Hayata yabancılaştıkça tükeniyoruz... Y. Bekir Yurdakul’un yazısı...

Gülşah Özdemir Koryürek, bilimsel olanı gündelik hayatın ısıtan-kucaklayan anlarından incelikle devşirdiği bir anlatıyla harmanlarken bir yanda unuttuğumuz düşlerimizi, hayallerimizi kolayca öldürmelerimizi, yüklerimizi seriyor önümüze. Ve bizi yeniden doğanın kucağında şiirler okumaya çağırıyor; sahici bir hayat için.

18 Mayıs 2021 Salı, 00:03
Abone Ol google-news

Bilimkurgu türünde okumayı sever misiniz? Öyleyse bu kitap tam size göre. Bilimkurgu türünde okumaktan hoşlanmıyor musunuz? Öyleyse bu kitap tam size göre!

Gülşah Özdemir Koryürek ve Selin Saygılı el ele vermiş, dünyamıza / hayatımıza bir de Zaman Yolcusu Kreta’yla bakmayı denemişler. Koryürek’in sözcüklerini Saygılı’nın renk, leke, çizgilerle ortaya koyduğu karakterleri çoğaltmış.

Sözcüklerin bizi alıp götürdüğü ev hali dünya, işte tam da bu nedenle okuru bir şiir sıcaklığında sarıp sarmalıyor. “Tüketme, Tükenme” çığlığı ve “Dünyayı çöpe atma!” çağrısını dünyamıza yazdıkları noktada bile bu şiir sürüyor.

Şiir demişken onu “söylenen, dinlenen ve düşünülen bir şey” olarak anlayan ve değerlendiren Şiva’ya (Az sonra söz edeceğim ondan.) kulak versek iyi olacak:

“Şiir olmasa gezegenler hareket edemez, tüm bulutsular söner, gazlar uçuşmaktan vazgeçer, atomlar sabitlenir...”

Evet, Gülşah Özdemir Koryürek; bilimsel verilere yaslanan, günümüzde neredeyse düş olmaktan çıkan evrende yolculuk ana ekseninde bir öykü anlatıyor.

Kurduğu dil ve tutturduğu anlatımla onca bilimsel kavramı bahçemizde bir çiçeğe, daldan dala koşan ürkek serçelere, adımlarımızı kucaklayan patikaya dönüştürüyor.

Sözün başında yer verdiğim soruların her ikisi için de Zaman Yolcusu Kreta’yı önermemin nedeni de tam da bu işte.

Yayınevinin “Bilimkurgu Kitaplığı” dizisinin ikinci kitabı (Bakın şimdi, ilkini de fena halde merak ettim!) olarak sunulan Zaman Yolcusu Kreta’nın daha ilk sayfalarında kendi zaman yolculuğuma çıkıp ilk meraklarımı anımsayıverdim.

Ve kentlerin her gün çoğalan sınırları, tehlikeleri ve yasaklarını düşününce bir kez daha sevindim çocukluğumu köyde, o sınırsız/ korkusuz evrende geçirdiğim için...

MERAK ÇOĞALTIR İNSANI

Önce sayısını bilmediğim kayısı ağaçlarıyla dolu bahçemizin bittiği yerde ne var, onu merak etmiştim. Sonra kayısı ağaçlarına gülümseyen o güzelim Çataltepe’nin ardını. Sahi, o tepeye çıksam kent görünür müydü?

Sonra köyün ortasından geçen asfalt yol; sahi nereye kadar serilip gidiyordu böyle? Ya evimizi de selamlayıp geçen ırmak, onun akışı nereyeydi? Derken onca suyu barındıran denizler girdi düşlerime...

Yıllar sonraydı. Kentte doğmuş bir arkadaşımın, evlerinin sokağını nasıl bir merak ve aslında biraz da korkuyla keşfedişinin öyküsünü dinlediğimde kendi çocukluk meraklarım ve hayallerim birer zaman yolcusu gibi koşup gelmişti yanı başıma.

Bakın şimdi, kitabı bırakıp nerelere gidiverdim böyle! Tamam tamam, dönüverelim kitaba...

Resimleyen: SELİN SAYGILI

KRETA, ŞİVA VE...

