Entelektüel ikiyüzlülük ve ölçüt sorunu!

.

23 Temmuz 2020 Perşembe, 20:58
Entelektüel ikiyüzlülük ve ölçüt sorunu!
Abone Ol google-news

1-Sanatçıların/yazarların sadece yaratılarıyla değerlendirilmesi gerektiğine olan inanç yaygındır. Bunu tek koşulda benimserim; eğer o kişi, bize toplumsal meselelerde, etik konularda akıl vermeye kalkmıyorsa, kabul! Siyasal bir iddiayı taşıyıp, ısrarla öğretisini yansıtıyorsa yazar/sanatçı, o zaman salt eserleriyle anılamaz. Tarihte bir başka işlev edinmiş olur, bu da onu eserleri dışında da tartışılır kılar. 

2-Geçen hafta Orhan Pamuk “Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılması kararı, bizi seküler dünyadan koparıyor” türü bir söyleşi verdi. Konu Pamuk olunca tartışma elbette zenginleşiyor ve magazinel boyut alıyor. Pamuk kendini bir tür “proje yazar” olarak kurguladı. İlk günden bu yana “Nobelli ilk Türk” olacağına inanmış, kararlı biçimde bu yolda ilerlemişti. Nobel türü ödüllerin birçok dengeyi gözetmekle ilgili olduğunu biliyoruz. Pamuk değişen dünya koşullarını iyi okuyan, gereğini tastamam yerine getiren biri. Kurduğu ilişkiler sonunda amacına ulaşmasını sağladı.

Edebiyatımızın keskin eleştirmeni Fethi Naci bugün yaşasa Pamuk hakkında ne derdi, bilemiyorum. Sosyalist bir yazar olarak “kandırıldım” der miydi mesela? Kuşkusuz her yazarın dönemleri var, hangi aşamasında Pamuk’a destek olduğu önemli. Ben kendi payıma Pamuk’un “Cevdet Bey ve Oğulları”nı pek sevmiştim. Sonraki metinleri mühendislik işi olarak, tatsız geldi. Hele “İstanbul”u hiç anlamadığı, yaşamadığı kanaatindeyim. 

3-Ahmet Oktay’la ödüller konusunda söyleşirken “Haldun Taner Öykü Ödülü” üyeliği sırasında verdikleri bir armağandan çok pişman olduğunu anlatmıştı. İlk kitapların riski de bu işte. Büyük çıkış yapan yazar, sonra sürdüremiyor. Aklıma Murakami’nin saptaması geldi. Yazarlığın bir meslek olduğunu, işçilik gerektirdiğini söylüyor. Ani sıçramaların gerçek yazarı etkilemediğini, çok satmanın, şöhretin has yazarı yolundan alıkoymayacağına işaret ediyor. İşin garip yanı, Murakami de Pamuk gibi “proje yazar” tarifine uygun. Ben onlara “tersten oryantalist” diyorum. Bu durumun başarısız örneği Elif Şafak kuşkusuz!

4-Geçen hafta Ursula K. Le Guin’in “Yazmak Üzerine Sohbetler” kitabını okudum. Pek çok tartışma konusu içeren ince kitabı keyifle okudum. Söyleşiyi yapan David Naimon sıkı sorular yöneltmiş. Uzun yaşamanın türlü sorunları, olanakları var. Guin belli ki son döneminde yaşadığımız küreye dair daha keskin eleştiriler yapmaya başlamış. Başlangıçtaki heyecan, yerini bilgeliğe bırakıyor. Bazı yazarlar hep bunun uzağında kalıyor. 

Edebiyat ajanları, yayıncılık mafyası, popüler kültür eleştirmenleri arasında ruhunu yitiriyor yazar. Bilişim olanakları değişirken, ne denli olumlu sonuçlar doğuruyor o da ayrı mesele. Yazarlık mesleği az kişi için gerçek anlamıyla yaşıyor. Geniş kesim ucuz işlere meraklı. Guin buna da gönderme yapıyor. Elbette benim tarifimle “entelektüel mafya” her daim iş başında. Has yazar bunları aşarak kendi yolunu buluyor. 

5-Adalet Ağaoğlu hakkında çok yazdım. Güncesini okumuş, üstüne yazı kaleme almıştım. Bir süre yakın olduk. Televizyona söyleşiler yaptık. Birlikte katıldığımız açıkoturumlar oldu. Ne zaman Abdullah Gül’ün masasına oturdu koptum Ağaoğlu’ndan. Şöyle yazmıştım: “Bir yazar kendinden vazgeçerse, ben neden onda ısrarlı olayım”. 

“Yazarlar hangi ölçülerle değerlendirilir?” sorusu/sorunu dar bir çevrenin meselesi aslında. Şöyle düşünüyorum: Aynı ülkede yaşamak, aynı çağı paylaşmak, yüz yüze olmak bizi etkiler. Kimi nesnel, bazısı öznel gerekçelerle yaklaşırız yazara da yapıtına da! Pamuk’un Esad için yazılan utanç bildirisine imza koyması her bağlamda kötüdür. Romancının kimle yan yana durduğunu, neye hizmet ettiğini bilmesi gerekir. 

Geri kalmış ülkelerin yazarı “ben sadece romancıyım, yanılabilirim” diyemez. Aziz Nesin, sadece yazarlık ederek yaşamını sürdürmek istediğini yazmıştı. Oysa bizim gibi ülkelerde farklı görevler de üstleniyor yazar/sanatçı. 

6-Edebiyat dünyamızın ölçütleri tartışma götürür. Farklı bağlamlarda ikiyüzlü eleştirmenler olduğunu biliyoruz. Herkesle iyi geçinip şöhretini korumak isteyen yazarlar oldu her dönem. Ali Kırca, keşke romanları çıktığında onu arayan büyük(!) yazarları açıklasa! Şimdi burnundan kıl aldırmayan bu isimlerin çok satmak için kaç takla attıklarını anlatsa. O vakitler ATV ana haber mühimdi malum! Oysa arkadan ne kadar itilirse itilsin biri, eğer yazar değilse kimse ona bu yetiyi şırınga edemez. Elindeki kalemi, ekranları, köşeleri, sosyal medya gücünü zalimce kullananlara pabuç bırakmamak lazım!  

7-“Entelektüel ikiyüzlülük” her gün biraz daha büyüyor; dar çevreler içinde iktidar kurarak bir yere dek yol alınabiliyor. Belki yazarın konumu, görevi de yeniden konuşulmalı. Çok zamandır gürültüsü yeteneğinden büyük, ‘adam sendeci’ güruh herkesi esir almış vaziyette. 

Güç günlerden geçiyoruz...

Aklıma geliyor işte, meşhur gazeteye söyleşi verip; “ama benim oradan da okurum var” savunması yapan yazarı hangi ölçüyle tartacağız? “Düşkün aydınlar” diyoruz bu halde olanlara...