve hatta kendi eski yazarlarınızdan tepki gördünüz. Hatta eleştirileri bir tık ileri götürüp, bunlar İyice Kürt gazetesi oldu diyenler de oldu son dönemde.
Bakın toplumda çok büyük kamplaşmaların olduğu belli dönemlerde insanlar farklı sesler duymaya tahammül edemezler. Cumhuriyet’e Kürt gazetesi diyorlar, HDP’nin sesi, CHP’nin sesi diyorlar, ardından cemaatin gazetesi diyorlar, demedikleri bir casusluk kalmıştı şimdi onu da diyorlar… Demedikleri kalmadı ki! Eğer biz bu saçma eleştirilere fazlası ile duyarlı olsaydık ya gazetemizi hiç basamazdık ya da Resmi Gazete gibi çıkardık. Hâlbuki bu gazeteyi alan insanların da Güneydoğu’da neler oluyor, orada insanlar neden öldürülüyor, bunları Cumhuriyet’in gözünden okuma hakları var. İstenilen orada hiçbir şey olmuyormuş gibi göstermemiz ya da Doğu’yu Güneydoğu’yu hiç görmememiz ise bunu ben kabul etmiyorum. Böyle gazetecilik mi olur? O zaman havuz medyasını okuyacaklar.

“ONLAR İSTİYOR Kİ TEK BİR MİSYONUMUZ OLSUN”

- Bu eski Türkiye yeni Türkiye, eski Cumhuriyet yeni Cumhuriyet gibi bir açılım mı?

Adına açılım demeyelim, açılım dersek yanlış bir yere gider. Biliyorsunuz açılımlar çok da istikrarlı olmuyor bu ülkede. Bakın onlar istiyor ki Cumhuriyet’in belli bir misyonu olsun, bu misyon dar ve belli bir kesimi hedefleyen, o kesimin görmek istediği ve onların asla görmek istemediği ve antipati duyduğu şeylere gözlerini kapatsın. Böyle bir şey olamaz. Biz bildiğimizi okumaya devam edeceğiz. Birkaç tepki yüzünden gazetecilikten ödün verilmez.

“GAZETE İÇİN YANLIŞ TERCİH DEĞİLDİ, BİZ ONUNLA ‘CAN’LANDIK”

- Zor bir soru soracağım size. Can Dündar gazete için yanlış bir tercih miydi. Demem o ki bu tercih gazetenin Cumhuriyet rejimine zarar verdi mi?

Can Dündar bu gazete için çok doğru bir tercihti. Bu sadece benim fikrim değil, tüm gazete yönetimi de böyle düşünüyor, gazete çalışanları da. Okurların da bundan çok farklı düşündüğünü zannetmiyorum. Can Dündarlı geçen şu 10 aylık sürece baktığımızda bunun ne kadar doğru bir tercih olduğunu gördük. Can’la canlandık biz.

“CUMHURİYET’İN ÇİZGİSİNDE HİÇ BİR SAPMA YOK”

- Rahmetli İlhan Selçuk’un ölümünün ardından Genel Yayın Yönetmeliği’ne atanan İbrahim Yıldız, gazetenin Kemalist yayın politikasını sürdürmüştü. Cumhuriyet okurunun istediği de buydu. Ama kendisi gitti, Utku Çakırözer kısa sürdü ve Can Dündar ile ekibi geldi. Ama ne olduysa bu süreçten sonra olmuş ve gazetenin tirajı 50 binlerden 28 binlere inmiş, bu doğru mu?

Ben 92 yılından beri bu gazetedeyim ve bunun uzun bir süresi yöneticilikle geçti. Haftanın beş günü İlhan Bey’le 20 yıl boyunca her gün birlikteydim. O günden bugüne bu gazetenin çizgisinde hiçbir sapma yoktur. Gerisi dedikodudur… Tiraj konusuna gelecek olursak benim bulunduğum bu 23 yıllık süreçte Cumhuriyet hiçbir zaman 30 binin altına inmedi.

“TİRAJIMIZ DÜŞMEDİ”

- Yani yeni yönetim ve kadroya yeni yazarların katılması gazetenin “Kemalist” çizgisinden uzaklaştığı iddiasındaki okurlarının da tepkisiyle karşılanmadı ve okurların tavrı tiraj sonuçlarıyla ortaya çıkmadı mı. Bu çok kez dillendirildi, okur tirajla cezalandırıyor denildi?

