Girdi Tedarik Stratejisi açıklandı

Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, hurdanın, bugün Türkiye'nin enerji hariç en önemli ithal ara malı kalemi olduğuna işaret ederek, ''5 milyon yerine 10 milyon ton hurdanın yurt içinden karşılanması, cari fiyatlardan yaklaşık 2,5 milyar dolarlık kaynağın yurt içinde kalması anlamına gelmektedir'' dedi.

23 Mart 2011 Çarşamba, 12:17
Abone Ol google-news

Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, TOBB, TÜSİAD, TİM, MÜSİAD, TUSKON ve diğer sektör temsilcileriyle birlikte düzenlediği basın toplantısında, ''Girdi Tedarik Stratejisi''ni (GİTES) açıkladı. Cari açığın oldukça önemli bir hale geldiğini ifade eden Çağlayan, dünyada petrol fiyatlarının yükselme eğiliminde olmasının da cari açık üzerinde olumsuz etkilerinin olabileceğini söyledi.

Bakan Çağlayan, GİTES'in ara malı ithalatına bağımlılığı azaltmak suretiyle doğrudan cari açık sorununa da çözüm getirecek nitelikte olacağını vurguladı. 2010 yılında 48,6 milyar dolar cari açığın, gündemlerinin en önemli konusu olduğunu ifade eden Bakan Çağlayan, ''Petrol fiyatlarının artmaya devam etmesi ister istemez cari açık üzerinde olumsuz etkisini gösterecektir. Petrolün yoğun olduğu bölgelerde artan olaylardan dolayı bunu çok daha fazla yüksek maliyetlere gelmesi ve petrol ithalatına direkt 10 milyar dolar ilave bir yük getireceği tartışmasız hepimizin malumu'' dedi.

Sadece ihracat yapıp ithalata kapıyı kapatmanın da mümkün olmadığını söyleyen Çağlayan, ''Türkiye'de sanayi üretimi ile ara malı ithalatı arasında yüzde 86 düzeyinde bir paralellik vardır. 2010 yıl itibariyle ara malı ithalatı toplam ithalatın yüzde 71'ini, enerji dışı ara malı ithalatı ise toplam ithalatın yüzde 64'ünü oluşturuyor. Bu rakamlar bize bu konunun ne kadar önemli olduğunu çok net bir şekilde gösteriyor. Ara malı ithalatı önemli ama ülkemize daha fazla katma değer bırakmak, ithalat bağımlılığını azaltmak, girdi tedarikinde güvenli ve sürekliliği sağlamak ondan çok çok daha önemlidir'' diye konuştu.
 

'Programı kısa, orta ve uzun dönem olarak belirledik'

Girdi Tedarik Stratejisi'nin 3 ana hedefinin tedarikte güvenlik, maliyette etkinlik ve ihracatta rekabet olduğunu bildiren Bakan Çağlayan, programı kısa, orta ve uzun bir dönem olarak belirlediklerini, kısa dönemde ihracata dönük üretimde daha etkin ve düşük maliyetli girdi tedariki açısından izlenecek yol haritası oluşturmak, orta ve uzun dönemde ise ihracatın ara malı ithalatına olan bağımlılığı azaltacak, yurt içinde ara malını daha fazla üretecek, kaynak verimliliğini ve daha fazla katma değerin yurt içinde kalmasını sağlayacak nitelikte politikalar geliştirmenin hedeflendiğini kaydetti.

Zafer Çağlayan, ''Bundan sonra teşvik sistemleri de girdi tedarik stratejisinin çıkmış olduğu bulgulara göre yapılacaktır. Bu, sanayi stratejisi ile beraber ortak bir bileşen olarak ortaya çıkacaktır'' dedi.
 

