"Gerçek demokraside yargıdan kaçan başbakan yoktur"

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, "Gerçek demokrasilerde, yargıdan kaçan, dokunulmazlık zırhının arkasına saklanan başbakanlara, bakanlara, milletvekillerine yer yoktur. Kendi suçları için af çıkaran bakanlara, milletvekillerine gerçek demokrasilerde yer yoktur. İktidar olanaklarıyla kendi yakınlarına ihale ayarlamak demokrasilerde yoktur" dedi.

23 Nisan 2010 Cuma, 13:32
Abone Ol google-news

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, 23 Nisan dolayısıyla özel gündemle toplanan TBMM Genel Kurulu'nda konuştu. Konuşmasına halkın Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı kutlayarak başlayan Baykal, TBMM'nin açılışını Mustafa Kemal'i ve birinci Meclis'ten başlayarak bugüne kadar TBMM'de görev yapmış bütün milletvekillerini de selamladı. TBMM'nin, dünyanın en eski ve en köklü on parlamentosundan biri olduğunu belirten Baykal, TBMM'yi sadece Türkiye'de değil, dünyada da en itibarlı, en güvenilir bir barış, istikrar ve meşruiyet kurumu olarak yaşatmanın en büyük görevleri olduğunu bildirdi. 90 yıllık dönemde önce 1960'ta bir buçuk yıl, sonra 1980'de üç yıl TBMM'nin askıya alınmış olmasının, "bunu gerçekleştirenlerin en büyük utancı olarak" tarihteki yerini aldığını kaydeden Baykal, TBMM'nin, milletin şerefini ve onurunu temsil eden bir kurum olduğunu vurguladı. TBMM'nin bir askerî zaferin eseri olmadığını, tam tersine askerî zaferin, TBMM'nin eseri olduğunu belirten Baykal, "Bu niteliğiyle de TBMM belki dünyada tek gazi parlamentodur. TBMM'den önce ne bir devlet, ne bir cumhuriyet, ne de bir ordu vardır. Devleti de, cumhuriyeti de orduyu da TBMM kurmuştur. TBMM, işgal kuvvetlerinin anavatandaki varlığına son veren askeri harekatı Gazi Mustafa Kemal'in önderliğinde yokluklar ve zorluklar içinde başarıyla yönetmiş ve zaferle sonuçlandırmıştır" dedi.

Baykal, savaşı kazanan TBMM'nin, Lozan Anlaşması'nı da gerçekleştirerek barışı, istikrarı ve uluslararası düzeyde tanınmayı da güvence altına aldığını, böylece milletin Anadolu'daki siyasi varlığına son vermeyi amaçlayan Sevr dayatmasının "yırtılıp atıldığını" dile getirerek Lozan Anlaşması'nın, içeriden ve dışarıdan sistemli tüm yıpratma çabalarına rağmen Türkiye'nin temel dayanağı olmaya devam ettiğine dikkat çekti.
 

"TBMM köklü atılımları yaparken AB yoktu"

TBMM'nin daha sonra siyaset, hukuk, eğitim, kültür ve ekonomi alanlarında çok köklü değişimler gerçekleştirdiğini, saltanatı ve hilafeti kaldırdığını, cumhuriyeti ilan ettiğini anımsatan Baykal, şöyle devam etti:

"Medeni Kanunu, Ceza Kanununu, Usul Hukukunu, Ticaret Kanununu çağın en ileri ölçülerine göre bu Meclis düzenlemiştir. Dinin ve devlet işlerinin ayrılmasını temel alan, dinin istismarını ve devlet işlerinin dine dayandırılmasını reddeden, bütün dinlere saygı gösteren ve eşit değer veren laiklik ilkesini bu TBMM Anayasamıza yerleştirmiştir. Kadınların seçme ve seçilme hakkı birçok Avrupa ülkesinden önce gene bu Meclis tarafından tanınmıştır. Basına özgürlük, yargıya bağımsızlık, üniversitelere özerklik, çalışanlara, işçilere sendika, toplusözleşme ve grev hakkı bu TBMM tarafından verilmiştir. Türkiye'yi tek partili sistemden çok partili yaşama, valileri parti temsilcisi olmaktan çıkarıp devletin valisi konumuna bu Meclis geçirmiştir. Üstelik bütün bu köklü atılımlar yapılırken ortada ne Avrupa Birliği vardır, ne de herhangi bir dış ülkenin siyasi komiserleri."
TBMM'nin Türkiye'yi bir demokrasi ve hukuk altyapısına kavuşturmaya çalıştığı sırada Almanya'da Nazi yönetimi, İtalya'da faşizm, İspanya'da Franco ve Portekiz'de Salazar yönetimi altında otoriter, totaliter ideolojilerin egemen olduğunu kaydeden Baykal, "Nazi yönetiminden kaçan üniversite hocalara, aydınlar, sanatçılar Türkiye'nin Köy Enstitüleri'yle, Halkevleri'yle çocuklarını eğitmek, insanlarını aydınlatmak için yokluklar ortasında verdiği büyük mücadeleye saygı duyuyorlar, fedakarca destek veriyorlardı. Bütün bu atılımlar, reformlar hiç şüphe yok ki TBMM'nin, Türkiye'yi ileriye götürme, modernleştirme mücadelesinin şeref sayfalarıdır" diye konuştu.