Bakın gazeteyi yaralamaya çalışıyorlar. Sürekli dedikodu üretiyorlar. Cumhuriyet’in 20 yıllık tirajına bakarsanız bu tiraj hiç değişmedi. Can’dan öncesi ve sonrasına bakarsanız hiçbir düşüş yoktur. Cemaat diye bir şey yok, değerlerimizden ödün verme yok, HDP’ye ya da CHP’ye yakınlık yok. Biz Cumhuriyetiz. Bunun bilincindeyiz.

“CEMAATTEKİ O İSİMLER DE MUTLAKA YARGILANMALI”

- Cemaat yapısına karşı olduğunuzu zaten röportaj boyu anlatmıştınız…

Ben 2007 yılında başlayan o süreçte de avukat olarak tüm resmi, boylu boyuna gördüm, bugün boş boş konuşan bir çok insandan, buna hükümet de dahil ne gibi hukuksuzluklar yaptığına şahit oldum. Ben sadece onların hukuka uygun bir şekilde yargılanmasını savunuyorum, yargılama adil olmalı. Bir dönem cemaat ile hükümetin işbirliği yaptığı gibi hukuk dışı değil, bu algı değişmeli ama mutlaka yargılanmalılar. Daha çoğu işledikleri suçtan sorgulanmadılar bile. Yani sadece hükümete dokundukları suçtan soruşturmaya uğruyorlar. Hâlbuki yaptıkları hukuksuzluk, mağdur ettikleri insanlar o kadar çoktu ki. Bunu topluca cemaatteki tüm insanlara mal edemem ama burada bir suç işlendiği zaman Cumhuriyet diyemeyeceğimiz gibi bütün cemaat diyemezsiniz. Suçların ve cezaların şahsilik prensibi diye bir şey vardır. Oğlunun işlediği suçlardan dolayı anne babayı mahkûm edemezsiniz. Cemaat adına suç işleyen bir yapı varsa ki vardı, emniyetten, yargıdan ben bunu beş duyum ile gördüm, ben bunlar yargılanmalı diyorum. Ama bunu cemaat diye genelleyip yaklaşmak hukuki bir davranış değil. Siyasi olarak cemaatin durduğu noktayı eleştirebilirsiniz. Cemaat yapısına en uzak biziz. Onların anlayışına, siyasi görüşüne, özgürlük anlayışları ile hiçbir yakınlığımız yok.  Veli Küçükler bu gazetenin temsil ettiği değerlere en uzak isimlerdi ve bizim gözümüzde Hrant Dink’in katledilmesinde siyasi sorumluğu bulunan isimlerdi. O süreçte çok büyük haksızlıklar yaptılar ama onlar haksızlığa uğradıklarında 2007-2010 yıllarında onlara yapılan hukuksuzluğu da dile getirdik biz. Hiç farkı yok.

“HDP’YE SEMPATİ DUYMAMIZ MÜMKÜN DEĞİL ÇÜNKÜ…”

- Eski bir TKP’liymişsiniz ve Hasip Kaplan’nın da yakın arkadaşıymışsınız, var mı HDP’ye yakınlık, sempati?

Valla ben eski TKP denilen yapıya üye olmadım, olsam şerefle de söylerdim. Zaten yaş itibarıyla üye olmam mümkün değildi ama o çevreden çok arkadaşım vardı. O gençlik dönemimde İGD’ye sempati duyan bir insandım, o çevrenin içinde yetiştim. Ama bunlar 30 yıl öncesinin yapıları. 30 yıl öncesi ile bugünü mahkûm etmeyi anlamıyorum. Gelelim HDP sorunuza, HDP’ye yakınlık duyuyor muyum? Hayır, HDP’ye bir yakınlık duymuyorum. Hele bulunduğum konumda asla böyle bir şey söz konusu olamaz. Hiçbir partiye yakın olamam. Ayrıca iktidar partisi dâhil hiçbir partiye de düşmanlık güdemem. Biz sadece haber olarak bakarız partilere. Benim kişisel dünya görüşüm vardır, o çerçevede gider oyumu kullanırım ama bu CHP’ye olur, HDP’ye olur AKP’ye olur benim bileceğim iştir, kimseyi ilgilendirmez ama gazetecilik yaparken asla şuna yakınlık duyup, şunu kayırmak diye bir şey olamaz. Biz insan hakları, özgürlük, demokrasi çevresinde bu gazetenin çizgisi doğrultusunda habercilik yaparız. Her partiyi de gerektiğinde överiz gerektiğinde eleştiririz. Bundan ayrı hiçbir istisna yoktur Cumhuriyet’te.