'2011 sonuna kadar belirlemiş olduğumuz tüm sektörleri bitireceğiz'

Yurt dışına yönelen Türk yatırımcılarını, ihtiyaç duyulan girdi alanlarına yönlendirmek, bölgesel dış ticaret stratejilerine, serbest ticaret ve tercihli ticaret anlaşmalarına girdi tedariki konusunu yansıtmanın önem arz edeceğini vurgulayan Çağlayan, bu çerçevede DTM'nin Ekonomik Araştırmalar ve Değerlendirme Genel Müdürlüğü'nün veri tabanı oluşturduğunu, tüm müsteşarlık birimlerinin katılım sağladığı ara malı ithalatındaki paylarına göre oluşan sektörel çalışma gruplarının stratejiye ilişkin bir ön rapor hazırladığını, bu raporun Başbakan'ın genelgesi ile oluşturulan İhracata Dönük Üretim Stratejisi Değerlendirme Kurulu'nun 12 Temmuz 2010 tarihli ilk toplantısında gündeme getirildiğini anlattı.

Zafer Çağlayan, sektörel bazlı çalışmalara, demir-çelik sanayi ile başlandığını, otomotiv ve makine sektörleri ile devam edildiğini, önümüzdeki dönemde de kimya, tekstil, tarım ve gıda sektörlerinin ele alınacağını bildirdi. Çağlayan, ''2011 yılı sonuna kadar belirlemiş olduğumuz tüm sektörleri bitireceğiz. Bitirdikten sonra Türkiye'nin yeni dönemdeki yatırım ve üretim destek sistemi bu stratejide belirtilen durumlar göz önüne alınarak yapılacaktır'' diye konuştu.
 

Demir-çelik sektörü

Dünyanın en önemli ülkelerinin girdi tedariki konusunda neler yaptıklarını tek tek incelediklerini anlatan Çağlayan, özellikle AB, ABD, Japonya, Güney Kore ve Çin'in girdi tedarik stratejisi ile küresel ekonomiye yön verdiğini ifade etti. İlk çalışmaları demir-çelik sektöründe yaptıklarını belirten Bakan Çağlayan, şöyle devam etti: ''Türkiye 2000-2010 yılları arasında Çin ve Hindistan'dan sonra çelik üretimini dünyada en çok artıran üçüncü ülke konumunda. Ülkemiz, 2010 yılı itibariyle ürettiği ham çelik miktarıyla dünyanın 10. büyük üreticisi konumuna gelmiş ve dünyadaki payını yüzde 1,7'den yüzde 2,1'e çıkarmıştır. Sektörün kronik sorunu olan yassı çelikteki kapasite yetersizliği, son yıllarda devreye giren ve yakın zamanda devreye girecek olan kapasitelere bağlı olarak ortadan kalkacak ve ülkemiz önümüzdeki dönemde net ihracatçı konumuna gelebilecektir.''
 

Yurt içi hurda tedarikinin önemi...

Sektörün değer itibariyle en önemli girdisi konumundaki hurdanın bugün Türkiye'nin enerji hariç en önemli ithal ara malı kalemi olduğuna dikkati çeken Bakan Çağlayan, şunları kaydetti: ''Türkiye, 2008 yılında 9 milyar dolarlık, 2010 yılında ise 7 milyar dolarlık hurda ithal etmiştir. Bu tutarlar 2008 ve 2010 yılları için Türkiye'nin dış ticaret açığının sırasıyla yüzde 13 ve yüzde 10, cari işlemler açığının ise yüzde 21 ve yüzde 15'ine denk gelmektedir. Dolayısıyla bu alanda sağlanabilecek küçük çaplı bir maliyet tasarrufu dahi yalnız sektör firmalarımızın rekabet gücüne büyük katkısı açısından değil, tek başına makroekonomik değerler açısından da son derece faydalı olacaktır. İzleyen dönemde devreye girmesi planlanan yeni yatırımlar ve kapasite artışları, hurda ihtiyacının artacağını ve yurt içi arzın sınırlı olması nedeniyle açığın büyüyeceğini göstermektedir. Mevcut kapasite kullanım oranları üzerinden yaklaşık 23 milyon ton hurda kullanımının, 2015 yılında 34 milyon tona ulaşacağı tahmin edilmektedir. Sektörün rekabet gücü açısından bu denli önemli olan hurdada ülkemiz, dünyada demir-çelik hurda yeterlilik oranı en düşük, ithalata bağımlılığı ise en yüksek ülkedir. Hurda konusunda bir diğer çok önemli husus da iç kaynağın geliştirilmesidir. Sektör yılda yaklaşık 5 milyon ton hurdayı yurt içinden karşılamakta, iç kaynağın en iyi şekilde değerlendirilebilmesi halinde bugün bile bunun 10 milyon tona çıkarılabileceği öngörülmektedir. 5 yerine 10 milyon ton hurdanın yurt içinden karşılanması, cari fiyatlardan yaklaşık 2,5 milyar dolarlık kaynağın yurt içinde kalması anlamına gelmektedir.''

