BDP Meclis'e gidiyor

12 Haziran genel seçimlerinde BDP'nin desteklediği Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu TBMM Grubu bir deklarasyon yayınlayarak "AKP'ye rağmen ve AKP'yi geriletmek için siyasi bir direniş hamlesi olarak" 1 Ekim'den itibaren Meclis çalışmalarına katılma kararı aldığını açıkladı.

28 Eylül 2011 Çarşamba, 12:14
Abone Ol google-news

BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın okuduğu ve "Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu TBMM Grubu" imzasıyla "Halklarımıza Karşı Sözümüz ve Açık Deklarasyonumuzdur" başlığıyla "Değerli Halklarımız" hitabıyla yayınlanan deklarasyonda, 12 Haziran seçimlerinde "yüzde 10'luk seçim barajına, tutuklamalara, sokak işkencelerine, mali imkânsızlıklara, YSK'nın veto rezaletine rağmen" bloğun 36 milletvekilliğini elde ettiği ifade edilirken "Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğunu, kısa sürede Türkiye toplumunun umudu haline getirdiniz. AKP'nin giderek artan baskılarına, tek parti ve tek adam olma heveslerine karşı direnebilecek yegâne örgütlü güç olan Emek, Demokrasi ve Özgürlük Blokuna güven duyarak, destek vererek, oy vererek tarihi sorumluluk ve görevinizi layıkıyla yerine getirdiniz. Gerektiğinde canını bile ortaya koyarak bu süreci zafere taşıyan herkese Halil İbrahim Oruç arkadaşımız şahsında bir kez daha teşekkür ediyoruz" denildi.
 

"Bu sürecin sorumlusu AKP hükümetiydi"

12 Haziran seçimlerinden hemen sonra Türkiye'de yeni bir anayasa ve barış umutları güçlenmişken, "kirli ellerin devreye girdiği" ve Hatip Dicle'nin vekilliğinin düşürüldüğü, tutuklu vekillerin tahliye taleplerinin reddedildiği kaydedilen deklarasyonda "Aynı dönem içerisinde İmralı'da Sayın Öcalan tarafından hazırlanan protokolü reddettiler, müzakerelere bir anda son vererek, hazırlığının çok önceden yapıldığı anlaşılan yeni bir tasfiye, ezme hamlesini başlattılar. Bütün bu süreçlerin en öndeki aktörü ve sorumlusu şüphesiz ki AKP Hükümetiydi" ifadelerine yer verildi.

"Boykot kararı meşru bir karardır"

Seçimler sonrası oluşan olumlu havanın bir anda yerini kaygıların arttığı bir ortama bıraktığı belirtilen deklarasyonda şöyle denildi:

"İşte tam da o günlerde, adım adım geliştirilmekte olan savaş konseptinin önüne geçmek, savaş baronlarına geri adım attırmak ve savaş politikalarını teşhir etmek için yemin etmeme ve meclis çalışmalarına katılmama kararı aldık. Çünkü demokratik siyasete açıkça bir darbe yapılmış, bundan sonra her türlü çılgınlığın yapılacağı mesajı verilmişti. Bizler sorumluluğumuzun ve siyasi ahlakımızın gereği olarak öylesi bir ortamda hiçbir şey olmamış gibi davranamazdık. Elbette ki bir tavır sergilememiz ve mücadelede geri adım atmadan ilerlememiz gerekiyordu. Bu nedenle; o günün koşullarında almış olduğumuz boykot kararı son derece haklı, onurlu ve meşru bir karardı. Nitekim bu kararımız halkımız ve bizi destekleyen blok çevrelerince büyük oranda olumlu karşılanmıştır."

"Başbakan şantajı tercih edik"

O dönemde AKP'ye birlikte hareket etme ve bir protokol çerçevesinde uzlaşarak tehlikeleri ortadan kaldırma yönünde çağrılarda bulundukları, TBMM başkanının çağrısı üzerine bir araya geldikleri AKP yetkililerine kaygılarını aktardıklarını kaydeden Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu, deklarasyonda şunlar kaydedildi:

"Bizim boykot kararımızla birlikte asıl derdimizin olası bir savaşı önlemek olduğunu, eğer AKP'nin kendisi de adım adım ördüğü bu savaş sürecini durdurmak istiyorsa demokratik siyasetin önünü açacak bir duruş sergilemesini istedik ve bu konuda ısrarcı olduk. O dönemde savaşın önüne geçebilirdik, bunu AKP heyetine açıkça söyledik, ama Başbakan'ın kendisi diyalog kurmayı denemek yerine, yemin etmezlerse görüşmem diyerek şantaj yapmayı tercih etti. Kamuoyunun da izlediği şekilde sadece dışlayıcı, teslim almaya, itibarsızlaştırmaya dönük tutumlarla karşılaştık. Bütün iyi niyetli girişimlerimize ve çağrılarımıza rağmen bırakın durumun iyileşmesi için adım atmayı, her geçen gün durumu biraz daha ağırlaştıran bir saldırı kampanyası ile karşı karşıya kaldık. Özellikle yandaş medyanın da gücü kullanılarak çok yoğun bir psikolojik harekata tabi tutulduk. Her gün onlarca arkadaşımız, seçilmişler, gençler, kadınlar KCK operasyonları adı altında siyasi soykırıma tutulmaya devam edildi."
 