- Cumhuriyetçi, Cumhuriyet’in geleneklerinden, politikasından, laiklikten, Atatürkçü çizgiden uzaklaştınız mı?

Asla, bu mümkün mü? Bizim bir kez sorumlu olduğumuz bir Anayasamız var…

- Bir Kürt akımı başladı mı?

Hayır. Bir Kürt akımı diye bir şey yok. Sorunun kendisi bile bölücü, ayrıştırıcı…

“EN ESASLI ELEŞTİRİYİ ONLAR YAPIYOR”

- Yazar kadrosundaki son isimlere bakınca öyle görünüyor…

Hayır. Cumhuriyet’te yazan isimleri kastediyorsanız dikkatli bir gözle okuduğunda HDP’ye, Kürt hareketine en esaslı eleştiriyi onların yaptığını görürsünüz.

“BALBAY SİYASETE GİRDİĞİ İÇİN YOLLARIMIZI AYIRDIK”

- Mine Kırıkkanat’ın çok sert açıklamaları, Bedri Baykam ve Mustafa Balbay’ın gönderilişi ve eski yazarlarınızın çok sert tepkileri… Buna ne diyeceksiniz?

Bize her yazarımız eleştirilerini dile getirebilir. Bu da bizim demokratik yapımız. Onları saldırı diye nitelemiyoruz,  eleştiri diye niteliyoruz. Bazen katıldığımız oluyor bazen katılmadığımız eleştiriler oluyor. Bazen bizim de şikâyetçi olduğumuz şeyler oluyor, her yazarımız eleştirebilir. Mustafa Balbay bu gazeteden atılmadı. Mustafa Balbay politikaya girdi, aktif bir siyasetçi oldu. Bu gazetede politikaya giren kişi aktif görevlerini bırakır. Bu uzun yıllardır böyle. Fakat Balbay’ın istisnai bir durumu vardı, milletvekili bile seçildiğinde cezaevinde tutukluydu. Ve bu istisnai durum karşısında biz de bir istisnai karar aldık. Çünkü sesini duyurabileceği başka bir yer yoktu milletvekili olmasına rağmen. Köşesi vardı istisnai bir durum olarak bunu ortadan kaldırdık sadece. Çünkü o durum bitti artık.

“KENDİSİNE FAZLA MİSYON BİÇİYOR”

- Can Dündar’ı Bedri Baykam mı getirdi?

Böyle bir durum söz konusu değil. O sadece Bedri Bey’in kendisine fazla misyon biçmesinden kaynaklanan bir durum.

“O KONUDA TARAF TUTMUYORUZ”

- Mustafa Balbay’ın Genel Başkan Adaylığını destekliyor musunuz?

Biz Cumhuriyet gazetesi olarak CHP’de çıkan tüm genel başkan adayları arasında taraf tutmuyoruz.

- Ara Güler’e biraz haksızlık yaptınız sanki?

Hemen özür diledik.

“CUMHURİYET GAZETESİ DE KUSURSUZ BİR GAZETE DEĞİLDİR”

- Fotoğraf sanatçısı herkesi çekebilir. Her durumda muhalif olmak sanırım en büyük kayıp?

Gazetemizin birinci sayfasından özür diledik, gerekçelerini de söyledik. Açık açık hatalı olduğumuzu da kabul ettik. Bunun doğru bir yöntem olduğunu düşünüyoruz. Gazeteler saat ile zamanla yaşayan bir yayındır. Yüzlerce haber içerisinden haber seçiyorsunuz, binlerce haber yayınlıyorsunuz.  Zamanla yarışıyorsunuz. O süreçte hatalarımız olmuştur. Cumhuriyet Gazetesi de kusursuz bir gazete değildir. 91 yıllık geçmişinde bir dolu hatalar yapmıştır. O hatalarda bizim hatalarımızdır. O hatalar da olacak. Ama özür dilemesini de becermeye çalışacağız.

- MİT TIR'ları hata mıydı?

Asla değildi.

“CAN DÜNDAR, ATATÜRK’Ü DEĞERSİZLEŞTİRMEDİ, AKSİNE… ”

- Can Dündar, çektiği Mustafa belgeseli ile hiçbir tarafa yaranamadı. Ulusalcılar  ve Atatürkçüler çok tepkiliydi, o tepkileri de bugün de devam ediyor. Ve cezaevi sürecinde de bu kesim Can Dündar'ı sahiplenmedi sanki, siz bu duruma katılıyor musunuz?