Baykal, son dönemlerde yaşanan iki önemli olayın, TBMM'nin onurlu kimliğine yeni şerefler kazandırdığını ifade ederek bunlardan ilkinin 1974'te yapılan Kıbrıs Barış Harekatı olduğunu söyledi. TBMM'nin, Kıbrıs'taki Türk toplumuna yapılan saldırıları, varlığını ve haklarını güvence altına alarak önlemek için kimseden icazet arayışına girmeksizin, uluslararası hukuka uygun olarak Türkiye'nin çıkarları doğrultusunda tarihi bir müdahale kararı aldığını ve başarıyla uyguladığını dile getiren Baykal, TBMM'nin bir diğer tarihi kararının da 1 Mart 2003'teki Hükümet tezkeresinin reddedilmesi kararı olduğunu ifade etti. "Bu karar, Türkiye'yi Irak'a yönelik bir askeri harekatın karargahı ve cephesi olmaktan, topraklarını bir yabancı ülke silahlı kuvvetlerinin işgali altına sokma tehlikesinden kurtarmıştır. Türkiye'yi yüzbinlerce Müslüman'ın ölümünden sorumlu bir ülke olmaktan kurtarmıştır" diyen Baykal, şöyle konuştu:

"Bugün ABD'nin de geldiği bu noktada TBMM'nin Hükümet'e rağmen nasıl bir ileri görüşlülükle Türkiye'nin ve bölgenin barışına, istikrarına ve uzun dönemli çıkarlarına uygun davrandığı bugün daha iyi anlaşılmaktadır. TBMM'nin 1 Mart 2003'te Irak savaşı konusunda aldığı Hükümet tezkeresini reddetme kararı şüphesiz TBMM şeref defterinin seçkin bir sayfasını oluşturmaktadır."

Baykal, Türkiye'nin örnek ve model olarak bütün dünyada ilgiyle izlenen modernleşme tarihinin temelinde iki temel siyasi ilke olduğunu, bunlardan birincisinin "ırk, kan, kafatası ölçülerini reddeden ve etnik kimlikleri, yerel, yöresel bağımlılıkları aşan bir ulusal kimlik anlayışı etnik ve sosyolojik kimliği inkar etmeden ama onun tutsağı da olmadan daha yüksek bir ulusal kimliğe geçişi amaçlayan uluslaşma politikası" olduğunu bildirdi. Etnik kimliğin herkesin kendi şerefi olduğunu ancak etnik kimliği ne olursa olsun tüm vatandaşların Türk milletinin eşit birer parçası olduğunu belirten Baykal, ikinci temel ilkenin din, siyaset ve laiklik anlayışıyla ilgili olduğunu dile getirerek şöyle dedi:
"Müslüman bir toplumda en geniş din ve ibadet özgürlüğü ile laik bir devlet düzeninin birlikte sürdürülebilmesi, pek çok kişinin gözünde Türkiye'yi örnek bir ülke haline getirmiştir. Aslında İslamiyet ile laikliğin beraberliği, Türkiye'nin modernleşme başarısının temel dayanağıdır. Etnik kimliğimiz ne olursa olsun hepimiz Türk milletinin birer parçası olarak eşitlik ve kardeşlik içerisinde beraberce yaşayacağız. Dini inancımız, mezhebimiz ne olursa olsun hepimiz laik Türkiye Cumhuriyeti'nin birer parçası olarak eşitlik ve kardeşlik içinde yine bir arada yaşayacağız. Bunu başarabilirsek Türkiye istikrar içinde, demokrasi içinde ilerler."
 

Eğitimde cemaatleşme

Baykal, Türkiye'nin parlak geleceğini etnik ayrımcılık ve terör tehdidinin gölgelemesine izin verilmemesi gerektiğini belirterek "Aynı şekilde din temelinde ayrışmaların, cemaatleşmelerin eğitimi, hukuku, yargıyı, emniyeti yönlendirmeye başlaması, böyle bir sürece göz yumulması, seyirci kalınması tarihi bir gaflet olacaktır. Demokrasinin sağladığı olanakları cumhuriyetin ve devletin milli ve laik kimliğini ortadan kaldırmak için kullanmak hem kullananlar, hem de siyasal çıkar hesabıyla kullanılmasına göz yumanlar açısından tam bir aymazlıktır" dedi.

