Belli ki çarşı karışacak...

Bizim bölge gazetesi Södermalm’in birinci sayfasında manşetten verilip, içeride de tam sayfa ayrıldığını görünce yüreğimin yağları eridi.

02 Mayıs 2021 Pazar, 02:00
Belli ki çarşı karışacak...
Abone Ol google-news

Osman İkiz - İsveç (Stockholm)

“Gerçekten bu, ne anlama geliyor?” başlığı altındaki kocaman fotoğrafta sekiz otomobil park yeri tabelası vardı. Yazının spotunda, “Bu park tabelalarını anlayamamaktan dolayı 1100 kron ceza vermek hiç de hoş bir şey değil” deniyordu. Yazının ilk cümlesi de şöyleydi: “Şehir içinde otomobili park edebilmek için üniversitede lisans eğitimi mi almak gerekiyor?”

Size küçük bir sorun gibi gelebilir ama öyle değil. Millet, bilmeceyi andıran bu park tabelaları yüzünden para cezalarına maruz kalıyor. Yıllardır süren ve kangren haline gelmiş bir sorun. Şikâyetleri dinleyen yok. Neden? Çünkü her şey kurallara bağlanmış. Ne kadar karmaşık olursa olsun vatandaş anlayıp, uymak zorunda. Vatandaş kurallara uymak istiyor ama tabelaları anlamak deveye hendek atlatmaktan daha zor. Gündüzü başka, akşamı başka. Bayramı bir tarife, arifesi başka tarife. Bence kasıtlı böyle yapılıyor. Ceza kesmek için yüzde yüz yasal tuzak. Üstelik her şey özelleştirilirken, sokaklar da pıtrak gibi bitiveren park şirketlerine kiralanıverdi. Bir yanlışlık olduğunda bu şirketlere ulaşmak ayrı bir mesele. Stockholm caddeleri, özel kuvvet askerleri gibi giyinmiş park denetçileriyle dolu. Park ücretini ödememiş olana basıyorlar cezayı. 

Ücret, akıllı telefonlara indirilen uygulamalar üzerinden yapılıyor. Yani araban varsa akıllı telefonun da olacak. Üstelik her türlü işlemi de becerebileceksin. Oysa araştırmalar, 70’ini geçkinlerin yüzde yirmisinin akıllı telefon kullanmadığını gösteriyor. En az bir o kadarı da telefonu sadece konuşmak için kullanıyor. Galiba yaşlanmak giderek suç kapsamına alınacak. Üstelik bu işlemleri becermesine rağmen cezadan kurtulamayanlar azımsanmayacak kadar çok. Merkezdeki aksaklıklardan dolayı ödemede hata olsa bile cezayı kesiyorlar. Sonra ayıkla pirincin taşını. Hakkını aramanın yolları kapalı değil ama bunaltıcı. Çok kimsenin söylenip yine de cezayı ödediğini biliyorum. Ben yıllar önce, arabamın değeri kadar ceza ödediğimden, sonun da gidip emektarı araba çöplüğüne bırakmıştım. Bu sorunla ilgili şikâyetlere gazetelerin okur mektupları bölümünde rastlardık. Nihayet kocaman haber oldu. Sorunu çözer mi? Umutsuz değilim. Millet her konuda homurdanmaya başladı. Gelecek yıl sonbaharda yapılacak seçimden önce işler kızışacak gibi.

ASTRAZENECA ZORLAMASINA TEPKİLER

BioNTech istememe rağmen, hemşirenin “65’in üzerindekilere AstraZeneca” deyip iğneyi nasıl sapladığını, kendimi ne kadar çaresiz hissettiğimi anlatmıştım. Üç hafta geçti, milyonda bir denilen kurbanlardan biri olmadım ama ruhum yaralandı. Öte yandan şu ana kadar dört kişi bu aşıdan dolayı ölünce istatistikler de değişti. Yüz binde dört ölü. Şimdi bu aşının bir de ikinci dozu var. Tabii haberler duyuldukça tepkiler de başladı. 

Staffan Lagerström, kurbanlık koyun gibi çaresiz kalmak yerine, eşiyle birlikte aşı merkezini terk etmiş. Arkasından da eve 400 kronluk bir ödeme emri gelmiş. Aşı ücretsiz ama hemşirenin iki dakika vaktini aldığı için ödeme yapması gerekiyor. O da seçme özgürlüğü gasp edildi diye şimdi adalet ombusdmanına başvurdu. Ardından şikâyetler sökün etti. Demek ki birinin öncülük etmesi gerekiyordu. 

İsveçliler hakkını arar. İki gün önce gazetede yasa maddesi yayımlandı. 2014:84 sayılı yasanın 7. paragrafında kişinin sağlık hizmetlerinde seçme hakkına sahip olduğu belirtiliyor. Bu arada çok sayıda yaşlı da kendilerine sadece AstraZeneca hakkı tanınmasından dolayı ayrımcılığa uğradıkları savıyla adalet ombudsmanına başvurdu. Ayrıca çok sayıda yaşlı bu yüzden aşı olmuyor. 

Bu tepkiler yönetici takımını çok kızdırdı. Bir başhekim “Halk Sağlığı Müdürlüğü’ne güveneceksiniz” diye adeta emir verdi. Protestan kafası emirle güven sağlanacağını düşünebilir. Stockholm il yönetiminden biri de “Artıları, eksilerinden fazla, AstraZeneca olacaksınız” diye azarlar gibi konuştu. Ben neden isyan etmedim diye kendime kızıyorum. Utanıyorum. Aynaya bakamaz oldum.

YEREL YÖNETİMLER HEDEFTE

Pandemi, sağlık hizmetlerinden sorumlu olan il yönetimlerinin bu işi beceremediğini iyice su yüzüne çıkardı. Sağlık Bakanı geçenlerde, sağlık hizmetlerinin tekrar devletin sorumluğuna verilmesi gerektiğini alçak tonda da olsa dile getirdi. Korona Komisyonu da ilk raporunda, il yönetimlerinin başarısızlığına işaret etmişti. Telefonla yaptığım yoklamalardan öğrendiğime göre sendikalar bu talep için hazırlık yapmaktalar. Eski Başbakan Göran Persson da geçenlerde bir konuşmasında eğitimin kâr aracı olmaktan çıkarılması gerektiğine değindi. Okullardan sorumlu belediye yönetimlerinin başarısızlıkta il yönetimleriyle yarıştığı da aşikârdı. Belli ki sular alttan ısıtılıyor. Sonbaharda fokurdamaya başlar. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesiyle, demokrasinin gelişeceği tezlerinin iflası nasıl açıklanacak merak ediyorum ama belli ki çarşı karışacak. Gelecek yıl kıran kırana bir seçim maratonuna tanık olacağız. 

[email protected]