Ben bu duruma katılmıyorum. Can Dündar Atatürk’ü küçük düşürmek insanların gözünde değersizleştirmek için böyle bir belgesel çekmedi. Aksine Atatürk’ü tabu olmaktan çıkarıp, onu da insan olarak hepimiz gibi bütün yönleriyle yansıtmak istedi. Kimisi bundan rahatsız olmak istedi. Bence de normal bir durumdur. Atatürk bir tabu olmaktan çıkarılmalı, hepimiz gibi Atatürk de bir insandır.  Ancak bu ülke için gelmiş geçmiş en büyük hizmeti yapmıştır.  En büyük devrimci insan Atatürk’tür.

- Cemaatten para aldığı iddia edilen belgesel var. Said-i Nursi belgeseli o da çok konuşuldu. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bu söylentiler çok saçma sapan iddialardır. Yarın daha neler duyacağız. Eğer bir bulguya bir bilgiye dayanmıyorsa sadece soyut laf olarak söyleniyorsa duymazlıktan gelip geçiyoruz. Bunlarla ilgilenecek kadar zamanımız yok. Türkiye kaynıyor, çok büyük sıkıntılar içerisindeyiz. İnsanlar ölüyor, savaş yaşanıyor. Biz böyle anlamsız iddiaları cevap vererek zamanımızı geçirmek istemiyoruz.

- Burası Can Bey’in odası galiba? Bu odaya her girdiğinizde ne düşünüyorsunuz?

Bu odayı sessiz sakin, ölü bir oda olarak bırakmıyoruz. Konuklarımızı burada ağırlıyoruz. Bu durumun Can Dündar’a da iyi geleceğini düşünüyoruz. Yaşayan bir oda olarak tutuyoruz.

- Umut nöbetleri ne âlemde? Nedim Şener’e göre mundar olmuş?

Umut nöbetleri bizim dışımızda gerçekleşen bir olay biliyorsunuz. Cumhuriyet gazetesinin organize ettiği, talep ettiği düzenlediği bir şey değildir. Bildiğimiz kadarıyla Basın Konseyi düzenliyordu. Dışarıdan farklı insanlar da katılıyormuş. O bizim inisiyatifimizde bir durum değil, bilemeyiz.

“ONLAR GAZETECİLİK YAPMIYOR”

- Medyanın size yönelik tepkisini nasıl buluyorsunuz? Özellikle havuz diye tabir edilen iktidara yakın medya organlarının tutumunu?

Onların şu anda isminin gazete, yaptıkları işin resmi adının gazetecilik olduğunu düşünüyoruz. Onlar şu anda gazetecilik yapmıyorlar. Sadece adı gazete denilen kurumlardan bize belden aşağı ve gazeteciliğin gereğini yaptığımız için yöneltilen eleştiriler kendileri açısından dramatik bir durumdur. Umarım bir an önce gerçek gazetecilik yapmaya başlarlar.

- Bir de Cem Küçük var. Sizde çok büyük tepki göstermiştiniz?

Biz sahibi kimse çıksın ortaya dedik. Hala sahibi ortalara çıkmadı, biz sahibi olan o kişiyle muhatap oluruz. Cem Küçük diye bir derdimiz yok.

“İÇERİYE KOYAN SİYASİ İRADE YİNE ONLARI İÇERİDEN ÇIKARACAKTIR”

- Can Dündar ve Erdem Gül ne zaman serbest bırakılacak? Var mı böyle bir umudunuz?

Umudumuz tabii ki var. Can ve Erdem’in tutuklanmasının siyasi bir irade sonucu olduğunu herkes biliyor. Bu nedenle giderek bu durum yaygınlaşınca bu selin önünde kimse duramaz. Onları oraya içeriye koyan siyasi irade yine onları içeriden çıkaracaktır.

- Düşündüğünüz belli bir süre var mı?

Bu insanların sahiplenmesine bağlıdır. İnsanlar Can ve Erdem’i bu şekilde sahiplenmeye devam ederlerse içeride fazla tutamazlar.

“TÜRKİYE DE GAZETECİLİK MESLEĞİ TUTUKLU”

- Beklediğiniz sahiplenme var mı?

Var. Biz içeride de dışarıda da bu işin yayıldığını ve insanların böylesi bir tutuklamadan çok rahatsız olduğunu biliyoruz. Şu anda sembol olarak ikisi yatsa da içeride aslında Türkiye de gazetecilik mesleğinin tutuklu olduğunu herkesin gördüğünü düşünüyoruz. Bu sürdürülebilir bir durum değildir.