"Meclis'e ddönüş için AKP'den icazet istemedik"

BDP'nin istifalar nedeniyle boşalmış olması nedeniyle örgütsel zafiyet de yaşadığı, bu nedenle boykot tavrına karşı halkın moralini bozacak psikolojik saldırıları yeterince durduramadığı belirtilen deklarasyonda şu ifadelere yer verildi:

"AKP'den hiçbir adım atılmayacağından emin olunca da kendi kararlarımızı, artık AKP'nin tutumuna bağlı kalmaksızın, gelişmelere göre kendimiz alacağız diyerek bu güne kadar da boykot tavrımızı sürdürdük. Boykotun başladığı ilk günlerde eğer AKP'ye pratik bazı adımlar attırabilmiş olsaydık, o günden bu güne kadar yaşanan birçok ölümü de engellemiş olacaktık. Bu nedenle; bizlerin AKP ile uzlaşma ve protokol arayışı teknik bir yemin meselesi değil gerçek bir barış arayışıydı. Biz hiçbir zaman Meclise dönmek için AKP'den izin ya da icazet istemedik. Meclisi özel mülkiyeti zannedenlere karşı da asla tavizkar davranmadık. Meclis halkındır dedik ve bizler meclise gitmek için halkımızdan zaten yetki ve icazet aldığımızı her fırsatta belirttik. Yine bu gün yaşanan savaş ortamından şikayet edenler, boykot kararı nedeniyle BDP'ye saldırmak yerine AKP'ye baskı yaparak pratik adım atmasını sağlasaydılar, çok daha doğru bir iş yapmış ve savaşı engellemiş olurlardı. Herkes şunu iyi anlamalı ki savaşın yeniden başlamasının nedeni BDP'nin boykotu değildir. Tam tersine savaş yeniden başlamasın, hükümet bir an önce pratik adımlar atsın diye BDP boykot kararı almıştır. Ancak ne yazık ki AKP Hükümeti en küçük barış arayışına bile ciddiyetsizce, saygısızca yaklaşarak bütün girişimlerimizi heba etmiştir."
 

"Savaşa karşı barışı savunabilmek için..."

Deklarasyonda bütün yetmezliklere rağmen boykotu destekleyen herkese teşekkür edilirken şunlar kaydedildi:

"O günün siyasi koşullarında aldığımız haklı boykot kararımız bir direnişti, bir tavırdı. Bu gün ise gelinen aşamada yeniden bir tavır ve duruş belirleme ihtiyacı hissediyoruz. Başta DTK ve Çatı Kongresinin önerileri olmak üzere bu güne kadar meclise dönmemiz konusunda yapılan bütün tartışmalara değer veriyor ve birer destek olarak görüyoruz. Hakeza meclise dönmememiz hususunda yapılan çağrılardaki kaygıları da anlıyor ve değer biçiyoruz.

Bu aşamadan sonra savaşa karşı barışı daha güçlü savunabilmek için, saldırılara karşı direnişte olan halkımıza meclisten de destek olabilmek için, bize güvenen Kürtlere, Türklere, Süryanilere, Araplara, Çerkezlere, Ermenilere, kadınlara, Alevilere, Sünnilere, başörtüsü mağdurlarına, sosyalistlere, demokratlara, engellilere, öğrencilere, emekçilere, farklı cinsel eğilimi olanlara, işsizlere yani ezilen bütün toplumsal kesimlere verdiğimiz sözün gereğini daha iyi bir şekilde yerine getirebilmek için, siyasi operasyonlara karşı direniş cephesini güçlendirmek için, Hatip Dicle ve tutuklu bütün siyasetçilerin özgürlüğünü sağlama mücadelesine katkı sunmak için, halkın iradesiyle alay edenlerin ikiyüzlü yaklaşımlarını teşhir etmek için, AKP'ye rağmen ve AKP'yi geriletmek için; doğruluğuna inandığımız siyasi bir direniş hamlesi olarak 1 Ekim'den itibaren meclis çalışmalarına katılma kararı almış bulunmaktayız. Bu kararımızın ilgili bütün çevrelerce iyi bir fırsata dönüştürülmesini arzuluyoruz. Demokratik siyasetin önünü açarak, müzakereleri bütün muhataplarıyla yeniden ve daha sağlıklı bir çerçevede başlatarak barışı sağlamak için herkesi daha akılcı davranmaya, boykot kararımıza rağmen kaçırılan barış fırsatının, dönüş kararımızla birlikte telafi edilmesini diliyoruz. Emek, Demokrasi ve Özgürlük bloğu olarak önümüzdeki dönemin zorlu bütün süreçlerini karşılamaya hazır olduğumuzu, geçmiş dönemin yetmezlikleri nedeniyle halkımıza karşı özeleştirimizi pratiğimizle vereceğimizi belirtiyor, bu kararın hayırlı olmasını diliyoruz."