Bir yanınız hep koronalı bir yanınız hep korkak

Koronavirüs’ü yenen özel bir havayolu şirketinde kabin amiri Ayşe Gizem Ünüvar ile online moral sohbeti... “Trajikomik bir hayatım var, herkesle de paylaşmak istedim hep, korona sürecimi falan susbekadin hesabımdan açık açık anlattım mesela... Çünkü yakından trajedi görünen olaylar biraz uzaktan bakıldığında trajikomik bir hal alıyor... Bu sebeple de yaşadığım onca şeye rağmen (korona da dahil olmak üzere) hep pozitiftim. Asıl korona testin negatif çıksa şaşardık diyor beni tanıyanlar...” diyor.

02 Mayıs 2020 Cumartesi, 18:57

Ayşe Gizem Ünüvar, İzmir doğumlu, 32 yaşında, özel bir havayolu şirketinde kabin amiri. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği mezunu. 7 yaşındaki Ali'nin annesi. Üç yıl önce yayımlanan Sus Be Kadın adlı bir kitabı var. İnstagramdaki keyifli paylaşımlarını takip ediyordum. Bir ara el yazısı notları akmaya başladı ekrandan, bir korona günlüğüydü... Neyse ki hastalığı yendi şimdi. Beni etkileyen tarafı, yaşamın en acıklı durumlarına da pozitif yaklaşması, koronaya rağmen o bakış açısı dip diri... “Neşeli olmaya şerefim ve namusum üzerine yemin etmiş gibiyim. Biliyorsunuz önemli olan katılmak, kazanmak ya da kaybetmek değil, öyle büyüdük biz...” diyor.

 Çok şükür atlattınız Covid-19’u. Nasılsınız şimdi, neler hissediyorsunuz? Kaç günün sonunda bir oh diyebildiniz?

İyiyim, koronanın yokluğuna alışmaya çalışıyorum. :) İşin şakası bir tarafa tam olarak bir oh çekemedim, hala bulaştırıcılığım var mı? Enfekte olur muyum? gibi kaygılarım var. 14 günün sonunda ölmeyeceğime inandım, oysa bir önceki gün yani 13.gün ölebilirdim. O 14 gün öyle bir kazınmış ki zinhimize, sanki orası bir eşik, o eşiği atlayanlar yola devam ediyor gibi... Mesela annemi çok özledim, ona sarılmak için kendime bir 14 gün daha bekleyeyim diyorum. Doktor; “iyisin, covid bitmiş” diyor, ben içimden “yok yok gitmemiştir tam o, biraz daha bekle Gizemcim” diyorum. Görüldüğü üzere en çok psikolojik hasar bırakıyor Korona, geçip gitse bir yanınız artık hep korkak, bir yanınız hep koronalı... 

"Ali sarılarak beni ısıtmaya çalışıyordu, her şeyden korkuyordum, sarılmasından, aynı yerde kalıyor olmaktan, ona zarar vermekten, korkmasından, her şeyden... O hep reddetti korona olduğumu, hasta değilsin anne, karantinada değiliz, tatildeyiz biz şu an, bak karavandayız, tatil işte! diyordu. O bana hiç inanmadı ama ben bi noktadan sonra ona inandım..."

EN ÇOK OĞLUM İÇİN AĞLADIM

Test sonucu pozitif çıkınca ilk ne geçti aklınızdan... Nasıl atlattınız o şoku?

