Edebiyatımızın öfkeli yazarı; İlhan Tarus

Bazı yazarların hayatı ile edebi serüveni şaşırtıcı ölçüde örtüşür. İlhan Tarus onlardan biri. Değişken, öfkeli ve ayrıksı yaşamı gibi yapıtları da dalgalı bir seyir izlemiş; çok okunmuş, tartışılmış, eleştirilmiş, sonra unutulmaya terk edilmiş. İlhan Tarus’un romanları H2O Kitap tarafından yeniden yayımlandı.

23 Mayıs 2020 Cumartesi, 21:29
Abone Ol google-news

Yıllar sonra yeniden okunur olduğunda, edebiyat kadar toplumsal yapıya, yakın tarihe de ışık tutan metinlere imza attığının fark edilmesi ise ayrı bir durum. 1950’li 60’lı yıllarda bu yanı çok gündeme gelmemiş nedense; belki o günlerde edebiyatımızın gözdesi olan “köy romanları” içine sokulamadığı için, belki sert polemikler içinde kaybolduğundan... Köy romanlarının öne çıktığı bir dönemde onlardan farklı, sosyalist bakışa daha yakın yapıtlarını yeniden, okuma ülkemiz sosyalist yazarlarının yazgısının trajik bir örneği olan onun yaşamının gizlerini çözmek, edebiyatımızın yakın tarihini anlamak açısından değerli olabilir.

GENÇ, HEYECANLI VE HIRÇIN!

İlhan Tarus, kayıtlara göre, 1907’de, Tekirdağ’da doğdu ancak oğlu Cengiz Tarus’a göre, Bulgaristan Razgrad doğumlu olup ailesinin göç ettiği Tekirdağ Eski Cami Mahallesi’nde nüfusa sonradan kaydedilmiş olması da mümkün.

Tarus, çocukluğunu birçok yapıtında yer yer kendini hissettirecek olan ve Mütareke/Kurtuluş Savaşı döneminde babasının reji müdürlüğü yaptığı Biga’da geçirdi. İstanbul Kabataş Lisesi’ni bitirdi. Ankara Hukuk Fakültesi’nin ilk öğrencilerinden oldu. Mezuniyetin ardından Başbakan İsmet İnönü’nün de katıldığı bir törenle Maraş / Pazarcık savcılığına doğru yola çıktı. Onu orada bekleyen “aydınlığa susamış halk” değil, devranın sürmesinden yana olan mütegallibedir. Genç, heyecanlı ve hırçın savcı çatışır onlarla. Bunun bedeli mesleğini kaybetmesi, karşılığında ise Yeşilkaya Savcısı romanını kazanmasıdır!

İŞSİZ SAVCI

İlhan Tarus 1940’lı ve 50’li yıllarda çoğunlukla işsizdir. Önemsiz telif gelirleri ve memur olan eşinin maaşıyla geçinirler. Adalet Bakanlığı’na karşı açtığı davayı kazansa da mesleğine dönemez.  Bu yıllarda işsiz, mutsuz, kırgındır ve sosyalist çevrelerin içindedir. Yaşamının bundan sonraki dönemi çoğunlukla Ankara’da geçecektir.

Türkiye Sosyalist Partisi genel başkanı Esat Adil, yakın arkadaşıdır. Bu partinin yayın organı olan Gün dergisinde hikâyeleri yayımlanır. Sevim Tarı (Belli) da arkadaşıdır; genç yaşta yaşamını kaybedecek olan şair ve DP karşıtı eylemlerin öncülerinden Suphi Taşhan yakın dostlarındandır. Taşhanların Dikmen’deki bağ evlerinde yapılan hararetli tartışmaları anımsıyor Cengiz Tarus. Kimlerdi onlar?

Çocukluğunun bulanık anıları arasında adları hatırlayamıyor ama kendi evlerinde kurulan sofraların müdavimleri arasında Çetin Altan’ı ve eşi Kerime Hanım’ı, Cahit Sıtkı Tarancı’yı, Orhan Veli’yi, Şerafettin Aydınlık’ı, Saffet Nezihi Bölükbaşı’yı, Mehmed Kemal’i çok iyi anımsıyor.

