Bıçaklanan Ressam, Yıkılan Heykel...

"Bıçaklanan, yok edilmek istenen Bedri Baykam'ın kişiliğinde resim sanatıdır. Mehmet Aksoy'un İnsanlık Anıtı'nın yıkılmasıyla yok edilmek istenen heykel sanatıdır; özgür, yaratıcı düşüncedir. Bedri Baykam'ın bıçaklanmasının, İnsanlık Anıtı'nın yıktırılmaya kalkışılmasının vebali de suçu da bir bakıma suça azmettirenlerin üzerinde değil midir?"

11 Mayıs 2011 Çarşamba, 06:07
Abone Ol google-news

“Hocaefendi” Fethullah Gülen diyor ki:

“İçinde sûret (resim, heykel) ve köpek bulunan bir eve melekler girmez.”

Sonra ekliyor:

“İslamda resim ve heykelin yasaklanmasına sebep olarak pek çok hikmet söylenebilir... Ahirette, resim yapanlara Cenab-ı Hakk, yaptıkları resimlere can vermelerini emredecek. Bunu yapamadıkları sürece de onlara azapta bulunacak...” (Fethullah Gülen, İnsan-Melek Münasebetini Zedeleyen Hususlar, 23 Mayıs 2006)

Bizce Mehmet Aksoy’un heykelini “ucube” diye niteleyen anlayışın kaynağı bu satırlarda yatıyor.

Heykel put mudur?

Heykel ve resim yapanlara neden öbür dünyada bunlara can vermeleri emredilecek? Can veremezlerse niye azap çekecek, işkence görecekler? Heykel put mudur?

21. yüzyılda “kanaat önderi” diye tanıtılmaya kalkışılan bir insan nasıl ve hangi amaçla böyle bir safsatayı, saçmalığı savunabilir?

Ressam Bedri Baykam’ın bıçaklanması, Mehmet Aksoy’un İnsanlık Anıtı’nın “ucube” denilip yıktırılmaya kalkışılması, Hocaefendi’nin “resmin, heykelin yasaklanmasının pek çok hikmeti vardır” görüşünden ayrı sayılabilir mi?

“Bizce burada bıçaklanan, yok edilmek istenen Bedri Baykam’ın kişiliğinde resim sanatıdır. Mehmet Aksoy’un İnsanlık Anıtı’nın yıkılmasıyla yok edilmek istenen heykel sanatıdır; özgür, yaratıcı düşüncedir. Bedri Baykam’ın bıçaklanmasının, İnsanlık Anıtı’nın yıktırılmaya kalkışılmasının vebali de suçu da bir bakıma suça azmettirenlerin üzerinde değil midir?”

Oysa biliyoruz ki, İslam dini puta tapanlara karşı cahiliyye (cehalet) döneminde doğdu. Peygamber putları (esnâmı) kaldırdı, puta tapmayı yasakladı; heykeli, resmi, sanat eserini değil...

İslam uygarlığı bir zamanlar insanlık tarihinde yeni bir çığır açtı. İspanya’da başta Kurtuba Camii olmak üzere bütün bir Endülüs Emevileri dönemi uygarlık anıtlarıyla donanmış, heykellerle bezenmiştir. Kudüs’teki Kubbetü’s-Sahrâ Sarayı, Mütevekkil’in Kasru’l-Burc’u, İbn Tulun’un Kasr’ı, Zahir Baybars Köprüsü heykellerle, oyma resimlerle süslü yerlerdir. 14. ya da 15. yüzyılda Orta Asya’da yaşadığı sanılan “İnsanların ve Ecinnilerin Ustası” Mehmet Siyah Kalem’in eşsiz figürleri, Türk-İslam sanatının birer şaheseridir.

Nedir ki içtihat kapısı kapandıktan sonra düşünce dondu. Darkafalılık geldi baş köşeye kuruldu.

Heykeli, resmi değil, putları ve puta tapmayı yasaklayan İslamın çığır açıcı peygamberi, ensâb’dan yani “kötülük ve beladan uzak durun” diyordu. Bu sözler, 1500 yıl sonra “heykelden, resimden uzak durun” diye yorumlanmaya kalkışılırsa bu yobazlığın ta kendisi değil mi?

Enbiyâ suresinin 52. ayetindeki “temâsîl” (timsaller) sözcüğünü çoğu ilahiyatçı “heykel” diye çevirmeye kalkışıyor... Elbette kolay değil yüzyıllar önceki bir sözcüğü bağlamından soyutlayıp, ortamından sıyırıp günümüze aktarmak... Oysa İslam bilgini Ömer Nasuhi Bilmen doğrusunu yapıyor ve “timsal” sözcüğünü “heykel” diye çevirmiyor. “Nedir bu timsaller ki, siz onlara ‘tapınmaya’ devam edip duruyorsunuz?” diyor. Hiç bin küsur yıl önceki Arapça “timsal” sözcüğü bugün heykel diye yorumlanabilir mi? Burada “timsal”in tapınılan put anlamına geldiği besbelli.