Milli iradenin bir bütün olduğunu, iktidarın da muhalefetin de milli iradenin bir parçası olduğunu vurgulayan Baykal, milli irade ya da milli egemenliğin tek başına demokrasi demek olmadığına dikkat çekti. Baykal, milli egemenliğin demokrasiye dönüşebilmesi için gerçekten bağımsız, güçlü bir yargıya ve hukukun üstünlüğü anlayışına ihtiyaç olduğunu belirterek şöyle konuştu:

"İnsan hak ve özgürlüklerinin kağıt üzerinde kalmaması ancak güçlü ve etkin bir basın ve medya denetimine bağlıdır. Yoksa milli egemenlik ve milli irade anlayışı kolayca bir parlamento egemenliğine, parlamento egemenliği de bir parti çoğunluğunun diktasına, parti çoğunluğu da bir liderin siyasi vesayetine dönüşebilir. Böyle bir durumda da memleketin dürüst, namuslu insanları, vatansever aydınları sabaha karşı evleri basılıp ne ile suçlandıklarını bile bilmeden aylarca tutuklanabilirler. Herkesin telefonları, bilgisayarları izlenebilir. İnsanlar dizi film senaryoları gibi ucu açık iddianamelerle, gizli tanık ifadeleriyle, sahte haham ifşaatlarıyla emniyette ya da savcılıkta sanıklarla pazarlık yapılarak oluşturan delillerle yargılanabilirler. 3 yıla yakın bir süre tutuklu kaldıkları halde kendilerine iddianame ile ilgili hiçbir soru sorulmamış olabilir. Siyasetçilerin talimatlarına alet olmayı reddeden başsavcılar uydurma suç iddialarıyla tutuklanabilirler. Muhalefet eden gazete ve televizyonları susturmak için vergi rekortmenlerine vergi kaçakçılığı suçlamasıyla mali baskı ve yıldırma yöntemleri acımasızca uygulanabilir. Neyin suç, kimin suçlu olduğuna hukuk değil siyaset karar verirse hukukun gücü ortadan kalkar, güçlünün hukuku egemen olmaya başlar. Eğer bir ülkede bir parlamento çoğunluğu yasamayı, yürütmeyi, basını, televizyonları, şirketleri, holdingleri vesayet altına alması için bir lidere teslim etmiş ise duvarlarda 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' yazması bir anlam taşımaz. Böyle bir tablo karşısında, bir de anayasayı bir partinin iç işi gibi ele alarak tek başına değiştirip yüksek yargı kurumları da siyasi vesayet altına alınacak olursa, bu durumun, artık bir parlamento çoğunluğunun göz yumması ile mi yoksa hukuk dışı bir askeri darbe ile mi gerçekleştirildiğinin de bir önemi kalmaz."

Baykal, iktidarların seçimden çıkmış olmasının demokrasiyi güvence altına almaya yetmeyeceğini, demokrasilerde iktidarların denetlenebilir, hesap verebilir olması gerektiğini, denetimi de hem siyasetin, hem de yargının yapacağını ifade etti. Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Yargıyı ve basın medya kuruluşları gibi siyasal denetim kurumlarını, devletin gücünü kullanarak etkisiz kılmak, yargıyı siyasallaştırmak, yargıda kadrolaşmak herkesi suçlayıp mahkemeye çıkarırken kendini dokunulmazlık zırhının arkasına saklayıp yargıdan kaçmak demokratik meşruiyetine değil lider vesayetine hizmet eder. Gerçek demokrasilerde, yargıdan kaçan, dokunulmazlık zırhının arkasına saklanan başbakanlara, bakanlara, milletvekillerine yer yoktur. Kendi suçları için af çıkaran bakanlara, milletvekillerine gerçek demokrasilerde yer yoktur. İktidar olanaklarıyla kendi yakınlarına ihale ayarlamak demokrasilerde yoktur. İktidar olanaklarıyla devlet bankalarını kullanarak yakınlarına yandaş medya satın almak demokrasilerde yoktur. Devletin en hassas yönetim birimlerini tarikat, cemaat örgütlerine teslim etmek demokrasilerde yer yoktur. Polisi, emniyet güçlerini kendi siyasal amaçları için bir yıldırma ve intikam mangası gibi kullanmaya demokrasilerde yer yoktur. Devletin mali yetkilerini şirketlere karşı bir tehdit ve şantaj silahı gibi kullanmaya demokrasilerde yer yoktur."

TBMM'nin 90 yıl önce milli irade ve milli egemenlik kavramlarıyla çıktığı yolculuğunu gerçek bir demokrasi hedefine ulaştırabilmek için siyaseti etkin bir hukuk ve kamuoyu denetimine sokacak düzenlemelere ihtiyaç olduğunu belirten Baykal, hukuku siyasetin emrine girmekten çıkarıp siyaseti denetleyecek bir noktaya taşımanın, işin özü olduğunu kaydederek, "Gerçek demokrasi, siyaset hukuku kullanırsa değil, hukuk siyaseti denetlerse sağlanır" dedi. Baykal, konuşmasını "23 Nisan'ı insan haklarının, hukuka saygı anlayışının, gerçekten demokratik bir siyasal kültürün egemen olduğu bir ortamda en kısa zamanda kutlayabilme umuduyla selamlıyorum. Bu güzel günü bütün dünya çocuklarıyla paylaşmaktan mutluluk duyuyorum" sözleriyle tamamladı.