Atatürk Libya’ya neden gitti?

Meclis Libya’ya asker gönderme kararı aldı. Muhalefet, “Libya’daki iç savaşa bulaşmayalım, diplomatik yolların denenmesi daha doğrudur” diyor. Buna karşın Erdoğan, “Atatürk de Libya’ya gitmişti” yanıtını veriyor. Libya’ya asker gönderme kararına Atatürk üzerinden haklılık ve “meşruiyet” kazandırılmak isteniyor. Tarihsel olaylar geliştiği günün koşulları içinde değerlendirilmelidir.

12 Ocak 2020 Pazar, 07:30
Atatürk Libya’ya neden gitti?
Abone Ol google-news

Günün koşullarından koparılmış tarihsel olaylar bizi şaşırtıcı ve çok yanıltıcı sonuçlara götürür. Atatürk 1911 yılında Libya’ya gitti. 110 yıl önce gerçekleşmiş bir olayı bugüne taşıyarak yargılara varmak ve bugünler için gerekçeler yaratmak yanlış olur. O günün koşulları ile bugünün koşulları birbirinden farklıdır. Bu yazımızda, Mustafa Kemal’in yüzbaşı rütbesiyle Trablusgarp’a (Libya) gidişinin tarihi nedenleri üzerinde durulacaktır. 

20. ASRIN BAŞINDA ÇIKAR HESAPLARI

1869 yılında Süveyş Kanalı’nın açılması, Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan ticari yolları büyük oranda kısaltmıştı. Akdeniz ticari yönden çok önem kazanmıştı. Bunun yanında 1900’lü yılların başlarında petrolün insan yaşamında çok önemli stratejik bir doğal kaynak olduğu anlaşılmıştı. Asırlardır ülkeler arası ticaretin kavşak noktasında bulunan Ortadoğu’nun önemi daha da artmıştı.

Ortadoğu, Akdeniz ve Kuzey Afrika dört yüz yıldır Osmanlı Devleti’nin egemenlik alanında bulunuyordu. Ancak 1900’lü yılların başında Osmanlı Devleti o eski “ihtişam”ını (görkemini) ve gücünü yitirmiştir. Atatürk’ün dediği gibi, salt Meşrutiyet’in ilanı sorunların çözümüne yetmiyordu. Osmanlı Devleti’ndeki bu karmaşadan yararlanan Bulgaristan bağımsızlığını ilan etti. (5 Ekim 1908) Bosna-Hersek Avusturya ve Girit Adası Yunanistan tarafından kendi topraklarına dahil edildi.

Tanin gazetesinin gözüpek muhabiri Şerif Bey.

AVRUPA’DAKİ DURUM

Bu noktada Avrupa’daki devletlere kısaca bakalım.  

İngiltere, Portekiz, Fransa kapitalist dünyanın kurallarını uyguluyor ve sömürge politikalarını yürütüyordu. İtalya, Avrupa kıtasında sömürge sahibi olma konusunda sonlarda olan bir devletti.

Bu sırada Osmanlı’ya bağlı Yemen’de isyan çıktı. (Şubat 1910) Osmanlı Devleti Trablusgarp’taki kuvvetleri Yemen’e kaydırdı.

Trablusgarp ve Bingazi’ye öteden beri göz dikmiş olan İtalya, bu durumdan yararlanmak istedi. Babıali’ye Trablusgarp ve Bingazi’nin 24 saat içinde boşaltılarak kendilerine teslim edilmesini isteyen bir ültimatomu 28 Eylül 1911’de verdiler. Ertesi gün de İtalya, Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti.

İtalyanlar önce Trablusgarp’ı top ateşine tuttular, ardından kenti işgal ettiler. Daha sonra Tobruk ve Bingazi limanlarını ele geçirdiler. Osmanlı Devleti’nin Haliç’te çürümeye terk edilmiş donanması İtalya’nın bu deniz harekâtına karşı yanıt veremiyordu.

Aslında, Fransa ile İtalya, Kuzey Afrika’nın paylaşımında bir anlaşmaya varmışlardı. İtalya, Fransa’nın Fas’ı işgaline, Fransa da İtalya’nın Bingazi ve Trablus’a asker çıkarmalarına karışmayacaktı.