Başlı başına birer mimarlık şaheseri olan Süleymaniye, Selimiye İslamın en güzel timsali, en yüce anıtı, bir bakıma İslamın en güzel heykelleri değil mi?

Hurafenin çifte dokunulmazlık zırhı

21. yüzyılda “ucube” diye heykeli yıktıranlar tam bir ikiyüzlülükle çifte dokunulmazlık zırhına bürünüyorlar... Siyaset bezirgânı, milletvekili dokunulmazlığını kalkan olarak kullanıyor. Din bezirgânı ise safsatalarını ideolojik dokunulmazlık zırhına büründürüyor. Her ikisi de kendi kalesine birer duvar örüp tek kale siyaset oyunu oynamaya yelteniyor. “Kutsalın tahakküm anlayışı” ile kadına saçının bir telini göstermeyi bile yasaklıyor... Beyni uyuşturup kıskaç altına alıyorlar...

Kutsallık zırhına sarınan hurafe zihinlerde putlaştırılıyor. Yüzlerce yıl önceki âyetlerin, hadislerin kutsallığını sütre yapıp yoksulluğun iç çekişiyle dine sarılan kitleleri bu tür boş inançlarla şeytanca aldatmaya yelteniyorlar.

Kılıçdaroğlu, “Statükocunun Allah’ı Ankara’da oturuyor” demeyegörsün... RTE bunu Allah’a hakaret sayıyor. Böyle giderse, bu anlayış yarın kendisinden hiçbir yarar umulmayan saf ve zararsız kimse anlamındaki “allahlık” kelimesini de sözlüklerden çıkarırsa şaşılır mı? Garip, saf, zavallı anlamına “Allah’ın adamı” deyimi de saldırı konusu olacak mı? Hortumcuya, vurguncuya “Allah yürü ya kulum demiş” bile diyemeyecek miyiz? Bir zamanların sevilen çizgi-romanı Güngörmüş ailesi de “Allahlık Ali Bey” de iyi ki bugünleri görmemiş...

Bu kafaya kalırsa, “Azrail gibi bakıyorsun” diyerek melekleri küçültücü söz söyleyemezsiniz. “İmanım gevredi” demek günah... “Nuh der, peygamber demez” diyemezsiniz.

“Satranç oynamak günah mıdır, değil midir?” diye sözümona tartışıyorlar Samanyolu televizyonunda... “Satranç oynamaya düşkün olmak ve bunun için faydalı işlere gevşeklik vermek doğru değildir. En azından mekruhtur, yani dinen yasak olmasa bile yapılmaması, satranç oynanmaması gerekir” diyorlar...

Arkasından “Yetmez ama evetçi” Eser Karakaş, Şahin Alpay, Mehmet Altan, Etyen Mahçupyan çıkıyorlar aynı televizyona, çağdaş anayasa ve demokrasi havariliği yapmaya kalkışıyorlar...

Prof. Ergun Özbudun, Serap Aksoy, Murat Belge, Osman Can, Hocaefendi’nin gölgesindeki Abant Platformu’nda “Yeni Dönem Yeni Anayasa” masalları anlatmaya yelteniyorlar...

Köpek giren eve melek giremez diyen, öbür dünyada resme, heykele can veremeyenler işkence görecek fetvası veren bir zihniyetin peşine takılıp sözümona özgürlükçü anayasa hazırlayacaklar ve biz de buna inanacağız... Heykeli “ucube” diye niteleyen siyasetçinin mürşidinin, yol göstericisinin kim olduğunu göremeyecek kadar miyop mu bunlar?

Yoksul insanların kutsal inançlarını bir paket makarna, bir çuval kömürle, sadaka kültürüyle, iane çadırlarıyla sömürmeye kalkışan safsata tacirlerine siftinip yaltaklanarak mı ileri demokrasiye geçilecek? Mehmet Aksoy’un “İnsanlık Anıtı”nı “ucube” diyerek yıktıranları göremeyecek kadar kör müsünüz?

“Mehmet Aksoy’un İnsanlık Anıtı’nı tekbir getirerek yıktıran din bezirgânları da siyaset çığırtkanları da yıktırdıkları anıtın altında kalacaklardır. Heykeli yıkanlar bir gün mutlaka yıkılacaktır.”