Kreta, beş yüz elli dokuz yıldır falan yaşayan çok genç bir zaman yolcusu. Keşfetmeye, yeni şeyler öğrenmeye bayılıyor. Öyle ki bir türlü yerinde duramıyor, kendini oradan oraya savuruyor. Bazen toz bulutuna dönüşerek bazen de süpersonik zaman yolcusu aracını kullanarak seyahat ediyor.

Kreta, hep en iyi arkadaşı Şiva ile dolaşıyor. Nereye giderse yanında ille de Şiva... Şiva kim mi? Haydi, biraz ipucu vereyim: Kreta’nın doğduğu Bıdıbıdı gezegenine komşu Hıkkıdı gezegeninde doğmuş.

Tüm gezegenlerde, tüm yıldızlarda, tüm galaksilerde, tüm karadeliklerde (yazar bundan pek emin değil ama neyse...) yaşayan bir türün temsilcisi. Çok meraklı, bilge, tembel, huysuz ama şair! İşte tam da bu nedenle yani şair oluşundan evrendeki tüm dilleri konuşabiliyor.

Okuru, hiçbir noktasında zorlamayan, düşlerin ardında içtenlikle yolculuk eden bir dil ve anlatım tutturmuş bu kitaba ve hepsini çok sevdiğim kahramanlarına ilişkin daha fazla bilgi verecek değilim size. Asıl üzerinde durmak istediğim yazarın bizi Kreta’ya yol arkadaşı kılmasının gerekçesi.

HAZIR BULMAK, İYİ MİDİR?

Gülşah Özdemir Koryürek, bilimsel olanı gündelik hayatın ısıtan-kucaklayan anlarından incelikle devşirdiği bir anlatıyla harmanlarken düşlerimizi unutmalarımızı, hayallerimizi kolayca öldürmelerimizi, yüklerimizi (Ah, ne çok eşyamız var öyle!) seriyor önümüze.

Teknolojik gelişmeler hayatı “kolaylaştırıyor” belki ama ya hiçbir emek vermeden elimizde/ soframızda bulduklarımız! Ya üretim süreçlerinden her gün biraz daha ve hızla uzaklaştığımız yiyip içtiklerimiz, giyip eskitmeden vazgeçtiklerimiz...

Bir derenin o incecik çağlayışını kucaklar gibi yalın, basite yüz vermeyen, bir şey öğretmeye yeltenmeyen diliyle Zaman Yolcusu Kreta, yeniden ve daima düşünmeye çağırıyor: öncelikle çevremiz ve elbette şu yorgun argın Dünyamız için.

‘DÜNYAYI ÇÖPE ATMA’(YALIM)!

Sahi, yaşadığımız şu hayata dışarıdan bakmaya ne dersiniz? İşte Şiva’nın dedikleri:

“Kısa bir süredir Dünyadayız ama oyun oynayan çocuklar dışında mutlu birilerini görmedim. Yani sahip çıkmanız gerekenler o kocaman binalarınız, arabalarınız, ya da etrafa savurup durduğunuz plastik eşyalarınız değil. Soluduğunuz hava, kokladığınız çiçek, içtiğiniz suya sahip çıkmanız gerekiyor...”

Haydi, subaşına / yeşilin sakinliğine varma vaktidir. Deniz kıyısında çakıl taşlarının üzerine uzanıp ya da bir dereciğin şırıltısına kulak verip ya da efil efil ses veren rüzgârın peşine düşüp Orhan Veli’yle el ele gökyüzünü boyamanın vaktidir.

Kreta ve arkadaşlarının öyküsü de “iklim adaleti sosyal adalettir” ve “dünyayı çöpe atmayalım” çağrısına Orhan Veli’yle, şiirle uzanıyor.

Bir civcivin yumurtadan çıkışına, bir karpuz çekirdeğinin fideye dönüşüp o incecik dalında kocaman karpuzlar büyütüşüne, haziranda kiraz dalının yere doğru eğilinceye dek neler yaşadığına tanık olmaya varsanız, dünyamızı her gün daha çok tehdit eden plastik adaları/ dağları için de kaygılısınız demektir.

Zaman Yolcusu Kreta - “Tüketme, Tükenme” / Gülşah Özdemir Koryürek / Resimleyen: Selin Saygılı / Sıfırdan Yayınları / 96 s. / 10+ / 2020.