İçişleri Bakanlığı aracılığıyla 81 ilin valiliğine gerekli yazıların gönderildiğini anlatan Çağlayan, Türkiye'nin en ücra köşelerine kadar bu konuda bir eylem planı belirlenerek, yurt içi hurda tedarikinde bu işin öneminin kapsamlı bir şekilde ele alınmaya başlandığını belirtti. Çağlayan, ''Ümit ediyoruz ki bu konu bir yılda 2,5 milyar dolarımızın Türkiye'de kalmasını sağlayacak ve ithalat bağımlılığımızı azaltacak önemli bir faktör olacaktır'' dedi.

'Yüksek maliyetli zenginleştirme tesisleri kurulması ihtiyacı...'

2010 yılında gerek demir cevherinde gerek koklaşabilir taşkömüründe birer milyar dolarlık ithalat gerçekleştirildiğine işaret eden Çağlayan, sektörün diğer önemli girdisi olan koklaşabilir taşkömürünün tedarikinde görülen dışa bağımlılığın benzer sorun yarattığına dikkati çekti. Çağlayan, ''Türkiye'de halihazırda işletilen ya da işletilebilir nitelikteki 31 yatakta toplam 113 milyon ton cevher rezervi bulunmaktadır. Ekonomik olarak işletilebilir demir kaynaklarımız, ülkemiz cevher talebini ancak 10 yıl karşılayabilecek düzeydedir. Bu çerçevede ülkemiz entegre demir çelik fabrikalarının yıllık 11-12 milyon ton demir cevheri ihtiyacına karşılık, yurt içinde 5 milyon ton civarında demir cevheri üretilmektedir. Halihazırda koklaşabilir kömür yurt içi üretimi, sektör ihtiyacının sadece yüzde 8-10'unu karşılayabiliyor'' diye konuştu.

Çalışmalar sonucunda yurt içinde maden rezervi tespit çalışmaları, teknik inceleme ve analizlerine hız verilmesi; lojistik altyapının geliştirilmesi ve işletilemeyen sorunlu yatakların işletilebilmesi için yüksek maliyetli zenginleştirme tesislerinin kurulması ihtiyacının ön plana çıktığını belirten Çağlayan, bu unsurlardan lojistik altyapı konusunun tüm sektörlerin girdi tedariki için önem taşıması itibarıyla GİTES kapsamında müstakil bir başlık olarak ayrıca ele alındığını ifade etti.

Çağlayan, ''Öte yandan, yüksek maliyetli yapısı nedeniyle kurulamayan ve uluslararası mükellefiyetlerimiz nedeniyle devlet yardımı verilemeyen zenginleştirme tesislerine, mükellefiyetlerimize halel getirmeden devlet yardımı verilebilmesini teminen yoğun temaslar başlattığımızı belirtmek isterim'' dedi. Türk demir-çelik sektörünün kullandığı ana ferro-alyajlardan hiçbirinin Türkiye'de üretimi bulunmaması nedeniyle 2010 yılı itibarıyla sektör ihtiyacı paralelinde 650 milyon dolarlık ferro-alyaj ithal edildiğini söyleyen Çağlayan, ''Ülkemizde elektrod üretimi de bulunmamaktadır. Refrakter üretimi bulunmakla birlikte, ana girdisi fused-manyezitteki yüksek enerji kullanımı, bu alanda mevcut kapasitenin yeterince kullanımına ve ilave yatırıma imkan vermemektedir'' dedi.