İTALYANLARIN HEDEFİ

İtalya’nın o tarihte Akdeniz bölgesinde iki büyük hedefi vardı. Birisi Adriyatik kıyılarını ve Arnavutluk’u alarak Adriyatik’i bir iç deniz yapmak, ötekisi de Trablusgarp’ta denetim sağlayarak Libya’yı kendi sömürgesi haline getirmek...

İtalyan saldırısı başladığında Harbiye Bakanı Mahmut Şevket Paşa, İstanbul’daki bütün subayları toplayıp onlara bir konuşma yapmıştı. Mustafa Kemal’in de katıldığı bu toplantıda bakan şu acı itiraflarda bulunmuştu şöyle diyordu:

“Ordu herhangi bir harbe hazırlanmış değildir. Ordumuz zayıftır, silahları eksiktir, mühimmatımız tamam değildir. Donanmamız ise yok denecek derecededir... Nakliyat girişimi düşmanın ağzına bir lokma atmak demektir. Bu hale göre... Trablus bugün kapanın elinde kalır!”(1)

Bu durumda Trablus’a, oradaki halkı eğitip savaşa hazırlayacak gönüllü subaylar gönderilmesinden başka çare yoktu.

MİLİS SAVAŞI 

Osmanlı Devleti, Trablusgarp’ı bir “milis” savaşı ile koruyabileceğini düşünüyordu. Mustafa Kemal, Enver Bey, Fethi Okyar, Fuat Bulca, Dr. İbrahim Tali Öngören gibi genç subaylar gönüllü olarak bu harekete katıldılar. Kılık kıyafet değiştirerek gizli yollardan Trablus ve Derne’ye ulaştılar. Atatürk, Libya’ya “Şerif” takma adıyla ve gazeteci kimliğiyle gitti. 

VATAN BORCU İÇİN...

Mustafa Kemal ve genç subaylar Trablusgarp’a gidişi bir vatan borcu olarak kabul etmişlerdir.

Mustafa Kemal, İtalyanların Osmanlı topraklarını kendi sınırlarına katmak istekleri karşısında Trablusgarb’ı savunmaya koşmuştu. Trablus’ta bir milis, bir gerilla savaşı yapılıyordu. Bölgenin yerli halkı özellikle Sunisilerle güç birliği yapan Mustafa Kemal her türlü zorluğa göğüs gererek Derne’de üstün İtalyan ordusuna karşı savunma cephesi oluşturmayı başardı.

Binbaşı Enver Bingazi, Bölge Komutanlığı ile Valiliği üstlenmişti. Mustafa Kemal, Derne’deki kuvvetlerin Doğu Kolu Komutanı olmuştu. Mustafa Kemal Derne’yi ellerinde tutan İtalyanlara karşı savaştı. Bir kamp kurdu. Ayrıca oluşturduğu basımevinde “El-cihad” (Kutsal Savaş) adlı bir gazete yayımladı. Yöredeki kabilelerin çocuklarını bu kampta eğitti. Bir savaş sırasında bir şarapnel parçasının düştüğü kiraç kuyusundan sıçrayan pıhtı gözlerine girince ağır bir göz rahatsızlığı geçirdi.

Yerli halk giderek gerilla savaşlarına destek olmaktan vazgeçiyordu. Bu durum İtalyan ordularının işgallerini engellemenin olanaklarını ortadan kaldırıyordu.

Mustafa Kemal, İtalyanların Derne’de kuşatılmış vaziyette tutup ilerlemelerini engellemek için çalışmıştı. Araplardan gönüllüler, 8 Osmanlı subayı ve 160 asker olmak üzere emrinde 8 bin savaşçı vardı. Ancak, İtalyanlar aşiretlere ve çarpışan Araplara para sızdırıyorlardı. Mustafa Kemal dahil, Libya’ya giden ve ölmeye hazır olan Osmanlı subayları, vatan parçası sayılan Bingazi’nin İtalyanların eline geçmesine engel olamayacaklardı. Bu arada Mustafa Kemal sağ kolundan yaralandı.(2) 

15 Ekim 1911’de yüzbaşı olarak Trablusgarp’a giden Mustafa Kemal orada binbaşılığa yükseldi. 

ADALARIN İŞGALİ

Osmanlı Devleti’nin giderek zayıfladığını yukarıda belirttik. Libya işgalini güçlendirmek amacıyla İtalyanlar, 24 Nisan 1912’de Ege’deki 12 adayı işgal etti. Osmanlı Devleti ses çıkaramadı. Herhangi bir harekette bulunamadı.