Maltepe’deki evlerinin kapı komşusu ise Fikret Otyam’dır. Ölene değin Otyam ve Mustafa Şerif Onaran vazgeçemediği dostları olarak kalacaktır. Adnan Binyazar, ölümü üzerine Varlık’ta şöyle yazacaktı: “Yu¨zu¨nde, her gerc¸ek yurtseverin, gerc¸ekleri go¨rmeden gec¸emeyenlerin kırık anlatımını go¨rmu¨s¸u¨mdu¨r.”

SİYASAL TUTUM

Keskin gözlemciliği ile yaşamı izleyen Tarus otobiyografik yanı epey ağır basan romanı Yeşilkaya Savcısı’nda, Ankara’nın pek bilinmeyen yanlarını anlattığı Saman Pazarı’nda ve bunu izleyen romanı Var Olmak’ta siyasal tutumunu iyice belirginleştirir. Yaşamının sosyalist çevrelerle kesiştiği döneme denk gelen bu romanları ülkenin sosyal yapısına tutulan bir büyüteç gibidir de aynı zamanda.

Babasını da bir şekilde kattığı Var Olmak’ta savaşın yanında, iktidar çekişmelerinin, zenginliği pay edemeyen yerel güçlerin tarumar ettiği Biga’daki tütün sömürüsünü o dönemle ilişkilendirerek gerçekçi bir şekilde anlatır:

“O zamanlar memleketin canını sömüren imtiyazlı şirketler bu sebepten, Karabiga’da koca koca tütün imalâthaneleri işletirlerdi. Mevsimi geldi mi kasabanın denizi yelkenlilerle, motorlu gemilerle dolardı. Kerli ferli yabancılar, lâhana dolması kalınlığında purolarını tüttürerek, sokaklarda dolaşmaya başlarlardı. İngiliz Lordlarının, Amerikan milyonerlerinin aradığı tütün Karabiga topraklarında yeşerirdi çünkü. Altın torbaları gürül gürül çıkardı iskeleye. O, dünyaları satın alacak kırattaki şapkalılar, vızır vızır dolaşırlardı depoları, dükkânları. Önleri sıra Ermeni, Rum simsarlar. Ceplerinde çek defterleri.”

Yaşar Nabi Nayır, ölümü üzerine Varlık’ta (sayı: 687) hazırladığı dosyada Tarus’u önemli hikâyecilerden saymıştır: “Sabahattin Ali, Sait Faik, Ümran Nazif’in ardından ve böylece cumhuriyetten sonra yazmaya başlamış hikâyecilerimizin en iyilerinden beşi ayrılmış oldu aramızdan. Gerçekçi bir yazardı Tarus. Kendi bildiği, gördüğü, duyduğu gerçekleri, yurdunun küçük, silik insanlarınca yaşanmış birtakım acı olayları anlatmaya çalıştı romanlarında, hikâyelerinde.”

YARIM YÜZYIL SONRA YENİDEN

Nayır’ın bu saptamasına ek olarak Konur Ertop da onu başka bir açıdan şöyle tanımlar: “Kurtuluş savaşımızla ilgili Var Olmak ve Hükümet Meydanı romanları yakın tarihi yeni gözle değerlendirme çabasının ürünleridir. Bu romanlar Anadolu'nun kurtuluş yıllarındaki toplumsal durumunu, insanlarını, inançlarını, gerici ve devrimci hareketleri iyi bir şeklide canlandırır. İçlerinden özellikle birincisi sanatçının en sağlam eserlerindendir.”

İlhan Tarus, Ankara’da, Cebeci Mezarlığı’nda, bütün kavgaların, hayal kırıklıklarının uzağında, yakın dostu Fikret Otyam’ın tasarladığı mezarında yatıyor. Kitapları yarım yüzyıl sonra yeniden yayımlanıyor, okunuyor; öfkesi hayatın içinde isyancı bir damara bağlanıyor yeniden.

Var Olmak / İlhan Tarus / H2O Kitap / 176 s.

Hükümet Meydanı / İlhan Tarus / H2O Kitap / 240 s.

Vatan Tutkusu / İlhan Tarus / H2O Kitap / 280 s.

Uzun Atlama: Bir Endüstrileşmenin Romanı - Cumhuriyet’in Şeker Fabrikaları / İlhan Tarus / H2O Kitap /  256 s.

Kasabanın Ruhu / İlhan Tarus / H2O Kitap / 208 s.