 

Demir çelik ve demir dışı metaller sektörü

Çağlayan, demir çelik ve demir dışı metaller sektörünün temel girdilerinden bir kısmında, Türkiye'deki cari enerji maliyetleri nedeniyle, enerji yüksek üretim yapısı içeren bu girdilerin üretiminin Türkiye'de ya hiç olmadığını ya da atıl kapasite olarak bulunduğunu anlattı. Enerji yoğun üretim gerektirmesi nedeniyle kurulu kapasitenin ülke ihtiyacının ancak yüzde 10'unu karşılayabildiği birincil alüminyumda 2010 yılında 1,8 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirildiğini dile getiren Çağlayan, yine aynı yıl cari fiyatlarla yaklaşık 750 milyon dolar tutan bakır konsantresinin de enerji yüksek üretim kapasitesindeki açık nedeniyle işlenemeden ihraç edildiğini belirtti.

Çağlayan, yalnız demir çelik ve demir dışı metaller sektöründe enerji maliyetleri nedeniyle Türkiye'de üretimi bulunmayan ya da kıt olan girdilerin yıllık toplam ithalatının 4 milyar dolar seviyesinde olduğunu söyledi. Hurda, demir çelik sanayi tesislerinin toplam üretim maliyeti içinde yaklaşık yüzde 70'lik paya sahip bulunduğuna işaret eden Çağlayan, bu alanda yapılacak bir yurt dışı yatırım suretiyle, uzun vadeli tedarik güvenliğinin temini yanında, yaklaşık yüzde 10'luk aracı paylarının devre dışı kalmasının sağlanacağını, bu suretle nihai ürün maliyetlerinde yüzde 7'lik net bir düşüş temin edilebileceğini kaydetti.

Çağlayan, 2000'li yıllar boyunca emtia fiyatlarında sert yükselişler görüldüğünü, birçok varlık fiyatının 10 yıl önceki fiyatının 4-5 katına ulaştığını dile getirerek, bu varlıklara sahip olmayan ülkelerin ise çok yüksek ithalat faturaları ödediğini söyledi. Örneğin, yaklaşık 3 bin dolar değeri olan bakırın yaklaşık 10 bin dolara, 60-70 dolar maliyeti olan demir cevherinin ise 200 dolarlara tedarik edildiğine değinen Çağlayan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Bu alandaki yatırımlarda şüphesiz Çin, başı çekiyor. 2005 yılından 2010 yılı ortasına kadar, devlet desteğini arkasına alan Çinli şirketler tarafından 91 adet devralınan yabancı madenlerin toplam sözleşme değeri, yaklaşık 32 milyar dolar olarak açıklanmıştır. Bugüne kadar bu kapsamda yapılan girişimlerde, Avustralya, geleneksel olarak en fazla madencilik yatırımının yapıldığı ülke konumundadır. 2009 yılında, Çinli şirketler, Avustralya'da madencilik alanında toplam şirket birleşmeleri ve alımlarının yüzde 40'lık bölümüne taraf olmuştur. Çin bu alandaki en aktif ülke olmasına karşın şüphesiz tek değildir. Güney Kore'de Kore Kaynaklar Kurumu, Afrika ve Latin Amerika'da bulunan kritik madenlerin işletilmesi için 2010 yılında 285 milyon dolarlık yatırım yapmayı planlamıştır.''

Zafer Çağlayan, demir-çelik ve demir dışı metaller sektörünün girdi tedarikinin etkinleştirilmesinin yalnız bu sektörler için değil, demir-çelik ve demir dışı metal ürünlerini kullanan sektörler açısından da önemli olduğunu belirtti. Makine sektörünün ana girdisinin demir-çelik ürünleri olduğunu anımsatan Çağlayan, makine sektöründe en fazla açık verilen ürünlerin başında buzdolabı ve soğutucularda kullanılan kompresörlerin geldiğini, bu açığın 400 milyon dolar olduğunu dile getirdi.
 

'Çin ve Kore'nin başarısında Girdi Tedarik Stratejisi'nin rolü büyük...'

Çağlayan, Türkiye'nin, Çin'den sonra dünyanın en büyük ev tipi buzdolabı ihracatçısı olduğunu ifade ederek, ''2010 yılında yaklaşık 675 milyon dolarlık buzdolabı ihraç edilmiştir. Kompresör, buzdolabının bir numaralı maliyet kalemidir. Buzdolabında en büyük rakibimiz Çin'dir. Türkiye'de üretilen kompresörler Çin kompresör fiyatlarını tutturamadığı için ihraç edilen buzdolaplarımızın önemli bir kısmında Çin kompresörleri kullanılmaktadır. 'Çin bunu nasıl başarıyor' konusu yıllardır süregelen bir tartışma. Ancak, rakamlar gösteriyor ki Çin bunu mucizevi formüllerle başarmıyor. Gerek Çin'in gerek Kore'nin başarısının altında, yürüttüğü sistemli Girdi Tedarik Stratejisinin rolü büyüktür'' diye konuştu.

