Dünyayı değiştirmek için...

Samir Amin’in "Liberal Virüs" adıyla Türkçeye çevrilen kitabında amaçladığı da bu virüsün deformasyona uğrattığı toplumsal muhalefeti uyarmak.

21 Haziran 2016 Salı, 17:46
Abone Ol google-news

 

Marx, dünyayı anlamanın yetmeyeceğini, onu değiştirmek gerektiğini söylemişti ama belki de tembel ve şaşkın çağımızın önceliği dünyayı anlamak olmalı. Zira yirmi birinci yüzyılda her yeri istila eden "liberal virüs", dünyayı anlama ve anlamlandırma kapasitesini yok edip kavramların içini boşaltarak tarihsellikten kopuk bir eleştirelliği ve muhalif tutumu baş tacı etmekle dünyayı değiştirme potansiyelimize de ket vuruyor.

Samir Amin’in Liberal Virüs’te amaçladığı da bu virüsün deformasyona uğrattığı toplumsal muhalefeti uyarmak.

Söylemlerin ve sözcüklerin kulağa hoş gelen “radikal” tınısında, eleştirinin hedefi öylesine şaşıyor ki ekonomizm hastalığından mustarip olanın Marksizm değil, kapitalizm olduğunu unutuveriyoruz mesela. Oysa Amin’in deyişiyle “iktisatperver” kapitalizm, politik alanla, ekonomik alanın ayrı olduğu illüzyonunu yaratarak ekonominin doğa yasalarına benzer bir işleyişinin olduğu yönünde bir bilinç oluşturmaya çalışır. Tıkır tıkır işleyen bu doğa yasalarında meydana gelen ufak tefek aksamalar, kapitalizmin dönemsel krizleridir. Bu krizler yapısal değildir.

Amin’in eleştirilerinin hedefi, özellikle Antonio Negri ve Michael Hardt’ın İmparatorluk adlı yapıtı. Negri ve Hardt’ın dile getirdiği ve sol muhalefetin kimi kesimlerine de oldukça çekici gelen saptamalar, Amin’e göre son kertede emperyalizm kavramının içini boşaltan ve yüzyılı tehdit eden asıl tehlikeyi görmemizi engelleyen bir niteliğe sahip. Negri ve Hardt’ın ulus devlet eleştirisi, Amin’e göre, ABD’nin süper güç rolünü pekiştiren, en azından kabullenen bir rol oynuyor.

Sol muhalefetin liberal virüsün etkisiyle coşkuyla seslendirdiği bürokrasi eleştirisi de yine Amin’e göre, kamu hizmetleri düşüncesine karşı yürütülen kampanyadan bağımsız değil. Bürokrasi eleştirisinin amacı da (bürokrasinin her zaman sosyalist ülkelerle özdeşleştirildiğini unutmayalım) bu alanda yapılacak özelleştirilmelerin önünü açmak. Hantal bürokrasiye karşı, özel girişimin dayanılmaz hafifliği.

 

Liberalizmin masallarından biri de sermaye büyümesinin kalkınma ile eşanlamlı olduğu ve demokrasi-piyasa özdeşliği. Sermaye büyümesinin toplumun büyük bölümü açısından kalkınmanın tersi sonuçlar doğurması tartışılmaz ya da ekonomi “bilimi”nin sihirli rakamlarıyla gizlenir. Piyasanın demokrasiyle özdeşliği ise özel mülkiyetin olmadığı yerde demokrasinin de olmayacağı önermesini içerir. Batı’nın yıllarca sosyalist ülkelere demokrasi dersi vermesi, bu yanılsamanın üstüne kurduğu mesnetsiz özgüvenden kaynaklanır.

Amin, liberal virüsün yol açtığı kafa karışıklığını gidermeye çalışırken, dünyayı bekleyen yok oluş tehlikesi konusunda oldukça karamsar bir tablo çiziyor. Dünya gerektiği gibi yorumlanıp berrak zihinlerle harekete geçilmezse, Amerika “Avrupa’yı kendine tabi hale getirip, gerektiğinde jenoside de başvurmaktan çekinmeden dünyanın geri kalanını tarihte görülmemiş vahşi yöntemlerle yağmalayacaktır.” Amin’e göre, Amerika’nın karşısında Avrupa’nın, Üçüncü Dünya’nın savunulması şarttır.

Tam da bu noktada Amin, liberal Amerika karşısında Avrupa düşüncesinin savunusuna girişiyor. Amerika’nın Avrupa projesini yok etmeye çalıştığını, Avrupa’nın diğer ülkelerle birlikte davranarak ayakta kalabileceğini öne sürüyor. Amin’in Avrupa projesinden kastının Avrupa Birliği olmadığı açık. Onun, “eski Avrupa’nın hümanist kültürünün galip geldiği” ve bu sayede “Avrupa’yla Rusya, Çin, tüm Asya ve Afrika arasında gerçek bir yakınlaşma” olduğu ütopyası, Amerika’nın tek merkezli ve savaş üzerine kurulu dünyasına karşı çok merkezli, demokratik ve barışçı bir dünya öneriyor.

Belki de "liberal virüs"e karşı korunmasızlığımız emperyalizmin adını “demokrasi ithali” koyduğumuzda başladı, fili başkalarının kelimeleriyle tarif etme safdilliğimizle.

 

Liberal Virüs / Samir Amin / Çeviren: Fikret Başkaya / Yordam Kitap / 206 s.