İlk öğrendiğimde bir ağladım anlatamam, gözümün önünden doğum tarihi 1987- ölüm tarihi 2020 yazan 1.kalite mermerden yapılmış mezar taşım gitmiyordu, şimdi komik tabii ama ilk önce şok oldum, korktum. Önce bir herkese ilan etmek istiyorsun, gazetelere dev puntolarla “Ben korona oldum, yar ben belanın ta kendisiyim!!” diye ilanlar vermek... Sonra birden saklanma isteği geliyor. Kimse bilmesin, dışlamasınlar beni, “ben de sizin gibiyim, ben de!!!” çırpınışı... Tuhaf bir şekilde utanıyorsun enfekte olmaktan. Birileri arkamdan “ellerini de yıkamazdı zaten, pis bir kızdı” diyecek diye aklım çıktı.:) Yine de hiç biri 'ben ölünce oğlum annesiz ne yapacak' kadar kötü değildi, en çok  buna ağladım. Cici annesine anne der mi falan bunlar sonraki korkularımdı. :))

Her şey nasıl başlamıştı? Test olmadan önce vücudunuzda farklı bir şey hissettiniz mi? Yazılarınızdan biliyorum en başından beri çok dikkatliydiniz, üstünüzü bile eve girmeden çıkarıyordunuz nerdeyse...

Ben özel bir havayolunda kabin amiriyim. 26   Mart’ a kadar da bilfiil uçuşa gittim. Tabi korkarak maskelerle, eldivenlerle, dualarla uçuyoruz fakat hep bir şüphe kemiriyor içini. Yolculardan biri garibim yanlışlıkla hapşırsa ya da öksürse canavarca hislerle önceden planlayarak cana kast etme suçu işlemiş gibi bakıyoruz adamcağıza :) Hal böyle olunca 26 Mart akşamı 37.5-38 derece ateşlenmem korona olduğuma inanmam için bana yetmişti. Bir kaç saat süren ateşime kısa bir ishal de düet yapınca “ver mehteri Gizem! Korona kapına dayandı! Tez teste gidile!” dedim. Tomografi çekildi, kalbim kadar temiz... Sürüntü testi -sonraki sürüneceğin günlerin habercisi olduğu için sürüntü- pozitifti! Kanınız donuyor... Evdekileri, oğlumu, uçtuğum insanları, kimlere bulaştırmış olabileceğimi, sonra da onların kimlere bulaştırmış olabileceğini... derken o noktada mantık sizi terkediyor işte. Bunun sonu yok... Dediğiniz gibi ben hep dikkatliydim, ne evdekilerde ne de ekip arkadaşlarımda pozitif çıkmadı, edebimle haysiyetimle tek başıma bir nefer gibi savaştım koronamla. :)

BİR DE AŞK ACISI!

Tedavi sürecinizde nasıldınız fiziken ve ruhen? Neler oldu?

Pozitif olduğumu öğrenince hastanede bir odaya kapatılacağımı sanarak valizimle gitmiştim. Bir kaç ilaç verip eve yolladılar, tedavi buydu yani... Bu kadarcık mı ya, hücre hapsi, temassız görüş günleri? Özgür müyüm yani şimdi?? diye kalakaldım. ”Bakın gidiyorum...” diyorum doktor “Gidin artık hanımefendi, gidin!” diye kızdı en son. E gideyim de evde ülkesine dönemeyen eski bakıcımla o gidiyor diye anlaştığım yeni bakıcım var. İkisi de 50 yaş üstü kronik rahatsızlıkları da var, yüzlerine hohlasam ölürler! Eve gidemem, oğlum da benle uyuduğu için süper taşıyıcı... Doktor oğluma bir şey olmayacak diye söz verdi (adamcağıza neler yaptırdığıma bakar mısınız? Tüm doktorlara sevgiler..) Ama "Bakıcılar tehlikede, uzak dur onlardan" diyor. Ne yapacağımı şaşırdım, erkek arkadaşımın karavanı vardı, oğlumu alıp karavana gittim. Çünkü bakıcıların gidecek yeri de yoktu.

Çocuğunuza nasıl anlattınız ve ne tepkiler verdi? Evde çocuk olunca insan ayrıca korkuyor. 