Çağlayan, otomotivin, Türkiye'nin hem üretim hem de ihracatın lokomotifi olan sektörler arasında yer aldığını ifade ederek, otomotiv üretiminin dünyada 52 ülkede konuşlandığını, 50 firma tarafından yapıldığını söyledi. Bu firmalar arasında ilk 14 firmanın, toplam üretimin yüzde 80'ini oluştururken üretimin yüzde 97'sinin hafif araç üretiminden geldiğine işaret eden Çağlayan, şunları kaydetti: ''2008'de olduğu gibi 2010'da da 1 milyon adedin üzerinde üretim yapan Türk otomotiv sanayi, dünyada ilk 15 ülke arasında yer almaktadır. Türkiye, 2009'da hafif ticari araç üretiminde dünyada 7'nci, Avrupa Birliği'nde birinci, otobüs üretiminde dünyada 9'uncu, Avrupa Birliği'nde 2'nci olmuştur. 2010'da ülkemizin otomotiv ürünleri dış ticareti 34,1 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bunun 16,6 milyar dolarını ihracat oluşturmuştur. Türkiye 2010'da, otomotiv sanayi ürünleri dış ticaretinde yatırım mallarında yaklaşık 2,5 milyar dolar fazla verirken, tüketim ve ara mallarında sırasıyla 0,6 ve 2,7 milyar dolar açık vermiştir.''

Beş bin civarında parça içeren otomotiv sanayi girdilerinin beş ana grup altında birleştirilebileceğini dile getiren Çağlayan, metal ve sac konusunda karşılaşılan başlıca sorunların, vasıflı metal, pik ve döküm üretiminde kapasite ve kalitede sıkıntı yaşandığı, rekabetçi fiyat ve termin sorunları olduğunu anlattı. Bakan Çağlayan, ''Ülkemiz, üretim yetersizliği ve tedarik kaynağı tercihleri nedeniyle, yaklaşık 5 milyar dolar tutarında motor aktarma organı ithal etmiştir. Bu konuda üniversite sanayi işbirliğinin geliştirilmesi önemlidir. Elektronik ve gömülü yazılım, sektör üretiminde günümüz itibariyle maliyet içinde yüzde 30-35 civarında bir pay alan, kısa sürede bu payını yüzde 70'ler seviyesine çıkarması beklenen çok önemli bir girdi kalemidir'' dedi. Yaptığı konuşmada, stratejik ve yurt içi tedarik imkanları kısıtlı temel ham maddelerde yurt dışı yatırım ihtiyacından bahsettiğine dikkati çeken Devlet Bakanı Çağlayan, geçtiğimiz günlerde Kızılcahamam'da yapılan Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Koordinasyon Kurulu Toplantısında ortaya konan teknik komite eylem planlarına, bu hususun bir eylem maddesi olarak girdiğini söyledi.

Çağlayan, öte yandan, Dokuzuncu Kalkınma Planı 2011 yılı programında yer alan GİTES'in, sektör sanayi stratejileri ile de bütünlüğünün sağlanması yönünde çalışmalara devam edildiğini söyledi. Bakan Çağlayan, ''İnşallah sene sonuna kadar tüm sektörlere ilişkin çalışmanın tamamlanmasıyla, enerji dışı tüm ara mallarına ilişkin somut ve kısa-orta dönemde uygulanabilir politika önerilerini içeren girdi tedarik stratejimiz bütünüyle ortaya çıkacaktır. Oluşturduğumuz ihracata dönük üretim stratejisi ve girdi tedarik stratejisi ile Türkiye'nin sanayi üretiminin vitesini büyüteceğiz. Bu sayede ürettiğini ihraç ederek, yüksek katma değer sağlayarak, cari açığını azaltacak ve dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri haline gelecektir'' diye konuştu.