Savaş bir süre daha devam etti. Ancak Balkanlar da kaynıyordu. Nitekim, 8 Ekim 1912’de Karadağ hükümeti, Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti. Ardından 18 Ekim 1912’de Yunanistan ve Bulgaristan, 20 Ekim 1912’de Sırplar, Osmanlı Devleti’ne savaş ilan ettiler. Bu, Balkan Savaşı’nın başladığını gösteriyordu. 

Sonunda, 8 Kasım 1912’de Osmanlı Devleti’nin Komutanı Ali Nadir Paşa, hiç savunma yapmadan Selanik’i Yunanlılara teslim etti. Bu arada Rumeli elden gidiyordu. Selanik kaybolunca “Pek ani bir kararla Derne’ye gitmiştim” demekten kendini alamamıştı.(3)

UŞİ ANTLAŞMASI

Balkanlar’da savaş çıkınca Osmanlı Devleti, birçok cephede savaşamayacağı için İtalyanlarla bir barış antlaşmasına yanaştı. 18 Ekim 1912’de İsviçre’nin Ouck (Uşi) kentinde bir anlaşma imzalandı. Trablusgarp ve 12 adayı İtalyanlara bıraktı.  

20 Kasım 1912’de Atatürk, Trablusgarp’tan İstanbul’a geriye çağrıldı.

Atatürk, Binbaşı rütbesini Trablusgarp’ta aldı.

BAŞKA BİR ÜLKEDE SAVAŞ

Mustafa Kemal ve genç Osmanlı subayları Trablusgarp’ta başka bir ülkede bambaşka insanların vatanı için savaşıyorlardı. Acaba özellikle Mustafa Kemal bu konuda ne düşünüyordu?

Cumhuriyetin kuruluşundan sonra, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği yapmış olan Hikmet Bayur, Atatürk’e bu yolda bir soru sordu. 

Atatürk’ün yanıtı şu oldu:

“Savaş sonrasının faydasız olduğunu ben de görüyordum. Ancak orduda ve akranım olan subaylar arasında maddi ve manevi sıramı muhafaza etmek için buna mecburdum. Esasen İstanbul’da beni fiilen işsiz bırakıyorlardı.”(4)

Aslında bu psikoloji, başta Enver Bey, olmak üzere Trablusgarp savunmasında görev almaya giden öteki genç subaylar için de geçerliydi. Onlar da bu savaşta yükselmek emelinde idiler. Bütün bunların yanında Mustafa Kemal için Trablusgarp savunmasına katılmak, bir kurmay subay için küçümsenemeyecek olan bir olanağa kavuşmak, bildiklerini, yeteneklerini uygulama alanı bulmak demekti. Mustafa Kemal’in oradan arkadaşı Salih Bozok’a yazdığı mektuptaki şu satırlar bunu açıkça göstermektedir:

ASKERLİK SANATI

“Bilirsin ben askerliğin her şeyden ziyade sanatkârlığını severim. Burada sanatın bütün icraatını tatbik edecek kadar zamana ve bu zamanın doğuracağı vesait ve vesilelere malik olunursa işte o zaman milletin arzusuna uygun bir hizmet yapmış olacağız!”


Kaynaklar

1. Osmanlı - İtalyan Harbi, 1911-1912, s.66 vd.

2. Mustafa Kemal, Zabit ve Kumandanla Hasbihal, s.24.

3. Faroz Ahmad, İttihatçılık’tan Kemalizm’e, 1985,s.117.

4. Hikmet Bayur, Atatürk’ün Hayatı ve Eseri, TTK, 1963, s.50. Ş.Turan, Mustafa Kemal Atatürk, age, s.105.