İzole olamadık birbirimizden, olan olmuştu zaten. Ali (oğlum) turp gibiyken benim kuru öksürüğüm, göğüs ağrılarım başladı, halsizdim. İlaçlarımı içip 14 günü tamamlamayı bekliyordum. Ayaklarım daima buz gibiydi... Ali sarılarak beni ısıtmaya çalışıyordu, her şeyden korkuyordum, sarılmasından, aynı yerde kalıyor olmaktan, ona zarar vermekten, korkmasından, her şeyden... O hep reddetti korona olduğumu, hasta değilsin anne, karantinada değiliz, tatildeyiz biz şu an, bak karavandayız, tatil işte! diyordu. O bana hiç inanmadı ama ben bi noktadan sonra ona inandım... Hasta değilim, tatildeyiz biz... Haklıydın Ali...

İnsan en çok neye ihtiyaç duyuyor böyle bir tedaviyi görürken, ilaçlar hariç? Diyelim ki yakınımızda biri hasta oldu, yanına gidemesek de desteğimizi ona göstermek için ne yapmalıyız? 

En çok morale ihtiyaç duyuyorsunuz, bir de beslenmeye... Ben bir de bu süreçte terk edildim! Öldürmeyen Allah, koronalıyken aşk acısı çektiriyor. :) Duble acılar... Moral motivasyonun dışında hasta olan yakınınızın adresini alıp olası bir durumda sizi çaldırdığı an 112’yi adresine yönlendireceğinizi söyleyebilirsiniz. Ben bir gece fenalaştığımda 112’ye adresimi verene kadar can veriyordum neredeyse...

"Ben ki yıllarca “sus be kadın” lafını yemiş ben, artık sussam da “susma be kadın! yaz be kadın!” diye ihtarlar alıyorum, can güvenliğim yok, anlıyor musunuz? :) Bu süreçte ”susbekadin” hesabım o kadar çok okura ulaştı ki, ünlüler okudu, paylaştı, paylaşan, okuyan, destek olan herkese teşekkür ederim, şimdi hepimiz aynı anda bir gazetede köşe yazmamı dileyebilir miyiz? :) "

BENCE UNUTULACAK...

İnsanlarda büyük kırılmalar yaşandı haliyle ki siz bir de hastalığı atlattınız. Geleceğe nasıl bakıyorsunuz şimdi?  

Hayata bakış açım değişti, geleceğe bakmıyorum artık. Düne de bakmıyorum. Sadece bugüne bakıyorum, çünkü elimizde bir tek o var, “an”. Dün koronalıydım, ölüm korkusunun tavanını yaşadım ama bugün hemen az sonra başka bir sebeple de bitebilir hayatım. Bunu hep biliyorduk, neden görmezden geldik? Uzun vadeli planlar, gelecek kaygıları, belki de hiç birine vaktimiz yok. Sezen Aksu diyor ya “şu saniye esastır, gel” Böyle işte, her nefesimiz çok kıymetli, her duygumuz... Hiç bir şeyi erteleme Gizem, kırıldıysan söyle, hatalıysan özür dile, özlediysen ara, yazmayı bıraktığın kitabı bitir, o unsuz şekersiz kekle ne yapıyorsun allah aşkına? Git ve o unlu, şekerli havuçlu kekten bir koca dilim ye! Çünkü canın onu yemek istiyor. :) 

Sizce insanlar ders alacak mı? 

İnsanlar önce ders alacaklar fakat sonra unutacaklar. Ben de öyle yaparım kesin. :) Çok güzel kararlar aldım muhtemelen uygulamam durumu bu... Unutmak ırkımızın en güzide özelliği... Unutacağız... Dedelerimizin ekmeği karneyle aldıkları dönemi bize anlattıkları gibi bir dönem olarak kalacak bu korona dönemi de... Torunlarımız belki “yav he he, tamam anneanne ya, üff” diye dinleyecekler bizi. Aslında sahip olduğumuz en basit şeylerin bile yokluğunda ne kadar kıymetli olduğunu anlamamız gerekiyor. Bir şeylerin ya da birilerinin değerini varken de bilelim, sistem bunu istiyor... Sağlığın, büyüklerimizin, özgürlüklerimizin, doğanın en çok kendimizin değerini varken bilelim, geri kalan nekşflikşli (Netflix), evde ekmek yapmalı günlerimizi unutsak da olur. :)

 İnstagramda gördüğüm yazmayı, uçmayı, hayatı seven pozitif bir kadın, yalnız bir anne... Siz ne eklersiniz üstüne?

1987 İzmir doğumluyum. Özel ve çok sevdiğim bir havayolunda kabin amiri olarak uçuyorum. Bir oğlum var 7 yaşında, adı Ali. Bir de kitabım var o da 3 yaşında, adı “Sus Be Kadın”. 32 yıllık ömrümde bunları yaptım, gurur duyabileceğim. Bir sürü de hatam var, mükemmel hatalar. :) Trajikomik bir hayatım var, herkesle de paylaşmak istedim hep, korona sürecimi falan @susbekadin hesabımdan açık açık anlattım mesela... Çünkü yakından trajedi görünen olaylar biraz uzaktan bakıldığında trajikomik bir hal alıyor... Bu sebeple de yaşadığım onca şeye rağmen (korona da dahil olmak üzere) hep pozitiftim. Asıl korona testin negatif çıksa şaşardık diyor beni tanıyanlar. :) Neşeli olmaya şerefim ve namusum üzerine yemin etmiş gibiyim, en azından sevgili Neslican gibi “mücadelesi güzeldi” denilsin, biliyorsunuz önemli olan katılmak, kazanmak ya da kaybetmek değil, öyle büyüdük biz...

Yalnız anne olmak da ayrı bir mücadele, o kitap olmadı henüz, @dur_be_kadin hesabımda anlattım. Takım arkadaşınızı kaybettiğinizde yedek kulübenizde bakıcılar oturuyor, bonservislerini ödemişsiniz, istediği şartları kabul etmişsiniz ama yine de pası kendi bildikleri gibi atıyorlar. Gol olursa şanslısın, olmazsa yeni transfer. Bu terimleri bilmezdim mesela tek başıma bir erkek çocuğuna analık etmeye çalışmasaydım... Lakin bu kadar güçlü de olamazdım. Ne yaşandıysa yaşandı, iyi ki yaşandı, bence de, kendimle aynı fikirdeyim. :) Böyle de oluyor işte, kendine katılıyorsun falan, öyle bir yalnızlık. :)))

OKUSUN ANLASIN DİYE YAZDIM ANLAMADI BOŞANDIK

Son olarak yazmaya nasıl başladınız? Sus Be Kadın'da ne anlatıyorsunuz?

Kitabı da kitap olsun diye yazmıyordum, boşanmamıştık henüz, okur da belki olayların benim tarafımdan nasıl göründüğünü anlar diye yazıyordum, anlamadı, boşandık. :) Ama yazdıklarım kitap oldu, neye niye, neye kısmet...  O anlamazken, o kadar çok insan anladı ki beni, bu en güçlü antidepresandan daha kuvvetli bir tedavi... Öyle olunca boşanmanın acısını, anneliğimi, bakıcı savaşlarımı, açlık oyunlarımı falan anlatmaya başladım. Bir şey iyi geliyorsa suyunu çıkartana kadar kullanırım, henüz suyu çıkmadı galiba, artık duramayacağım noktaya geldim. Ben ki yıllarca “sus be kadın” lafını yemiş ben, artık sussam da “ yaz be kadın!” diye ihtarlar alıyorum, can güvenliğim yok, anlıyor musunuz? Bu süreçte ”susbekadin” hesabım o kadar çok okura ulaştı ki, ünlüler okudu, paylaştı, paylaşan, okuyan, destek olan herkese teşekkür ederim, şimdi hepimiz aynı anda bir gazetede köşe yazmamı dileyebilir miyiz. :))